30.7.13

bir tabu olarak kenar danteli

hepsi vahşi, hepsi aydınlık.

***

insanın dünya üzerinde ve altındaki süreci, hep bir başlatana ihtiyaç duyuyor süphesiz. bir tetik, bir rüzgar gülü için belirsiz rüzgar her neyse, işte o. dökülmesi gerekiyor günah şerbetinin, en köhne kaplara yeniden doldurulması gerekiyor. kokuşmuş mahzenlerde haftalarca beklemesi, sürekli bir koşuşturmaca, "kafam şişti bar bar bar, amına koyacam çeper gibi." ya da "yerim dar, ayağımı sikeyim, daha olmamış bu, 3 parmak ne lan, mikalenjelo muyum ben". açılır 41 hafta sonra ifrit kapıları, daha bi kapalı gözler, "keşke yırtılmasaydı zarı kapaklarımın" derken.

bir ayna düştü. kırılmadı da, sekip durdu iğrenç desenli halının üzerinde. hareketi yavaşladı, döndü de döndü, döndü de döndü. parladı yansıyan florasanın keş beyaz ışığına akis. çınladı da durdu buz gibi, ince, var ya o ince sesi karın, tiz, derin. içinde en derinlerinde, bakanın istikametine ters ayrı bir çukur açtı, adeta bir portal. sandalyenin üzerine çıktım. bir tavana baktım, bir de yerdeki 10 cm'lik cep aynasının içine. "ben burdan düşersem, kesin ölürüm" dedim. kendimi atlamaya ikna etmek için yaktığım sigara biterken, "iyi," diye düşündüm. "zaten burdan atlayınca ölmezsem, sigaradan ölürüm."

***

insan ihtiyaç duyuyor. ya da sikeyim insanı, boşuna genelleştirmeye gerek yok. ağzımdan girip tüme, ya da dur lan, hiçe varıcam.

arasözüm ben. çıkar beni, neyin içindeysem, farketmezsin, orada mıymışım ben? a. adeta bir illüzyon, bir göz yanılsaması mucizesi! çıkar beni. sök gerekirse, ya da kibarca itele, "git lan" de, ya da şey de "ya ben gerekirse yani, ama gerekmiyo, belki gerekir, gerekirse şeedim ben o zaman, şimdi gerekmiyo ama ya." bu da işe yarar. durumun vaylıns tenşın'ına göre siktir olup gitmek ile buharlaşmak skalasında değişen çeşitli şekillerde tayfa dönerim, kuş olurum. ama değişmez işte bi şey.

insan değişsin istiyor. insan arazöz gibidir. etrafta sulayacak binlerce çiçek varken, ulan ne uğraşacam diye düşünmüş olsa gerek, toparlamış çoğunu bir araya, ulan madem toparladım, komple bi makine icat edip işimi hepten çabuk halledeyim demiş. insan orospudur. her insan orospuçocuğudur. oysa ki sevişilerek imal edildiysek, hepimizin saf ve temiz hayatları iğfal ve tecavüz mamulü değil midir?

insanı cımbızla çek çıkar köklerini oturdukları tekli koltuktan. küfret, küçümse, utandır, tehdit et.
bunlar başka dilden anlamıyor azizim.

***

dün oturdum, düşündüm. düşündüm dediğim, aldım bir fikrin ucunu elime, sündürdüm de sündürdüm, yuvarladım da yuvarladım.

düşündüm ki, kimse beni arayıp, "ya oğlum, açma börek yaptımdı evde, sabah kargoya verdim, seversin. oyalanmadan git al da bozulmasın" demiyor lan. ya da "oğlum öksürüyor musun sen, içmiyosun di mi sigara? bak baban da bıraktı, sen de içme parmaklarını kessinler hiç hoş olmaz" diye yarı gornografik tırsıtmıyor beni. ya da "oğlum gelmiyo musun, bak kaç ay oldu, tatlı orası galiba. ama hiç mi özlemedin?" diye en ikirciklik insansı bencilliklerimi, samimice vurmuyor yüzüme. hiç kimse "adam gibi" gidemiyor ve. insanın, hasta olduğunda "ya anne ya, mide bulanınca mı nane limon yapıyoduk yoksa nezle olunca mı?" diye vereceği major tepkiden korkarak da olsa soracağı birinin, telefonla uzanabilinecek yerlerden çok uzak olması garip değil midir? bilmiyorum yani, benim hep vardı. şimdi yok. nasıl oluyo o işler?

pilav yapılırken soğuk suyla mı ıslanıyo, sıcak suyla mı? 20 yaş dişim kaç yaşında çıkar? yok anne ya, işte yılbaşı diye, yoksa içmiyorum çok. ulan kullanamayacağım binlerce diyalog, cümle var, kelimeler var üzerinden hayatım boyunca bir daha geçemeyeceğim.

sonra işte, başım ağrıyor, korkuyorum.
tansiyonum düşüyor, ananskm lan göremiyorum diye celalleniyorum.
öksürüyorum deli gibi, ciğerlerim parçalanıyor, öksürdükçe öksürüyorum, ağzım burnum kayıyor, kafamın içi basınçla sarhoş. başım zonkluyor. "bu sefer olmasın" diyorum. yine oluyor.

ölmekten korkuyorum ben. karanlık var, sessizlik var. böcekler var, kaşındırıcı şeyler var bir dünya. sonra yüzlerini görmek istemeyeceğim binlerce insanın seni götündeki pamukla kucaklaması var, daha ne olsun. korktuğum, tiksindiğim, sevmediğim her şey, bu özel noktada sabitlenmiş gibi.

ama neden deli gibi yok olmak istiyorum?

bi yolu olmalı. ölmeden, hiçliğe ulaşabilmeli insan. yitmeli, buharlaşmalı, toz olmalı. atomları dahi yitip gittiği havanın içinde bulamamalı diğer bir parçasını. ruhu yırtılmalı, en ufak bir erdem bile kalmamalı geriye. sanki, ortak bir halüsasyonuymuşsun gibi tüm insanlığın, ortak bir şizofrenik histeri öğesi olmalı. bir gece çıkıp gitmeli işte. gecenin 5'inde çalmalı kapı. "a siz mi geldiniz," de önce, sonra giymeden ayakkabılarını çık dışarıya. son kez caddede dolaş, zihnini siken, dakikalarını emen, seni sen yapan herkesi, dökülen her saç telinden ördüğün kırbacınla boğ, ve sen de yüksel yerin dibine.

özlüyorum ulan çünkü ben.
hep idealim olmalı dedim. çünkü bir hayatım var. doğdum, başarı sayılmasa da, yaşarken adım adım ilerlemeliyim ki, ölürken durduğum yerde gülümseyebileyim. hep istedim, hep istediler. ama olmuyor işte. birden fazla defa uğraştım çünkü. toparladıkça tepsinin bir kenarındakileri, misketler hep diğer tarafa doluşuyor.

özlememek diye bir şey yok geç onu.

alışmak yok.

***

bir insanı delirtmek istiyorsanız, ondan asla gerçekleştiremeyeceği şeyleri yapabileceğine ikna edin. "sen," deyin, "güçlüsün. ayaktasın. birden fazla kişinin umudusun. sen düşündüğünden daha zekisin. sen anlarsın. sen bakarsın, baktığın yerde göreceklerini zaten biliyorsundur."

asla elde edemeyeceğim üç şeyi istiyorum.

obsesyon, delüzyon, ya da kucak dolusu avuntu değil, beni yaşamam için körükleyen şeyler değil üçü de. hem somut, hem de alabildiğine akıl sağlığı.

görmek istiyorum. tekrar, tekrar, ölene kadar. sağdan soldan değil de, yalvarırım, telefonun ucundan da olsa duyabilmek, resimlere bakabilmek istiyorum. yaptığı barbunyadan yiyebilmek istiyorum ben.

dokunabilmek istiyorum. yeniden. benim için yanlış olduğunu ya da istenmediğimi bile bile, defalarca aynı günü yaşamak pahasına da olsa, yoksayılmak da kabulüm, ama salak salak hayal kurabilmek benim de hayalim! yaratıyorduk ulan. yaratabilmek istiyorum.

nefes almak istiyorum. eğer bu, soluğumu ebediyen kesecek bir şeyse şayet, kabulüm. sabah neler olacak diye uyumaya korkmaktan bıktım.

***

atladım. düştüüüm, düştüüüm, saatlerce rüzgar alnımda, kapalı gözlerimi, artık yorgunluktan hiç açamayacağım kadar sıktığımda, ıslaklık hissettim yüzümde. bir budist ilahisi pentatonik pentatonik tınılıyordu. dört rahip, beni aynanın ta içine çaldılar.

artık, belki de beklemenin verdiği o istemsiz tremorlar, kendi düzenini oluşturmuştu.

ben bu şarkıyı daha önce, ter içinde uyuklarken duymuştum, sayın belediye görevlisi.

ben bu şarkıyı, ellerimle dinledim o gece. sabahına uyanmanın küfür olduğu o gece. tüm gün yanımda olan o insanı gece de düşümde gördüğüm o gece. annemi toprağa vermelerinden önce beklediğimiz o gece. herkesin ne olduğunu farkettiğim o gece.

eylül geliyor.

gelmesin. takvimden söküp atın. doğumgünümle beraber yakın, atlayın. 30 gün kısalsın yıllar, 30 yılda bir yapacak bir şey bulursunuz. ama zamanın o aşina havası, rüzgarı, yağmuru, bunları yaşamaya mecbur olduğumu gülerek yüzüme vururmuş gibi kıkırdamasın oradan.

ben kendimi, ne olduğumu, ne kaybettiğimi, biliyorum.

tamam değilim, asla olmadım.

bi ara hissettim. eksiksem, parçam nerde?

***

benim ilk bilgisayarımın dantelleri vardı. müstakbel zavallı karımın dantel çeyizi de, şimdiden hazır.

***

içime ağaç ekeceğim.

***

hepiniz
orospu
çocuğusunuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Güncellemeleri Bilin