11.2.09

- naber? + ben çok iyi bi insanım, sen? – …

yine inanılmaz sikko bir başlıkla taçlandırdığım kimliksiz bir yazımla karşınızdayım sevgili sevgililerim, edişlerim, büdüşelerim.

 

- aa naber? bayadır görmüyodum, nasılsın?

+ nolsun. biliyo musun, ben çok iyi bi insanım.

-hadi ya? ne iyi, ne kadar güzel.

+ evet erdemliyim de, sen nasılsın?

- ben de idare ediyorum, başım ağrıyor biraz.

***

insan neden iyidir, nasıl iyidir, iyi olunabilir mi, iyiliğinin kendi farkına varabilir mi, “aslında iyiyim de arkadaşlarım kötü” eşiği neresidir, bu eşik harbiden var mıdır, iyiler ne sever, neden iyiler (ikinci kere yazdım tüh), iyileri dışlamalı mıyız yoksa içlemeli miyiz, içlersek/dışlarsak içerlerler mi?

“insan nedir? sualinin yanıtıyla başlayalım isterseniz evvelinde. şimdi insan siz, biz ve etrafımızda yer alan fasülye olmayan, ama kuruyan nesnelere verdiğimiz isim. yeşili de olur. ama kurumaso, insanlık vasfiyetinin tek unsuru değildir. nicesi de vardır.

bunlar davranır, yanlış davranış, doğru hareket, ibnelik, kıyak yapmak, arkadaşlık, hanimiş hanimiş şirinliği, çirkinliği göze sokma, yalan söyleme, doğruluktan bel kırma gerdan bükme, çakallık vs gibi insanlara özgü olarak sınıflandırdığımız eylemler çerçevesinde, eylemlerden eylem beğenerek kimlik kazanan kurumuş iki ayaklı bakliyata insan denir. (kaynak: “çeltik tarlasında iki kuş vuralım mı?” abbas yayınevi, 2004)

insan tabiyati neticesinde bir takım götlükler yapabilir, bu götlüklere maruz kalabilir, kalmak zorunda olabilir, götlük unsurunun farkında dahi olmayabilir. fekat, bu alternatif uzayda görülür ki, her defasında ilkmiş gibi tepki verilir, ya da son olacakmış gibi dersler alınır bık bık. alan görsem de, o dersi veren görmedim. alttan alttan pek bi güzel alınıyor o ders. yandan yandan.

bir takım kişiler de, kıyasıya bir “en iyi benim, şampiyonum ben.” rekabeti içerisinde, inanılmaz bir beyin/vicut eforu sarfediyorlar. mecburmuşlarmışlar gibi geliyor olmalı ki, ödün vermiyorlar, hep bir halleyle ödüllendiriyorlar bu efor sebebiylen dolayısıylan.

bak şimdi.

arkadaşım bana götlük yaptı, arkadaştır yapar. arkadaşlarımı insanlardan seçtiğim önbilgisiyle o arkadaşın insan olduğu sonucunu çıkarabilirsiniz. insandır götlük yapabilir. normel burası, gayet normelli bişey.

neyse, ben de kısmen insan olduğumdan mütevellit soruyorum: “neden?” diye. şıppadanak bir “ekskuze mua?” geliyor, sıra sıra ekskuze’lerle beraber. “yoktum, okul vardı, ben yoktum, param yoktu, uçak kalktı, dağa kaçtı, inek patladı, yandı bitti amına koyim.”

ee?

zaman geçiyor sonra. ha insandım ben onu söyliycektim, merak ediyorum. “ya bu arkadaş harbiden imkansız bişey istediğimden mütevellit kıt kaynaklarını kullanamadı(işletme beybi), talep ettiğim hizmeti veremiyor, olaplüp.

ama bahane olduğunu düşündüğüm şeylerin bahane olduğunu düşünme sebebim ne, gerçekten doğruyu söylüyor olamaz mı, neden güvenmiyorum ki? :/

ikinci olaya gel:

arkadaşım bi daha götlük yapıyo bak. demiştim önceden, insanım: “neden?” normelli bu da, talep edilen ürünün arzının piyasayı doyurmaması sebebiyle oluşan bir iç çalkantısı benimki. fiyat yükseliyor, ya da talep düşüyor. güven burada talep evet.

“abim hasta, keresteleri kurt yemiş, kuruyemiş kalmamış peki cips de mi kalmamış mı ne acıktım bık bık”

oldu mu şimdi peki?

“güven?”

niye?

bu güven eşiğini etkileyen onlarca faktör var, girmeyeyim. ama kişisel deneyimlerinizle bir kişiye güvenmemeniz için ne kadar ileri gitmesi gerektiğini anlayabilirsiniz. benim ikiymiş bu numunede. sizin 3’tür belki. 4 de olabilir, kısmet bu işler.

insan neden bu bahaneyi yaratır peki. muhtaç mıdır, iyi mi olmalıdır? bana mı iyi olmalıdır, yoksa tüm coğrafyada “iyi herif/kız bu" mu denmelidir literal olarak. “yok,” de, “sikerm ulan yapmadım amına koyim?” de. zor değil. insanın dayanma sınırı var.

o kişiden istediğiniz şeyin aranızdaki tek muhabbet olması, o yüzden kronik siz sorunu haline gelmesi daha komik sorunlara yol açabiliyor. burdan şöyle bir çıkarım yapabiliriz zannediyorum ki. insanlar, sorunun kendi vicudu üzerinde yer işgal etmemesi için bahane üretirler, eğer yapacağı götlük, farkedildiğinde alınacak tepkiden daha büyük bir tepki yaratacaksa; karşı tarafa suçu gömebilir, kendini temizleyebilir, rahatlar. çıkardım.

neden peki. insan sıkıntı seven bir yaratık ya da kavram olmadığından kaynaklanan sebebler ilen, potansiyel buhran yaratımlarını sıfıra indirmek/ortadan kaldırmak için elinden geleni ve bazen karşısındakini kullanarak elinden gelmeyeni karşısındakine yaptırarak mükemmel sonuçlar yaratabilir.

götlükle başbaşa kalırsınız.

iyi bir insan olabilmek, civarınızdaki diğer fasülyelere karşı inanılmaz bir referanstır. bu sesin gürlüğü, diğer çatlak “kötü o pis o” seslerini bastırabilecek desibele ulaştığında; artık dünyanın bişeyi olmak için önünüzde hiç bir engel yoktur, kalmamıştır.

iyi olmak zor değil. yes man’i izleyen arkadaşlarımız –her nekadar kurgulanmış bir durum komedisi olsa da- güdümlenmiş bir insanın ne derece kurulmuş bir bomba olduğunu göreceklerdir. herkese iyilik yapın, götlüklerinizi üzerlerine yıkmamaya çalışın ilk planda. “hassiktir lan” cevabını en çok ilk evrede alırsınız.

destin geçmeye başladığı zamanlarda içinden üçe kadar saymaya başlayıp tavizlerini kademe kademe artırabilirsin. akabinde götlüklerini de karşı tarafın vicuduna boca etsen de karşıdaki salak hatayı kendinde çoktan bulmuş, senin hatalarını düzeltmiş olacaktır.

çok kolay işte.

peki tercih edilebilir mi?

eğer lisedeki, bütün kızların homoseksüel erkek arkadaşı ya da erkek fatması olmak hala senin için ilgi çekiciyse neden olmasın? ya da şirinlik abidesi vasfına nail olup bünyeni şereflendireceksen, doğru yerdesin.

bunun dışında kalan her kendini bilmez, sikinde salladığı dünyanın, yaşam kisvesi altında, sadece kendini kontrol edebilecek kadar olan gücünü lime lime etmekle meşgul. ona ne iyilikten? götlükten? o ne ki?

sonuç olarak, dışlamamalıyız onları.

içimize almalıyız, günlük karın ağrılarımızdan uzak tutsak da; genel baş ağrısı olarak korumalıyız. kaldığımız sayfayı bi öncekinden ayıran ayraç gibi sıkıştırmalıyız anılarımızda. orda kalmalılar. ama serbest bırakırsanız, saddam’ı arayan abd ordusu şaşkınlığında diğer insanları korumaya çalışırsınız. bu noktada yapacağınız en büyük ve en karşılaşılagelmiş hata, diğer insanın da bir “iyi” olduğu olasılığını düşünmemeniz olur. aman.

iyi olun, kimseye şöyle olman lazım, bu gibisin deme kabiliyetine sahip değilim. destimi kasamadım, zaman harcıyamadım. o yüzden, farklı kişilere farklı serj’im. kıt kaynaklarımı maksimum fayda sağlayacak şekilde, minimum maliyetle harcamaya çalışıyorum.

neyseniz o olun, kafi.

aksi taktirde siktirin gidin aksiniz aynama düşmesin, aksi aksi küfür ettirtmeyin bana. kimlik analizi yaptırmayın, bünyenizle beynimi sikmeyin, bahane üretmeyin, paranoyak etmeyin adamı, adamlığımdan sual ettirmeyin bana, kimliğinizi kişiliğinizi ayak altına almayın/aldırmayın.

siktirin gidin.

kurudum ulan. bakkal mustafa’nın bile ne problemi var da surat yapıyo diye düşünür oldum lan sizin yüzünüzden.

iyi misiniz?

siktirin hörgüçsüzler sizi.

***

-oo abi naber lan?

+ fena değil ya, senden nasılsınız?

- iyi abi, ateşim vardı biraz. düşürmeye çalışıyolar.

+ hadi ya, allah rahmet eylesin.

***

sevgisiz kalın.

Technorati Etiketleri: ,,,,,,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Güncellemeleri Bilin