13.7.14

insurg

 


uykunun çok tatlı bi evresinde, ki kendisi aslında uyku molasının ta kendisidir, yatakta An’a devam etmek. uyanman gereken saate daha saatler varken, uyanıksın.

ufakken köye gittiğimde, babam bana haftada bir koli yollardı. önceki haftanın akşam canteen dergisi, alabildiğine abur cubur, iş arkadaşlarından aldığı ajandalar, kalemler, bir adet kitap. paket elime ulaştığında, eve gidene dek biterdi dergi. abur cuburlar sanki paketlenmeseler de bozulmayacakları kadar hızlı tükeniyordu. cuma gelen cips, vicdanımı ve nefsimi rahatlatmak için, her bir tanesi her bir tırtığından ince ince kemirilerek yense de, cumartesiyi görmüyordu. en uzun kitap dayanıyordu sanırım. paket ne kadar güzel ve ince bir hediye olsa da, yetmiyordu.

uyku, yetmiyor. “and your dream, absolve.”

tükettiklerim, artık bir yaştan sonra, zevk vermese dahi, önümüzdeki hafta yenisi gelecek baba kolisi değil. bitiyorlar.

ondan sevdim insurgentes’i.

yatağında, kafasını yastığa dayamış, battaniye boğazına kadar çekilmiş, eller yatağın sınırlarından dışarı düşmüş, gözler perdede, dudaklar kuru, saçlar savruk; sanki ağlamak için sarfedilecek efor, ağladıktan sonraki ferahlamaya değmeyecekmiş gibi. o kadının şarkısı bu. bitiyor, yenisi geliyor. gün asla sabahtan öte gitmese de, şarapla yıkanmış perde. o kadını, lambanın asılı olduğu ipten, o beni görmeden izliyorum. bitiyor kadın, sonra yeniden uyanıyor. saate bakıyor, kafasını çevirmeden görebileceği kadarına razı olup tekrar perdeye dönüyor. sonra bitiyor.

uyanması gereken saat yok olmuş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Güncellemeleri Bilin