Rüyamda Düzce'de babamların köyündeyim her zamanki gibi, ve yine her rüyamda olduğu gibi dedemler hayatta ve bizimleler, yani herşey eskisi gibi. Hepimiz fındıklarımıza bakmak için dedemin peşinden gidiyoruz tarlaya. Tarlaya girdiğimizde ise CNN Türk'ünden Ntv'sine Habertürk'üne dek bir gazeteci ordusu ve kameralar ile karşıkarşıya kalıyoruz.
Ne oluyor demeye kalmadan tarlanın altının üstüne gelmiş olduğunu farkediyoruz, çeşitli tümsekler, hendeklerle dolmuş koskoca tarla. Sıra sıra otlar sökülmüş ve öte yana yığınaklar yapılmış, biz hala olayı ayırt etmeye tarlamıza neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Biz neler olduğunu çözmeye gayret ederken, muhabirlerden biri olayı anlatmaya çalışıyor ve PKK'nın ikinci adamı sonunda gerçekten yakalandı diyor, bakın bakın işte burada diyerek bize bağlanmış olan Karayılan'ı gösteriyor. Biz hala olayın şokunda olduğumuzdan hiçbir yorumda bulunmuyoruz ancak muhabir açıklamalarına devam ediyor ve Karayılan'ın bir süredir burada saklandığını ve tarlaya çeşitli tuzaklar ve sığınaklar yaptığını, gördüğümüz tüm bu tümseklerin hendeklerin bu sebeple bulunduğunu söylüyor.
Daha sonra kurduğu tuzaklardan birini göstermek için kuru fındık yapraklarıyla dolu bir yığınağa büyük bir taş atmamızı istiyor. O anda farkediyorum ki bizim tarla deniz kenarına gelmiş, kendi kendime rüyamda rüyamı eleştiriyorum bu kısım saçma oldu diyerek sanki kalanı mantıklıymış gibi. Neyse muhabirin dediği gibi taşı atıyoruz o yığına ve yığın bir anda alev alıyor, işte diyor bakın tuzaklara nasıl da hazırlamış.
Sonra ekliyor, Karayılan'ı dedeniz yakaladı! Vay be, deyip gururlanıyoruz. Gururlu bir biçimde bakıyoruz dedeme sonrasında muhabir bize Karayılan'ın fındık ağacının tepesine yaptığı tüneği gösteriyor ve işte burada bekleyecekti diyor. Bakıyorum çok da sağlam birşeye benzemiyor ama diye geçiriyorum içimden. Sonrasında normal şekilde eve geri dönüyoruz ve olay kapanıyor zaten devamını da hatırlamıyorum.
Bunun yanısıra Kadir Topbaş demişken, bilmeyenlere o rüyamı da anlatmalıyım sanırım. Ama şimdi yeniden yazmaya üşendiğimden kopyala-yapıştır yaparsam beni mazur göreceğinize inanıp, affınıza sığınıyorum.
Geçenlerde yine rüya görmekteyim, mekanı tam hatırlamasam da sanırım ya evimizin oralarda ya da bir düğün salonunun bahçesinde annem, babam, ablam ve bilhassa ben öyle saçma saçma dikiliyoruz asıl aksiyon ne vakit başlayacak, acaba bu manyak bize gene neler yaptıracak diye bekliyoruz. Derken o da ne? Sağ üst köşeden bir "Kadir Topbaş" silüeti bize doğru yaklaşıyor ve bize "gel, gel" işaretleri yapıyor, ben noluyo yahu ne Kadir'i ne Topbaş'ı demeye kalmadan Topbaş koşturmaya başlıyor, e tabi biz de boş dururmuyuz düşüyoruz ablamla Topbaş'ın peşine.O sırada annem ise "nereye?!!" diye bize bağırsa da ona cevap bile vermeden Topbaş'ı yakalama yarışına giriyoruz ama sevimli de birşey, hoppidi hoppidi koşuyor, bize gülümsüyor falan o derece.
Neyse biz buna yavaş yavaş yetişeduralım, bir de bakıyoruz ki metroya doğru gidiyoruz. Topbaş turnikeden kendinden beklenmeyecek bir tez canlılıkla "Mecidiyeköy Eylemcileri" gibi atlayarak geçiş yapıyor ve bize de gelin gelin diye işaret yapmayı da eksik etmiyor. Ancak biz bu durumu önce ölçüp tartıyoruz ve "o atlar tabi, arkası kuvvetli onun, ona bişey olmaz olan bize olur" şeklinde düşüncelere dalıyoruz. Topbaş adete içimizden geçenleri anlıyor ve bu çocukları geçirin diyerek bize beleş metro geçişi sağlıyor. O an acayip sevindirik oluyorum "bedavadan metroya binicem yıh yıh yıh" şeklinde pis pis gülüyorum.
Daha sonra Topbaş ile tamamı boş olan metroya ben, ablam ve Topbaş biniyoruz. Bize bu metro hakkında bilgi veriyor ve "İstanbul'u baştan sona geziyor bu meret" diyor. Öylesine mutlu oluyorum ki İstanbul'un çıkışına dek Topbaş'ın anlattığı diğer icraatları da duymazdan geliyorum ancak Topbaş hala şevkle İstanbul için ne gibi projeler hazırladığını, neler neler yaptığını döktürüyor, anlattıkça daha da coşuyor ve daha da sevimli mimikler geliştiriyor kendine. İstanbul boğazından mı geçmiyoruz, Galata Kulesi'ne mi selam çakmıyoruz, geçmediğimiz yer kalmıyor sözün özü, derken bu yolculuk son bulduğunda yine Topbaş cevval bir atakla metrodan dışarı çıkıyor ve koşturuyor, biz de yine nereye gidiyor bu diyerek onu yakalamaya uğraşıyoruz. Ben de hazır bunca samimiyet kurulmuşken, ablama "Topbaş'a söylesek ya sana bi iş falan ayarlasın" diyorum ve kendisini yakalayınca ilk iş bu fikrimizi ona açmayı planlıyoruz.
Topbaş'ı bu sefer ilginç bir biçimde oluşturulmuş bir parka girerken görüyoruz ve ardından biz de dalıyoruz ortama. Bize yaptırdığı bu parkın özelliklerini sıralıyor ama biz nasıl olur da konuyu ablamın işine bağlarızın hesaplarında olduğumuzdan pek de dikkat etmiyoruz dediklerine. En sonunda allem edip kallem edip söyleyiveriyoruz niyetimizi, bize cebinden çıkardığı buruşmuş bir kağıdı uzatıyor ve gülerek "alın buraya yazın adınızı, ilgilenicem ben bununla bizzat" diyor ve elde ettiğimiz başarıdan ötürü büyük kıvanç duyuyoruz. Daha sonra ise yine aynı metroyla, Topbaş'ı parkta bırakarak eve dönüyoruz. Topbaş'lı rüyam ise bu şekilde son buluyor ya da ben devamını hatırlamıyor da olabilirim ama neyse bu kadarı yeter de artar bile.
Bu rüyalarımı anlatarak iyi mi ettim, kötü mü ettim bilemedim şimdi ama oldu artık yapacak birşey yok sanırım...
0 Yorum:
Yorum Gönder