Hazır bir tane saçma yazımı yazıp yollamışken şimdi de sıvama aşamasına geçeyim diye ikincisini yazmaya karar verdim. Başlığın neden öyle olduğuna bir an önce gelmeli miyim yoksa gelmemeli miyim ona karar vermeliyim öncelikle, hadi yine iyisiniz söyleyeyim neden böyle olduğunu:lens!
Gözlerimin bozulma süreci ortaokul son sınıfa dayanıyor, ya da o sene bize göz muayenesine geldiklerinden o sene farketmiş de olabilirim, belki daha önceden de gözlerim bozuktu ama ben dünyayı gördüğüm şekilde sanıyordum. Neyse bu ekip geldiler böyle tahtaya astılar yazılarını falan, sınıf sırasına göre sırayla muayene oluyoruz. Ben de listede sondan üçüncü sıradaydım ve bana sıra gelene dek aslında tam olarak alttaki satırları okuyamadığımı farkettim ama bunu gururuma yediremedim ve hayır ben göremiyor olamam diyerek, son satırları ezberleyerek geçtim muayeneden. Sağlık ekibi ile sınıf öğretmenimizi kandırdım kandırmasına ama görüşümde hala bir düzelme de yoktu.
Sonra liseye geçtim, inatla da arka sıralarda oturdum, ulan madem gözün görmüyor da en arka sırada işin ne değil mi? Yok olmaz illa kastırcam gözümü hepten bozucam, niyet oydu demek ki. Ee tabi göz bu dayanır mı dayanmadı, son çare doktora gittik, tabi ki de miyoptum. Gözlük yazıldı, eczaneye gidildi. Ben o gözlüğü kullanmayacağıma adım gibi emin olduğumdan en dandik olanını yani devletin parasını karşıladığını seçtim, kullanmayacağım bir alete fazladan para vermek saçmaydı ki hakkaten sadece bir kaç ders harici de kullanmadım kendisini. Lise sonlara doğru artık ön sıralara yaklaşmıştım ancak bununla paralel olarak göz derecem de yükselişe geçmişti ki, önlerde oturduğum halde bütün dersleri tahtadan değil de, sıra arkadaşımın defterinden takip ettim.
Lise bitti, ben hala aynı inatla dünyaya çerçeve içinden bakacağıma bu şekil net olmadan bakarım daha iyi diye ortalarda dolanıyordum. Ancak gözlüğüm de yenilenmişti, ehliyet almıştım çünkü gerekliydi onun için, o da hayatımın ikinci göz muayenesi oldu zaten mecburiyetten. Gözümün görüş seviyesini sizlere anlatabilmek için şu anımı anlatsam fena olmaz aslında, liseden sonra yeniden össye girmek için dersaneye giderken, İstanbul'a bir gezi düzenledi hocalarımız. İstanbulla ilk net olmayan tanışmam da bu vesileyle oldu zaten. Tüm yolculuk boyu takmadığım gözlüğümü sahile indiğimizde dur bir takayım dedim ve "ohaa deniz ne güzelmiş!" diye tepkimi belirttim. O kısa anda gördüm İstanbul'u. Evet denizi falan vardı, güzel de gibiydi ama şimdilik benim için pek bir anlamı da yoktu. Bu İstanbul maceramda arkadaşımla "İstiklal Caddesi"nde kaybolmayı başarabilmem ve buluşma yeri olan "Galatasaray Lisesi" yerine çeşitli konsolosluklar ve kiliseler önünde beklemeye çalışmam ise ayrıca takdire şayan bir durumdu.
İkinci kez sınava girip de annemin hiç istemediği okulumu kazanınca yeniden başladı İstanbul maceram. Yine inatla İstanbul'a net olmayan gözlerimle bakmaya devam ettim. Ancak İstiklal Caddesi'nde kaybolmuyordum artık, Taksim'de kayboluyor, indiğim otobüsün yine aynı yerden kalktığınıysa çok sonra bir arkadaşım vasıtası ile keşfediyordum. Hergün gördüğüm "Boğaziçi Köprüsü"nün ışıklarının değiştiğiniyse ikinci senemde farkediyor ve yurt arkadaşlarıma sevinçle bu yeni bilmigimi paylaşınca "yuhh" diye bir cevapla karşılaşıyordum. Gözlüğümü ise yalnızca sınıfta tahtaya birşey yazıldığında ya da Üsküdar sahilde yurduma giden otobüsleri tespit amacıyla kullanıyordum.
Yani şaka maka iki yıldır İstanbul'da yaşıyorum ama İstanbul'u ciddi anlamda görmediğimi farkediyorum. Bu yaz "eeh eytere beaa!" diyerek lens aldım, bırak İstanbul'u Bolu'yu bile adam gibi görmediğimi anladım. En son etrafımı bu derece net olarak ne zaman gördüğümü ise gerçekten hatırlamıyorum. Ama bir yandan da iyiydi bu bulanık görme meselesi, mesela yanımda arkadaşım mı var, oturup biyerde iki çift laf mı ediyoruz, hah işte o anda ondan başka kimseyi görmüyordu gözüm, arka plan buğulanıp tek odak o kişi oluyordu. Film izler gibi iziyordum yani karşımdakini. Ha bir de aynada kendimi de beğenebiliyordum az da olsa, sivilcem yoktu, kaşım saçım garip değildi, elim yüzüm düzgündü o zamanlar. Ama artık salt gerçekler var önümde pek hoşuma gitmese de alışıyorum.
0 Yorum:
Yorum Gönder