<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315</id><updated>2012-01-27T20:16:48.508+02:00</updated><category term='Frenzy Genel'/><category term='Duyuru'/><category term='saçmalamak'/><category term='gözlük'/><category term='sırf şuraya etiket yazmış olabilmek için etiket yazmak'/><category term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><category term='Şiir'/><category term='Denemeler'/><category term='lens'/><category term='anı manı'/><category term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><category term='Kehützvik'/><category term='konuşan oyuncak papağan'/><category term='miyopi'/><category term='Progressychedelic'/><category term='takenn'/><category term='Analitik Artist Sıçmaları'/><category term='pilli civciv'/><category term='Müziksel Genç Dimağlar'/><category term='Karanlık Gidecek'/><category term='Hikayelemelik'/><category term='Gizli'/><category term='İstanbul'/><category term='Sarir-i Kalem'/><category term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>Retribution In Faith - Blogging Among Shit.</title><subtitle type='html'>Aptalların da Düşünmeye Hakkı Var...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>195</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1407709333110714808</id><published>2012-01-27T20:16:00.000+02:00</published><updated>2012-01-27T20:16:48.521+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikayelemelik'/><title type='text'>Renk - Gri</title><content type='html'>&lt;div style="color: #f3f3f3;"&gt;&lt;b&gt;Arith ve Gerganne'ın Doğuşu Hakkında&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Giriş&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Kapana kısılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla giremeyeceklerini düşündüğü kalesinde, yalnız değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elindeki kumaş parçasına sıkıca sarıldı. Gözlerini kapattı. Nabzı, duyabileceği kadar şiddetlice dövüyordu damarlarını. Gözünü kapattığında karanlık vardı sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskisi gibi, renklerin içerisinde okşanmıyordu gözü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlamaya başladı. &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Hareketsizlik&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evren henüz çok gençken, hiçliğin ötesinde sadece dönüp dolaşan maddesiz, hacimsiz toz parçaları, diğer komşularına çarpmadan, kesişmeden, çakışmadan, sonsuz boşlukta salınıyorlardı. Zamanın hükmünün olmadığı bu dönemde, diğerlerinden daha büyük olan iki büyük zerre vardı sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlki, binlerce toz huzmesinin bir arada olduğu, inanılmaz bir hızla kendi etrafında dönen Geth, hiç bir toz zerresinin, hızla dönerken oluşturduğu muazzam kürenin dışına çıkmasına izin vermiyordu. Hiçbir zerre de, kendini bu düzene teslim etmeden içeri giremezdi, hiçbiri de istemezdi aslına bakarsanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğeriyse, Geth’den çokça uzakta salınan tek bir toz huzmesiydi. Etrafındaki gaz bulutu sayesinde, dönmeden, uçup kendi bölgesini işaretliyordu. Ne başkaları yanına yaklaşabiliyor, ne de merakları cesaretlerine baskın gelebiliyordu. Burası Arith’di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evren’in yaratıcı tanrıları, bu müthiş sıkıcılıktaki düzlemden elini ayağını çekmiş, ve her şeyi oluruna bırakmak adına, yapacaklarını yapıp Retharn’ı terketmişlerdi. Sadece, perdenin arkasından meraklı ama bıkkın gözlerle Retharn’ın sonsuz karanlığını izliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Arith ve Geth&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hareket Arith’ten gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaz bulutu, rengarenk huzmelerle titreşmeye, ve toz tanesiyle özleşmeye başlamıştı. Tanıkların hepsi, zamanın farkındaydı. Uzun süre sonra, Arith, rengarenk bir çekirdek halini almış ve diğer toz taneleriyle büyümeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geth ise, sonsuz turlarını bitirmiş, içindeki toz parçaları düşünce geliştirmeye başlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrılar, hem merak hem de korkuyla, Geth’in maksadını anladıktan sonra, işe koyulmaya karar verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce Ruh Parçasından oluşan Geth, birbirinden alıkoyulmuş bir bütünün hapsiydi. Parçalar, asla bir araya gelmemeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derhal Geth’in sınırları mühürlendi, buna Ruh Hapsi denir. Bteggin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kromatik ve Antrasit&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arith, sayılamayacak kadar çok rengin içiçe geçmesiyle büyüdükçe büyüdü. Sertleşti, gaz bulutu genişledi. Etrafını saran kabuk mat antrasit renginde tüm renk cümbüşünü hapsetmişti. Tanrıların Geth için attıkları adımlar, Arith’in de etkileneceği sonuçlar yaratıyordu. Renk karanlığa gönülmüştü. Uzun süreler sonrasında Arith’in çekirdeği, bilinç kazanmış ve eksik parçalarını diğer toz zerreleriyle bütünleştikçe bulmuştu. Hızla, antrasit kabuğun üzerine çıkabilmek için kabuğun sert yapısını zorladı. Ve bir süre sonra ilk çatlaktan dışarıya çıkıp gaz bulutuyla birleşti. Bu güçle, yüzlerce incecik kanaldan yüzeye çıkan çekirdeğin renkleri kabuğa renk verdiler. Binlerce bitki olup yeryüzünü yeşile boyadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geth ise, hapisle beraber, tüm sesini yitirmiş ve kapkaranlık hiçlikte dönüşünü hapis içinde devam ettirmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Hayat&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arith’de hayat, zamanla birlikte başlamıştı. İlk Deimran Arith’e gelmişti. Öncesini bilmiyordu. Çekirdek Deimran’ı sonsuz güçle donatıp, antrasit kabuğu canlandırması için yaratmıştı. Günlerce, gecelerce uğraşıp toprağa şekil verdi. Türdaşlarını yaratmadan önce, diğer canlıları yaratıp yeryüzünü zenginleştirdi. Düşünmeden, duraksamadan, hiç beklemeden yaratmaya devam etti. Aklında kurması yeterliydi vücut verebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları yarattı en son. Artık görevi bitmişti. Emniyetten emin olup, çekirdeğin kalbine dokundu. Çekirdek cevap verdi. Ve Deimran’ı yanına aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk insanlar o gece uyandıklarında, çoğu hayrete dahi düşme fırsatı bulamadan yaratıcıya şükretmeye başladılar. Evlerini kurdular. Hayvanlarını eğittiler. Düzenlerini oluşturup tek bir topluluk halinde yaşamak için tüm Arith’deki olası türdaşlarını aramaya koyuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar süren arayışlarda bir sürü yeni tür buldular. Kiminden korkup kaçtılar. Kimini eğitip yanlarına aldılar. Faydalandılar. Tüm bu yıllar içinde yazmayı öğrenip, dillerini geliştirdiler. İçlerinden bir kısmı, yazıda ve düşünde daha ileri olanlar öğretmen olup hem katiplik yaptılar, hem de yeni doğan insanlara kısa tarihlerini aktardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, tarihlerinde hiç bahsetmedikleri, hiç rastlamadıkları, ve içlerini tarifsiz bir merak ve korku içerisinde bırakan bir “şey”le karşılaştılar. Havadan, etsiz, kemiksiz, yüzlerce ışık sicimiyle birbirine bağlı iki gözden oluşan bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcıya sordular. Her zamanki gibi cevap yoktu. Cevabı kalplerinde bilip kaçtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcıların bu kez cevap verememelerinin sebebi olaylara müdahil olmamak değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar da cevabı bilmiyorlardı çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Gerganne’ın Tamamlanışı&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geth değişiyordu. İçindekiler değişiyordu. Tüm bu sonsuz zaman içerisinde, Gerganne, önce ikinci parçasını bulmuştu. Düşüncesini. Sonra diğer parçalar birbirini izledi. Parçaları birleştirirken tarifsiz acı ve keder hissetti, acıyı bulduktan sonra. Tanrıların müdahalesi gelmeyecekti. Çünkü, mührün vurulduğu ilk gün, “eğer varsa birinin bir olabilecek gücü, çıkabilecek. Hakedilen verilecek.” Demişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerganne bir oldu. İçinde kendi gibi, milyonlarca parçalanmış ruhun arasından, ilk o kurtulmuştu. Neden burdaydı, daha önce var mıydı, ceza mı, yoksa her şeyin başlangıcı mı, bilmiyordu. Hiç bir ruh parçasının eşini bulmasına izin veremezdi. O yüzden hapsi kırmadan, içeride ekledi tamam olduğu halde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini bulduktan sonra, sonsuz karanlığın ardını görebildiğini farketti. Bir sürü yıldız, yeni yeni soğuk boşluğu ısıtıyor, ışık maddelerce aydınlatıyordu donana kadar. Çok uzaklarda, mesafeden bağımsız bir sıcaklık hissetti. Ama ulaşabileceği, maddeden dahi olsa, dokunabileceği bir yer değildi orası. Aradaki perde, Tanrıların Hapsi mühürlediği duvar değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orası, Arith, farklı bir zamanda, görebildiği, ama denk gelemeyeceği bir düzlemde, gözünün önünde canlanıyordu. Hissettiği duygu, özlemdi. Kalp parçası titredi. Ağlamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oraya gitmeliydi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1407709333110714808?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1407709333110714808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2012/01/renk-gri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1407709333110714808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1407709333110714808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2012/01/renk-gri.html' title='Renk - Gri'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5014058816482521122</id><published>2012-01-12T23:59:00.001+02:00</published><updated>2012-01-12T23:59:37.918+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'></title><content type='html'>hayat verir. hayat alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inanmak başarmanın ilüzyonuna insanın kendisini kaptırmasını hızlandırır. ağaçları hayal etse insan, nehirleri, denizleri, pamuktan bulutları, daha yola çıkmadan, evde oturduğu yerin sıcaklığıyla beynine hapsolur. hayatını hayallerin içinde yeşerten kişi, yalnızdır. yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boşa yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elinde hiçbir şey olmayan, olmayacak olan, olanı tutamayan, tutamadıkça ellerini suçlayan, içine kaçan ve bu içine kaçma işi çoktan içine kaçmış biriyim. yanlış zamanı en dibine kadar yaşayıp, yaşamamam gereken şeyleri yaşadım. boşuna yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitme dürtüsü, dağlar, yollar ve şarkılar aklına düşmüş bir bilbo gibi, kendimi dağa taşa vurmak istiyorum bu yüzden. illithidler yumuşak başlarıyla beynimin kıvrımlarına elektrikler yolluyor, düşünemiyorum. gitmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek mutabık olduğum fikir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat verir, hayat alır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5014058816482521122?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5014058816482521122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2012/01/hayat-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5014058816482521122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5014058816482521122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2012/01/hayat-verir.html' title=''/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8551427735422110955</id><published>2011-11-18T04:03:00.000+02:00</published><updated>2011-11-18T04:03:48.276+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikayelemelik'/><title type='text'>Ben kısmen deli olabilirim. ama kısmen.</title><content type='html'>doğduğum gün, aşağı yukarı böyle bir gündü. soğuk, sislerden yansıyan soluk sokak lambalarıyla bembeyaz olmuş bir gökyüzü. havadaki yanık bulut kokusu, genzimi yakmıştı. buz gibi elleri vücudumda, beyaz elbiseli adamdan korkup ağlamaya başladığımda saat 10:21 di, gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastanede iki kişiydik. ben ve annem. annem bitkindi. ben de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;delirdiğim gün, hava çok sıcaktı. ellerimi çok net hatırlıyorum. yine iki taneydiler. kollarımdan uzanan iki tane kuklacı. başka işe yaramazlardı. kapı açamazdım. sigara yakamazdım. parmaklarımı sevmiyordum. sevememiştim bir türlü. insanların elleri, parmaklarıyla barışıktı her zaman. benimkiler kendi aralarında bile çatışıyorlardı sürekli. kulaklarımı seviyordum. kolumun etli kısmını ısıtıp, kulağıma dayıyordum kışın. doğumgünümde kulağıma ekmek basmıştım. sıcacık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o gün yapmadım. çünkü hava sıcaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah kalkıp alarmı kurmuştum. erken kalkmıştım aslında. hep kurmayı unuttuğumdan, ertesi sabah için, zembereğini tam 19 tur çevirmiştim. yeterli olacaktı. sabah erkekliğimi tuvalette dindirdim, aynaya baktığımda gözlerimden yarısının açılamadığını farkettim. kafamı suya soktum, elimi yumruk yapıp gözlerimin yarısını açılabilir hale getirdim. çapaklarımdan kurtulduğum için mutluydum. tıraş olmam gerekliydi. ellerimle anlaşma yaptık. ben onları kullanacaktım, onlar da istedikleri elleri tutacaklardı. adildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tıraş oldum, sakince ellerimi aşağı indirip duvara yaslandım. susamıştım. beynimde saatler çalıyordu. işe geç kalıyordum. sigaramı kül tablasında söndürüp, kül tablasını çöp poşetine boşalttım. çöp poşedini güzelce bağlayıp akşam okuduğum gazeteyi de içine atmaya çalışırken poşeti yırttım. sıralamayı karıştırmıştım. yeni bir çöp poşeti alıp önceki çöp poşedini ve gazeteyi çöpe atıp ağzını az öncekinden biraz daha az güzelce bağlayıp sırtlandım. hazırdım. işe gidebilirdim. telefonum çaldı. ekranda muhterem bey yazıyordu. arayan muhterem bey'di. patronum. fotoğrafı çıkmasa farketmezdim. açmadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evden çıktım. hava çok sıcaktı. elimdeki poşedi kedileri kovup çöp konteynırına doğru salladım, isabet etmemişti. kediler kaçtı. sonra geri geldiler. 3 dakika sonra. attığım çöpte yemek bulma umuduyla birbirlerinden sakınarak ürkekçe gelmişlerdi. bulamadılar. emin olmak için herbiri 2 şer dakika çöpleri kurcaladı. hiçbirinin bulmadığından emin olduktan sonra cebimden dilimlenmiş fıstıklı salam çıkarttım tam 17 adet. her birine 4 er tane düşecekti. birine 5. hepsini tek tek isimleriyle çağırdım. 1. ye 4 salam verdim. hepsini yemişti. ama hala bekliyordu, geri kalanları farketmişti. 2. ye 5 salam verdim. 1. kıskançlıkla 2. ye baktı. 3. 4. ve 5. heyecanla beklemeye koyuldular. onlara 4er tane kaldığını öğrendiklerinde kavgaya başladılar. hiçbiri haksız değildi. ben de değildim aslında. ama bu ağlamama engel olamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhterem bey sürekli arıyordu. başparmağım kırmızı tuşa basıyordu hemen arkasından. istemiyordu konuşmamı. mantıklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hava çok sıcaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir an aklım gitti. neden metrobüs durağında olduğumu, insanların neden bana baktıklarını anlayamıyordum. üzerimi yokladım. normaldi. pipim ve göğüs kıllarım görünmüyordu bu kez. göründüğü olmuştu. o zamanki hastane çok soğuktu. sevmemiştim, çabuk çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;merakla bakan insanlara merakla baktım. gözlerimiz konuşuyordu. ama gözlerimiz birbirinin dilinden anlamıyordu. az kelime dağarcığımla "nasıl?" dediklerini anladım sadece, ben de "ne nasıl?" diye cevap verdim. ama kelimeler gözlerimizin arasındayken yere düşüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;metrobüse nasıl bindiğimi de hatırlamıyorum ondan sonra. burası soğuk. bana yardımcı olabilecek hiçbir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam annemi sevdiğinde tarih 12 aralık 1972'ydi. bundan 15 sene sonra bugün adile naşit ölmüştü. ben doğduğumda yaşıyordu. kısa boyluydu. pörtlek gözleri vardı. zili vardı. müznir özkul kocasıydı. evliydiler ama kimse bilmiyordu. o zamanki ev sahiplerimizi onlara benzetirdim. annem ayıp derdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam annemi ilk gördüğünde tarih 2 temmuz 1972'ydi. babamlar halamgillerle denize gitmişlerdi. annemler de dedemlerin yazlığındalardı zaten. babam annemi gördü. konuştular. ama o zaman sevmemişti hiç. bundan 5 ay 10 gün sonra sevdi. bundan 2 yıl 5 ay 14 gün sonra da ben doğdum. eğer 6 gün önce doğsaydım, babamın annemi sevdiğinin 2. yıldönümünde doğmuş olacaktım. ama hata benim değildi. doğduğum gün hava çok soğuktu. ağlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardeşim yoktu. aslında vardı. bana söylemeseler de, daha doğrusu öteki türlü anlatsalar da, ben öldürmüştüm onu. yok etmiştim. o doğduğunda ben 5 yaşındaydım. evin prensiydim. tek kelime konuşamama rağmen ağzımın içine bakıyorlardı. ellerimle kalem tutamasam da sürekli oyuncak alıyorlardı. o doğduktan sonra, konuşabildiği haline dayanamayacağımı farkedip, yatağındayken yüzüstü çevirmiştim. tarih, 11 ağustos 1979'du. sabah kalktığımda annem ağlıyordu. babam beni halamgillere yollamıştı. orada radyo dinledik, sonra adamlar geldi. yanında babam vardı. sonra beni götürdüler eve. evdeki beşiği atmışlardı. sonra bu olay hiç konuşulmadı. ben de anlatmadım kimseye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o gün hava çok sıcaktı. onu çok net hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandığımda iki kişilik penceresiz bir odadaydım. üstümde çok yoktu ama kan vardı. hiçbir yerim acımıyordu. ama hiçbir yerimi hissetmiyordum da. ellerime baktım, boyunlarından yatağa bağlanmışlardı. "ah," dedim. "lan hadi ama yaa." aynı yerdeydim. bu hastaneyi sevmiyordum. bence çok flu bi yerdi burası. sürekli ilaç veriyorlardı. hap verdikleri zaman kusabiliyordum. ama bazen iğne vuruyorlardı. o zaman kusamıyordum. daha doğrusu kusunca iyi olamıyordum. ama ellerim beni dinliyordu o zaman. durun dediğimde duruyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sayısız kere uyudum uyandım. rüya görmedim. tarihler gözümde rakamlara dönüyorlardı. renklerin tadı ekşiydi. kedilere salam vermiştim. muhterem bey adlı patronum aramıştı. telefonum yanımda yok. çalmış olmalılar. insanlar çok açgözlü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tuvaletim vardı. yaparsam onlar temizlemeliydi. cezalandırmak için üzerime yaptım. sıcaktı. hoşuma gitti. kafamı çevirebildiğim kadar çevirip yastıksız yatağa bastırdım. kalp atışımı duyabiliyordum. çok yavaştı. uyumuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanıma birkaç kişi geldi. en uzunu 144 saniye yanımda durup gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sakallarım uzamıştı 9. gün. iyi ki işe gitmek zorunda değilim. ellerim anlaşmanın suya düştüğünden korkup bana kızdılar. haklılardı. çünkü anlaşma suya düşmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandım. gazete okudum. adam öldürmüştüm. kaçarken durakta bir kadını daha öldürmüşüm. bir sürü bir sürü şey. "soğuk kanlı katil" yazıyordu. yalancı gazeteciler. ben soğuk sevmem. kışın doğdum ben. soğuk sevmiyorum. alarmımı kurup uyudum. salamlı sandviç yaptım. sigara içtim. uyandım. gazete okudum. uyudum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8551427735422110955?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8551427735422110955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/11/ben-ksmen-deli-olabilirim-ama-ksmen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8551427735422110955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8551427735422110955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/11/ben-ksmen-deli-olabilirim-ama-ksmen.html' title='Ben kısmen deli olabilirim. ama kısmen.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-3575119628910626161</id><published>2011-10-28T20:49:00.000+03:00</published><updated>2011-10-28T20:49:25.734+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Haydi!</title><content type='html'>arkadaşlar van depremi'nden haberi olmayan yoktur sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ihtiyaçlarından da az çok haberdar olmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün yayında olan varsa şayet, kişisel ukalalığımda harcettiğim bir duyuru yapmıştım. hava soğuk, bayağı bi üst baş ihtiyacı var. sağlık ve temizlik ürünleri ihtiyacı da had safhada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çoğumuz öğrenciyiz, imkanlarımız kısıtlı. bu sebeple, üç-beş, kim ne gönderebiliyorsa, sadece 1 saatini ayırarak, birden fazla kişiyi mutlu edebilir, hayatını kurtarabilir, gülümsetebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dua etmekten, mum yakmnaktan çok daha kısa sürede etki edeceği kesin. aralarından bazıları da, duanın muhtemel etkisini gözlemleyemeden ölebilir, bu riske gerek yok bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göndereceğiniz eşyaların mantıklı olması gerekmekte. sakarya depreminde bikini çıkan koliler, bira kasaları vs. makul olunmalı. göndereceğiniz şeyi, işinize yaramadığı için değil, birinin işine yarayacağını düşünerek gönderin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşağıda hem gerekli bilgi alacağınız bir site, hem de yardım kolilerinizi ücretsiz göndermeyi taahhüt eden kargo şirketlerinin iletişim numaraları mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;KARGOLAR:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yurtiçi Kargo – 444 99 99&lt;br /&gt;MNG Kargo – 444 06 06&lt;br /&gt;Aras Kargo – 444 25 52&lt;br /&gt;Sürat Kargo – 444 0 127&lt;br /&gt;PTT Kargo – 444 1 788&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Kargo ile yardım göndermek isteyenler için adres: Van Merkez Belediye Garajı Kriz Masası.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;OTOBÜS ŞİRKETLERİ:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bitlis Taç: 444 1313&lt;br /&gt;Van Gölü: 444 65 65&lt;br /&gt;Best Van: 0 530 400 01 54 / 444 00 65&lt;br /&gt;VANGÖLÜ Turizm  03122241565&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://vandepremi.com/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-3575119628910626161?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/3575119628910626161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/10/haydi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3575119628910626161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3575119628910626161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/10/haydi.html' title='Haydi!'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6806607827667750022</id><published>2011-09-22T04:39:00.000+03:00</published><updated>2011-09-22T04:39:51.668+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>hayatımca.</title><content type='html'>hayat topyekün bir savaştan daha kontrollü ilerlemeli. bunu başarmalısın hayat. bi boka müdahil olamayıp, eğer hiçbir şeyin varoluşunu ve onun kadar da yokoluşunu kontrol edemeyecek kadar dışındaysam; bunu başarabilecek oyuncu sensin. adım adım, satır satır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat bunu yapacak güce sahip değil. hayat sadece beklentilerin kadar dibe batabileceğin üç boyutlu bir dev sahnesi. tek mercek ve binlerce oyuncuyla, toplam beklentilerin suya karıştığı basit bir kaynaştırma fasilitesi. tanı, unut arenası. hayatın canı kıymetli, hayat delikanlı, sürünüp de gidemez hiçbir aydınlık delikten içeri. koşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar komplike atfettirir ki kendini, aman yarappi bu ne kadar kurmaca bir düzen. nasıl bir tesadüfler silsilesi. allahım bu nasıl işler. bu ne lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat, beklentilerinin gözünü doyurabildiği kadar değerli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat, beklediğin kadar umut verici. kaç kişiyse onla çarp, sana böl. o kadar heyecanlandırıyor insanı. hayat çok pahalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat gereğinden fazla yavaş. umdukça uzayan en kısa zaman aralıklarını kendi kayıp vakitlerine paylaştır. ne kadar, kayıpsan; o kadar uzun sürede batarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat, aman tanrım, şu nefes alışveriş, şu silsile, şu kaos tumturak gidiş gelişler, sanırsın afet-i devran eğilmiş, poz veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa ki, o kadar rahat uyuşturulmuşuz, estetik beceriliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi yaşa hayat.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6806607827667750022?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6806607827667750022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/09/hayatmca.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6806607827667750022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6806607827667750022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/09/hayatmca.html' title='hayatımca.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6476362885968204622</id><published>2011-09-17T13:29:00.005+03:00</published><updated>2011-09-17T13:44:44.601+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Boyun Fıtığı</title><content type='html'>Sol omuzumda bir ağrı var. Üstün bir ağrı, hala canımı yakıyor. Parmaklarımı uyuşturuyor. Bugünlerde bu ağrıyla yürüyorum, ilerliyorum. Aldığım ağrı kesiciler mideme inmeden boğazımı yakıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi biraz dinleyelim o zaman. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://youtu.be/YAOTCtW9v0M" target="_blank"&gt;http://youtu.be/YAOTCtW9v0M&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi biraz daha iyiyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6476362885968204622?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6476362885968204622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/09/boyun-ftg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6476362885968204622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6476362885968204622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/09/boyun-ftg.html' title='Boyun Fıtığı'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5513657195212875718</id><published>2011-09-08T21:47:00.001+03:00</published><updated>2011-09-08T21:48:18.813+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>top aglarda.</title><content type='html'>kimse karartmasın, çıkarken ben ışıkları kapatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızdık. kışın en ıslak ve en soğuk zamanlarıydı. annemler maydonoz ve bişeyler daha almak için pazara gitmişlerdi. perşembe pazarı kurulurdu kasabadaki büyük caminin etrafına. zaman zaman ezan sesiyle, ikizlere takke! karışınca gülerdim ben. aslında, ikizlere takke! yi her duyduğumda gülerdim. annem kolumu cimciklerdi her güldüğümde. utanıyordu sanırım. artık beni pazara götürmüyordu, babam bi tane çekçekli araba almıştı, kırmızı. bana ihtiyacı kalmamıştı annemin artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzden kardeşimle evdeydik yine. top oynadık. çorapları iç içe koyarak, hentbol topu büyüklüğünde, kaya sertliğinde toplar yapardık. saklayabildiğimiz tek top, şu an kırık cam parçalarının arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki erkek kardeşi evde yalnız bırakmak, acaba memeliğe gülünce rezil olmaktan daha mı mantıklı acaba diye düşündüm. cevabını bulamadım. panik içerisinde farklı yönlerde 10'ar dakika koşuşturduk kardeşimle. anne her an gelebilirdi. elimizde hiçbir şey yoktu. önce topumuzu sakladık. yerdeki camları topladık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pencerede kocaman bir delik vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapı çaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pencereyi açarak aşağı baktım. çekçeklisiyle annem gelmişti. maydonoz ve bişeyler daha almıştı. otomatiğe basmadım. zaman kazanmak için. ihtiyacımız yoktu aslında zamana. o muhteşem gerilimi daha uzun yaşamak istemiş olabiliriz. iki erkek kardeşiz biz. sahip olduğumuz tek şey pure adrenalin bağımlılığımız. annem bi şekilde, apartmanın kapısını açmış, şimdi evin kapısını çalarken, yine farklı yönlerde koşuşmaya başladık. eller kafalarda, "napıcaz lan?" soruları dilimizde; ben suçu üstüme alınacaktım. kırdım ben. nasıl kırdın? bilmiyorum. ben kırdım, kırıldı. bişeyler bişeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annem dayanamadı, hem kapıyı tekmeliyor. hem de zili körüklüyordu. kardeşim, abi ben açıyorum yeter dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aç dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapı açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annem önce mutfağa girdi, maydonozları ve bişeyleri olaba yerleştirdi. üzerini değiştirmek maksadıyla odalarına girdi. bu sırada biz, yine koşuşturmaya başladık. annem salona girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;camı gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oğlum naptınız? diye sordu. kardeşim panikle kendini camdan aşağı attı. annem gel oğlum kızmıycam diyince atlamamıştım zaten, kızmadın di mi dedi anneme. annem hem korkmuş, hem de kızmıştı. kızdım tabi eşoğlueşşek dedi. beni tuttu, kim kırdı dedi. ben kırdım dedim. nasıl kırıldı dedi. ben de tuttum kardeşimi camdan aşağı salladım. annem de beni attı. sonra dayanamadı kendi de atladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık topumuzu kimse bulamayacaktı. yere düşerken kardeşimle birbirimize çak! hareketi yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşam babam eve geldiğinde, maydonoz ve peynirle sigara böreği için harç hazırlamış, rakı eşliğinde bi güzel götürmüş. dolaptan bizim topumuzu çıkartıp sokağa doğru fırlatmış. gece soğuktan donarak ölmüş o da. suratında, sigara böreğinin tatminkar gülümsemesini taşıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;life sux.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5513657195212875718?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5513657195212875718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/09/kimse-karartmasn-ckarken-ben-sklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5513657195212875718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5513657195212875718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/09/kimse-karartmasn-ckarken-ben-sklar.html' title='top aglarda.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4735817391060573813</id><published>2011-08-28T02:44:00.000+03:00</published><updated>2011-08-28T02:44:27.812+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>Klimaks</title><content type='html'>kendime son bir şarkılık izin verdim. bi şarkı çalıcam sizden. ardından kendimi koparıp, yatağıma hapsedeceğim. söz veriyorum, dahası olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rutine adanmış saniyeler boyu, kendimi bir nehrin, patladığı yere mahkum etmiş, yalnız bir kurbağa gibi, bir o lotustan, bir diğer lotusa ziplarcasina... sorumluluklarım var kendi çapımda. sol kulağım giderek tıkanıyor farkediyorum. adımlarım seyrekleşiyor. gözlerim bir kedininki kadar bulanık, amacımı bilerek, sezerek ayırdığım her bir zaman tanesini; çevremi bina ederek harcarken, o kadar aralarında kalıyorum ki, zaman daralıyor, kum taneleri avucuma dökülüyor. keşke daha çok vaktim olsaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında, ummak gibi, yaşadığım her an, aslının daha güzel hallerini bina etmek için projesi çizilmiş, kandırıkçılıktan öte değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında, ben varım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da, zaman olduğundan daha hızlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben her yerde olabilen, zerre olabilmek isterdim. hiçbir yere kaçabilmenin imkansızlığı, her yerde olabilmenin özleminden daha diri ve gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi geceler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarın beni 8:30 da uyandırın lan numaramın sahipleri. valla. o saatte uyanık olan varsa bi alo desin. korkmayın, kontor yemeyen bi insanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi uyuyun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4735817391060573813?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4735817391060573813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/klimaks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4735817391060573813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4735817391060573813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/klimaks.html' title='Klimaks'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-7366778488395649099</id><published>2011-08-24T20:58:00.000+03:00</published><updated>2011-08-24T21:00:10.797+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='takenn'/><title type='text'>Karayılan'ı Dedem Yakaladı!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne İran ne Tsk Karayılan'ı yakalayan dedemdir,dedem. Manyakça rüyalarıma başladığımın altını çizmeme lüzum yoktur sanırım. Daha önce Topbaş'ı gördüğüm rüyalarıma artık Karayılan da dahil oldu, fazla siyasi bir bilinçaltım var, üstünün tersine.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Rüyamda Düzce'de babamların köyündeyim her zamanki&lt;/span&gt; gibi, ve yine her rüyamda olduğu gibi dedemler hayatta ve bizimleler, yani herşey eskisi gibi. Hepimiz fındıklarımıza bakmak için dedemin peşinden gidiyoruz tarlaya. Tarlaya girdiğimizde ise CNN Türk'ünden Ntv'sine Habertürk'üne dek bir gazeteci ordusu ve kameralar ile karşıkarşıya kalıyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne oluyor demeye kalmadan tarlanın altının üstüne gelmiş olduğunu farkediyoruz, çeşitli tümsekler, hendeklerle dolmuş koskoca tarla. Sıra sıra otlar sökülmüş ve öte yana yığınaklar yapılmış, biz hala olayı ayırt etmeye tarlamıza neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Biz neler olduğunu çözmeye gayret ederken, muhabirlerden biri olayı anlatmaya çalışıyor ve PKK'nın ikinci adamı sonunda gerçekten yakalandı diyor, bakın bakın işte burada diyerek bize bağlanmış olan Karayılan'ı gösteriyor. Biz hala olayın şokunda olduğumuzdan hiçbir yorumda bulunmuyoruz ancak muhabir açıklamalarına devam ediyor ve Karayılan'ın bir süredir burada saklandığını ve tarlaya çeşitli tuzaklar ve sığınaklar yaptığını, gördüğümüz tüm bu tümseklerin hendeklerin bu sebeple bulunduğunu söylüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Daha sonra kurduğu tuzaklardan birini göstermek için kuru fındık yapraklarıyla dolu bir yığınağa büyük bir taş atmamızı istiyor. O anda farkediyorum ki bizim tarla deniz kenarına gelmiş, kendi kendime rüyamda rüyamı eleştiriyorum bu kısım saçma oldu diyerek sanki kalanı mantıklıymış gibi. Neyse muhabirin dediği gibi taşı atıyoruz o yığına ve yığın bir anda alev alıyor, işte diyor bakın tuzaklara nasıl da hazırlamış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra ekliyor, Karayılan'ı dedeniz yakaladı! Vay be, deyip gururlanıyoruz. Gururlu bir biçimde bakıyoruz dedeme sonrasında muhabir bize Karayılan'ın fındık ağacının tepesine yaptığı tüneği gösteriyor ve işte burada bekleyecekti diyor. Bakıyorum çok da sağlam birşeye benzemiyor ama diye geçiriyorum içimden. Sonrasında normal şekilde eve geri dönüyoruz ve olay kapanıyor zaten devamını da hatırlamıyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bunun yanısıra Kadir Topbaş demişken, bilmeyenlere o rüyamı da anlatmalıyım sanırım. Ama şimdi yeniden yazmaya üşendiğimden kopyala-yapıştır yaparsam beni mazur göreceğinize inanıp, affınıza sığınıyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Geçenlerde yine rüya görmekteyim, mekanı tam hatırlamasam da sanırım ya evimizin oralarda ya da bir düğün salonunun bahçesinde annem, babam, ablam ve bilhassa ben öyle saçma saçma dikiliyoruz asıl aksiyon ne vakit başlayacak, acaba bu manyak bize gene neler yaptıracak diye bekliyoruz. Derken o da ne? Sağ üst köşeden bir "Kadir Topbaş" silüeti bize doğru yaklaşıyor ve bize "gel, gel" işaretleri yapıyor, ben noluyo yahu ne Kadir'i ne Topbaş'ı demeye kalmadan Topbaş koşturmaya başlıyor, e tabi biz de boş dururmuyuz düşüyoruz ablamla Topbaş'ın peşine.&lt;/span&gt;O sırada annem ise "nereye?!!" diye bize bağırsa da ona cevap bile vermeden Topbaş'ı yakalama yarışına giriyoruz ama sevimli de birşey, hoppidi hoppidi koşuyor, bize gülümsüyor falan o derece.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neyse biz buna yavaş yavaş yetişeduralım, bir de bakıyoruz ki metroya doğru gidiyoruz. Topbaş turnikeden kendinden beklenmeyecek bir tez canlılıkla "Mecidiyeköy Eylemcileri" gibi atlayarak geçiş yapıyor ve bize de gelin gelin diye işaret yapmayı da eksik etmiyor. Ancak biz bu durumu önce ölçüp tartıyoruz ve "o atlar tabi, arkası kuvvetli onun, ona bişey olmaz olan bize olur" şeklinde düşüncelere dalıyoruz. Topbaş adete içimizden geçenleri anlıyor ve bu çocukları geçirin diyerek bize beleş metro geçişi sağlıyor. O an acayip sevindirik oluyorum "bedavadan metroya binicem yıh yıh yıh" şeklinde pis pis gülüyorum.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Daha sonra Topbaş ile tamamı boş olan metroya ben, ablam ve Topbaş biniyoruz. Bize bu metro hakkında bilgi veriyor ve "İstanbul'u baştan sona geziyor bu meret" diyor. Öylesine mutlu oluyorum ki İstanbul'un çıkışına dek Topbaş'ın anlattığı diğer icraatları da duymazdan geliyorum ancak Topbaş hala şevkle İstanbul için ne gibi projeler hazırladığını, neler neler yaptığını döktürüyor, anlattıkça daha da coşuyor ve daha da sevimli mimikler geliştiriyor kendine. İstanbul boğazından mı geçmiyoruz, Galata Kulesi'ne mi selam çakmıyoruz, geçmediğimiz yer kalmıyor sözün özü, derken bu yolculuk son bulduğunda yine Topbaş cevval bir atakla metrodan dışarı çıkıyor ve koşturuyor, biz de yine nereye gidiyor bu diyerek onu yakalamaya uğraşıyoruz. Ben de hazır bunca samimiyet kurulmuşken, ablama "Topbaş'a söylesek ya sana bi iş falan ayarlasın" diyorum ve kendisini yakalayınca ilk iş bu fikrimizi ona açmayı planlıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Topbaş'ı bu sefer ilginç bir biçimde oluşturulmuş bir parka girerken görüyoruz ve ardından biz de dalıyoruz ortama. Bize yaptırdığı bu parkın özelliklerini sıralıyor ama biz nasıl olur da konuyu ablamın işine bağlarızın hesaplarında olduğumuzdan pek de dikkat etmiyoruz dediklerine. En sonunda allem edip kallem edip söyleyiveriyoruz niyetimizi, bize cebinden çıkardığı buruşmuş bir kağıdı uzatıyor ve gülerek "alın buraya yazın adınızı, ilgilenicem ben bununla bizzat" diyor ve elde ettiğimiz başarıdan ötürü büyük kıvanç duyuyoruz. Daha sonra ise yine aynı metroyla, Topbaş'ı parkta bırakarak eve dönüyoruz. Topbaş'lı rüyam ise bu şekilde son buluyor ya da ben devamını hatırlamıyor da olabilirim ama neyse bu kadarı yeter de artar bile.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0cm; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu rüyalarımı anlatarak iyi mi ettim, kötü mü ettim bilemedim şimdi ama oldu artık yapacak birşey yok sanırım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-7366778488395649099?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/7366778488395649099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/karaylan-dedem-yakalad_24.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/7366778488395649099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/7366778488395649099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/karaylan-dedem-yakalad_24.html' title='Karayılan&apos;ı Dedem Yakaladı!'/><author><name>takenn</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-bqZO6zJd-hs/TkxXjaONEDI/AAAAAAAAAAY/dRvViWZG_Ts/s220/DSCN2336.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4061234953009215726</id><published>2011-08-23T18:30:00.000+03:00</published><updated>2011-08-23T18:30:34.653+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Kahvaltıda yıldız sıçmak.</title><content type='html'>Termodinamiğin ikinci yasası: Maddeler dış etken olmadıkça daha olası durumlara evrilirler. &lt;br /&gt;Oysa ben 0. (yazıyla: sıfırıncı) yasası olabilen bir şeye hiç güvenemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana ders çalışıyor süsü verip olay mahalinde terk etmişler beynimi. &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Hani o nokta var ya, aslında bulutların üzerinden kendine bir yer edinip yıldız yemeyi deneyebilecek kadar uçacağını zannettiğin, ama aslında bir yıldızın sindirim sistemiyle boşalıp dünyaya küt diye çakıldığın nokta. Hah, tam orada duruyor her şey. Dilek tuttuğun yıldızlar da sadece sana kayıyor. &lt;br /&gt;Beynindeki her bir nöronun taşıdığı bilgi o an için sana çok muazzammış gibi geliyor ve sadece onların muazzam olduklarını düşünebilmek için onlara fazladan yük taşıtıyorsun. Senin bu yaptığın ayak kaydırmaktan, arkadan iş çevirmekten, kıskançlıktan, çekememezlikten başka bir şey değil. Rezil herif. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu noktada işler çığrından çıkıyor zaten. Beynin bir savaş meydanı hâline gelmişken, sen top tüfek aramıyor da; dur benim makinem, kağıdım, kalemim nerede, ilerde bu belgelerle zengin olurum çirkefliğini yaşıyorsun. &lt;br /&gt;Çünkü sen ne kadar inkar etsen de kader diye mal bir olayın var olduğunu fark etmen için birinin kral çıplak diye bağırması gerekiyor. &lt;br /&gt;-Hanım ayıptır, örtün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünceler geliyor, gidiyor; bir yenisi ve hop gitti. Hareket edemiyorsun, çünkü sen onun kararını henüz verememiş olsan da, o bir yerlerde yazılı ve sen kararları çaldıktan sonra sadece düşüncelere kılıf uyduruyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü maddeler en olası hâllerine evriliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da onun gibi bir şey. &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem&lt;br /&gt;Ama sıçmanın hayatla bir ilgisi olmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bok yemek de bir o kadar caiz zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar büyük bir meziyete sahipken, bok yemenin marifet sayılmaması da en adaletsiz olay bence. &lt;br /&gt;- İyi bok yedin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik insan en büyük boklarını da en beklenmedik, en alakasız zamanlarda yiyor. Çünkü aradığın şeyi hiçbir zaman aradığın zaman bulamazsın. Koyduğun yere hiç boşuna bakma zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben buraya bir bok koymuştum, gördün mü?&lt;br /&gt;- Kıçının altına bak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Zaman kavramını insan bir kez yitirdi mi, artık ayakları ne kadar yere bassa da zamana ayak uyduramıyor sanki. Başka bir zamandan kendini izliyor olmak eğlenceliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan bakınca hayat sanki bokun en olası hâlini sıçıyormuşsun gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün gün uyuyor olman kalkmak için sıçacağın gerçeğini değiştirmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yine iyi sıçtık be. &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4061234953009215726?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4061234953009215726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kahvaltda-yldz-scmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4061234953009215726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4061234953009215726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kahvaltda-yldz-scmak.html' title='Kahvaltıda yıldız sıçmak.'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6732327846503678498</id><published>2011-08-23T16:03:00.005+03:00</published><updated>2011-08-24T01:10:06.685+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lens'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='miyopi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gözlük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='takenn'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anı manı'/><title type='text'>Görebiliyorum Tanrım, Görüyorum!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_o0YpUEzVbvY/TRToZ6GLUjI/AAAAAAAAABo/R3nLig6-JJQ/s1600/bogazici-koprusu1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 450px; height: 302px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_o0YpUEzVbvY/TRToZ6GLUjI/AAAAAAAAABo/R3nLig6-JJQ/s1600/bogazici-koprusu1.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hazır bir tane saçma yazımı yazıp yollamışken şimdi de sıvama aşamasına geçeyim diye ikincisini yazmaya karar verdim. Başlığın neden öyle olduğuna bir an önce gelmeli miyim yoksa gelmemeli miyim ona karar vermeliyim öncelikle, hadi yine iyisiniz söyleyeyim neden böyle olduğunu:lens!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gözlerimin bozulma süreci ortaokul son sınıfa dayanıyor, ya da o sene bize göz muayenesine geldiklerinden o sene farketmiş de olabilirim, belki daha önceden de gözlerim bozuktu ama ben dünyayı gördüğüm şekilde sanıyordum. Neyse bu ekip geldiler böyle tahtaya astılar yazılarını falan, sınıf sırasına göre sırayla muayene oluyoruz. Ben de listede sondan üçüncü sıradaydım ve bana sıra gelene dek aslında tam olarak alttaki satırları okuyamadığımı farkettim ama bunu gururuma yediremedim ve hayır ben göremiyor olamam diyerek, son satırları ezberleyerek geçtim muayeneden. Sağlık ekibi ile sınıf öğretmenimizi kandırdım kandırmasına ama görüşümde hala bir düzelme de yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra liseye geçtim, inatla da arka sıralarda oturdum, ulan madem gözün görmüyor da en arka sırada işin ne değil mi? Yok olmaz illa kastırcam gözümü hepten bozucam, niyet oydu demek ki. Ee tabi göz bu dayanır mı dayanmadı, son çare doktora gittik, tabi ki de miyoptum. Gözlük yazıldı, eczaneye gidildi. Ben o gözlüğü kullanmayacağıma adım gibi emin olduğumdan en dandik olanını yani devletin parasını karşıladığını seçtim, kullanmayacağım bir alete fazladan para vermek saçmaydı ki hakkaten sadece bir kaç ders harici de kullanmadım kendisini. Lise sonlara doğru artık ön sıralara yaklaşmıştım ancak bununla paralel olarak göz derecem de yükselişe geçmişti ki, önlerde oturduğum halde bütün dersleri tahtadan değil de, sıra arkadaşımın defterinden takip ettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lise bitti, ben hala aynı inatla dünyaya çerçeve içinden bakacağıma bu şekil net olmadan bakarım daha iyi diye ortalarda dolanıyordum. Ancak gözlüğüm de yenilenmişti, ehliyet almıştım çünkü gerekliydi onun için, o da hayatımın ikinci göz muayenesi oldu zaten mecburiyetten. Gözümün görüş seviyesini sizlere anlatabilmek için şu anımı anlatsam fena olmaz aslında, liseden sonra yeniden össye girmek için dersaneye giderken, İstanbul'a bir gezi düzenledi hocalarımız. İstanbulla ilk net olmayan tanışmam da bu vesileyle oldu zaten. Tüm yolculuk boyu takmadığım gözlüğümü sahile indiğimizde dur bir takayım dedim ve "ohaa deniz ne güzelmiş!" diye tepkimi belirttim. O kısa anda gördüm İstanbul'u. Evet denizi falan vardı, güzel de gibiydi ama şimdilik benim için pek bir anlamı da yoktu. Bu İstanbul maceramda arkadaşımla "İstiklal Caddesi"nde kaybolmayı başarabilmem ve buluşma yeri olan "Galatasaray Lisesi" yerine çeşitli konsolosluklar ve kiliseler önünde beklemeye çalışmam ise ayrıca takdire şayan bir durumdu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci kez sınava girip de annemin hiç istemediği okulumu kazanınca yeniden başladı İstanbul maceram. Yine inatla İstanbul'a net olmayan gözlerimle bakmaya devam ettim. Ancak İstiklal Caddesi'nde kaybolmuyordum artık, Taksim'de kayboluyor, indiğim otobüsün yine aynı yerden kalktığınıysa çok sonra bir arkadaşım vasıtası ile keşfediyordum. Hergün gördüğüm "Boğaziçi Köprüsü"nün ışıklarının değiştiğiniyse ikinci senemde farkediyor ve yurt arkadaşlarıma sevinçle bu yeni bilmigimi paylaşınca "yuhh" diye bir cevapla karşılaşıyordum. Gözlüğümü ise yalnızca sınıfta tahtaya birşey yazıldığında ya da Üsküdar sahilde yurduma giden otobüsleri tespit amacıyla kullanıyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani şaka maka iki yıldır İstanbul'da yaşıyorum ama İstanbul'u ciddi anlamda görmediğimi farkediyorum. Bu yaz "eeh eytere beaa!" diyerek lens aldım, bırak İstanbul'u Bolu'yu bile adam gibi görmediğimi anladım. En son etrafımı bu derece net olarak ne zaman gördüğümü ise gerçekten hatırlamıyorum. Ama bir yandan da iyiydi bu bulanık görme meselesi, mesela yanımda arkadaşım mı var, oturup biyerde iki çift laf mı ediyoruz, hah işte o anda ondan başka kimseyi görmüyordu gözüm, arka plan buğulanıp tek odak o kişi oluyordu. Film izler gibi iziyordum yani karşımdakini. Ha bir de aynada kendimi de beğenebiliyordum az da olsa, sivilcem yoktu, kaşım saçım garip değildi, elim yüzüm düzgündü o zamanlar. Ama artık salt gerçekler var önümde pek hoşuma gitmese de alışıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6732327846503678498?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6732327846503678498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/gorebiliyorum-tanrm-goruyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6732327846503678498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6732327846503678498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/gorebiliyorum-tanrm-goruyorum.html' title='Görebiliyorum Tanrım, Görüyorum!'/><author><name>takenn</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-bqZO6zJd-hs/TkxXjaONEDI/AAAAAAAAAAY/dRvViWZG_Ts/s220/DSCN2336.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_o0YpUEzVbvY/TRToZ6GLUjI/AAAAAAAAABo/R3nLig6-JJQ/s72-c/bogazici-koprusu1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2288630441397473372</id><published>2011-08-23T14:52:00.009+03:00</published><updated>2011-08-24T01:11:17.117+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sırf şuraya etiket yazmış olabilmek için etiket yazmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pilli civciv'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saçmalamak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='konuşan oyuncak papağan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='takenn'/><title type='text'>Bism...</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sanırım bu yeni kayıt şeysine basıncası yazılıyormuş buraya, ben öyle yaptım şuan ama olur diye tahmin ediyorum, ha olmayıp da uzayın derinliklerine karışacak hali yok ya bu yazımın. Gerçi karışsa da üzülmem aslında, bittiğinde "ne biçim yazmışım be!" diyeceğime adım gibi eminim.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adım demişken adımı da sevmezdim ben hiç gerçi, hep ismi sesli harfle biten insanlara hasta olmuşumdur evvelden beri "anne bana niye almadın, bizde niye yok!" diye söylendim hep ama tabi içimden. Gerçi annemler bile koymamış adımı, hastanedeki doktor annemlere ilk çocuğunuz mu demiş, onlar da yok bir de bunun bir boy büyüğü var şeklinde cevap verince, o da hımm adı ne peki büyüğünün diye soruvermiş. Bizimkiler de "Sinem" deyincesi adam da hah demiş buna da "Didem" deyin de uyumlu olsun, bizimkiler de ben doğana dek hiçbir şekilde isim müzakeresinde bulunmadığından "oluuur" diye onaylamışlar doktoru. İsmim bile başkalarına benzemek zorunda kalmışken, benden nasıl orjinal bir insan olmamı beklersiniz hiç anlamam bu sebeple. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O değil de "bizde niye yok!" söz öbeğini söyleyince aklıma düştü gene o pilli civciv, ne yer etmiş kafamda arkadaş ben de bilmiyordum ona bu kadar değer verdiğimi. Yıl olmuş 2011 ben hala pilli civciv diye sayıklıyorum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-679FYx369jE/TlOZCk6YRWI/AAAAAAAAABU/zJj9G-4XXhI/s1600/komik-civciv-oyunca%25C4%259F%25C4%25B1-nk13871.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-679FYx369jE/TlOZCk6YRWI/AAAAAAAAABU/zJj9G-4XXhI/s320/komik-civciv-oyunca%25C4%259F%25C4%25B1-nk13871.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644023027572688226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Hep annemin suçuydu, oysa kriterlerimi bile oldukça düşürmüştüm karne hediyem konusunda, "konuşan oyuncak papağan" yerine "pilli zıpzıplayan civcive" inmiştim. Aslında oyuncak papağandan önce de gerçek civciv istiyordum ama onu bir kere deneyimleyip ablamla bitlenmiş olduğumuzdan konuyu açsam da işe yaramayacağını biliyordum. Neyse yıllar yılı annem beni bu sene alıcam sana pilli civciv, seneye alcam, ha aldım ha geliyorum diye diye oyaladı. Yaşım büyüyünce ben de büyüdüm sandı, istemem sandı daha da pilli civciv falan ama istiyordum... Yazarımsı buraya bir damla gözyaşı düşürüp kağıdı kabarık hale getirmek isterdi ama lanet olsun ki teknoloji çağındayız, ne elimde tüyden bir kalemim ne de pilli civcivim var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Resmen oturdum şuraya salak saçma bir anımı, saplantımı yazdım iyi mi? İlk yazımın heyecanına mı versem, saçmalama potansiyelimin yüksek oluşuna mı versem ben de bilemedim şimdi, siz neye isterseniz ona verin. İsterseniz diğer şıkkına yönelin, isterseniz hiçbir şıkka yönelmeyin bana ne ki zaten, sizin düşüncelerinize karışacak halim yok! Tamam kes tamam, duymak istemiyorum ne düşündüğünü, soranda kabahat zaten!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazıya başladım başlamasına ama tam burada, yok orası değil tam şurada tıkandım, bu da tıkandığımın resmi değil midir zaten? Sırf buralar da dolsun diye yazmıyor muyum bunları da, ki bakın hala yazıyorum; hatta bu yöntemle neredeyse dört satır yazı falan yazabilirim. Hiçbir şey anlatmayarak, hiçbir öğretici öğe taşımadan, hatta okunma kaygısı bile taşımadan yazımı bu şekil "nasıl da yazamıyorum" konusuyla sürdürmek istiyorum aslında ama gerek yok. Sanki bir bilgi versem alıp kullanacaksınız, sanki atom parçalıyoruz da benden de bilimsel şeyler bekleyeceksiniz, yok yaa! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazımı beklentili ya da beklentisiz okuyan ya da okumayan her kim varsa ondan, evet senden, sen evet sen "ben mi?" diye sorup etrafına bakınan, senden başka okuyan var da sanki bir de kalkmış ben miyim diyor, nelerle uğraşıyorum allahım? Bak beni o kadar sinirlendirmişsin ki senden yazım hakkında özür dilemediğimi bile gözden geçirirken farkettim evet sen deyip kalmışım yukarıda. Bu arada "A" büyük olacaktı orada, neyse bu da günah haneme yazıldı sanırım sol omzumda bir hareketlenme bir sayfa çevirme sesi hissettim o yüzden daha fazla bu konuya girmeyeceğim, onlar her yerdeler! Arkanda!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-2288630441397473372?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/2288630441397473372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/bism.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2288630441397473372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2288630441397473372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/bism.html' title='Bism...'/><author><name>takenn</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-bqZO6zJd-hs/TkxXjaONEDI/AAAAAAAAAAY/dRvViWZG_Ts/s220/DSCN2336.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-679FYx369jE/TlOZCk6YRWI/AAAAAAAAABU/zJj9G-4XXhI/s72-c/komik-civciv-oyunca%25C4%259F%25C4%25B1-nk13871.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-9193638537478253382</id><published>2011-08-23T00:35:00.000+03:00</published><updated>2011-08-23T00:35:58.887+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>kelebek yahnisi bölüm iii (ben aslinda, hic anlamam periyodik cetvelden, sadece resimlerine bakiyorum.)</title><content type='html'>dimağım almıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi içimde bölünebildiğim tüm tamsayıları alt alta topladığımda bir ben etmiyor. yarimi kendi yarimla topladigimda, hep biseyler eksik, sifira bolunemez insan. kendini bolmeyi hic istemez. sifira bolemeyen, ikiye hic bolemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayal kurdukca eksikligini farkediyorsun. tum noksanliklarini tamamlayacak seyler umup, onlari tek tek bulup, etrafina ormeye calistikca, kendinin seri sularla kapli corak bir kara parcasi oldugunun farkina vardikca, bunlarin ayirdina nail oldugun her saniyeye lanet okuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanidik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sebeple, sebep ne olursa olsun, hayal kurmak, kisinin oz saygisina kendi elleriyle, diliyle, ve bedeniyle ihanet etmesidir en yalin haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istersin, olmaz. beklersin, gelmez. ne tamamlayan, ne de eksiltiğin umrunda olmayan dangalak durumlarin pencesinde, sadece kok salmayi bekleyen, az umarli, kimine gore yalniz, ama dalli budakli bir agac olarak, tek basina hayali korulugunu guvende tutarsin. kendinden belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kadar cok hayal kurarsan, o kadar yuksekten dusersin. hicbiri olacak seyler degildir tek basina yasadigin evrende. tanidiklarindan ilk sen oleceksin, ilk sen gomeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hicbir gezegen, ne seni, ne de istediklerini alabilecek kadar yercekimine sahip degil. yorungen salak sacma, merkezinden kactiklarin cok guclu, ov cok guclu bebegim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yuzden,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;asla kendine guvenme. intihar edersen, katilini oldurmus sayilirsin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;hayal kurma, kurdugun en iyi hayal, gercekte seni ipe goturur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;her eksik parcan, ozsayginin uzengisidir. ne kadar saglam basarsan, o kadar guvendesin.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;istemeyin, olun ya da yapin aslinda. kimse sizi, siz oldugunuz icin oldugunuz gibi gormez. aynalar daha inandirici bu anlamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi sevebilmem lazim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-9193638537478253382?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/9193638537478253382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kelebek-yahnisi-bolum-iii-ben-aslinda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/9193638537478253382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/9193638537478253382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kelebek-yahnisi-bolum-iii-ben-aslinda.html' title='kelebek yahnisi bölüm iii (ben aslinda, hic anlamam periyodik cetvelden, sadece resimlerine bakiyorum.)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4869979866152311251</id><published>2011-08-21T04:09:00.000+03:00</published><updated>2011-08-21T04:09:53.815+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>kelebek yahnisi bölüm ii (- why are you making everyone die? + because... everything dies)</title><content type='html'>nokta&lt;br /&gt;koyulduğu her yeri anlamsizlastiran, ardi ardina geldikce icine cekildigin buhranin boyutunu, kütlenle katlayan&lt;br /&gt;sadece son, bir o kadar da dahası icin yalvarmalar, kendini tuttukca elindeki ipini salivermen gibi&lt;br /&gt;sonun, o en karanlik aninda, o en ucsuz, en bicak gibi haince derisinden ayirdigi saliselerinde kacacak delik ararcasina&lt;br /&gt;gordugun her ruya yarin icin apayri soluklarmis gibi, didik didik,&amp;nbsp; lime lime&lt;br /&gt;ve kaybettigin her saniye, yepyeni bir satır basi gibi, &lt;br /&gt;ardi yok,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonu yok&lt;br /&gt;ben galiba kendimi kaybediyorum, dengem bozuldukca kafamdan asagi ruhum dokuluyor tazyikle ve hicbir kaidemi goremiyorum sanki, ben daramda yeni bir kimliğim&lt;br /&gt;basini bilmiyorum, kim ne zaman gitti ve kendi yatagini acti da uyudu misil misil, kim ilikca birakti tortusunu&lt;br /&gt;bana bir seyler oluyor, ve ben duracagim yeri bilmiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burasi nasil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4869979866152311251?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4869979866152311251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kelebek-yahnisi-bolum-ii-why-are-you.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4869979866152311251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4869979866152311251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kelebek-yahnisi-bolum-ii-why-are-you.html' title='kelebek yahnisi bölüm ii (- why are you making everyone die? + because... everything dies)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-7270818756069741080</id><published>2011-08-21T02:38:00.001+03:00</published><updated>2011-08-21T03:56:15.950+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>kelebek yahnisi bölüm i (apansizin)</title><content type='html'>pentatonik pentatonik vuruyorum kendime. mazoşist değilim, ne hacet. hiçbir mazoşist ben kadar sapık dokunmuyordur kendine, yalınca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benimkisi, dürtülerini eğitme adına ufak temsil-i cinayetler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardı ardına tokat sesleri, yere düşen hayırsız kovanlar ve yankılanan kan gürültüsü. sesi ardına kadar açıp, gökyüzünün maviliğindeki yanlışları tek tek buldum, hepsinin üzerine çarpı atarak. paylaştıklarımı, öğrettiğim her bir kareyi, üçgeni, timsahların gözlerinde kuruttuğum eksintilerimi; her birini birbirini dik kesen çizgilerle belirledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben hiç kendimi kanatmamış gibi, akan hayvanlığımmış gibi, inime sığındım, sesimi ağzımın içinde öldürdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruhum cok ince ve tertemiz olduğu için, kemiklerimi yeninden cikarttim. irinim, iligimde kaldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bugun kendim haricinde birini üst katlarima cikarttim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;galiba dusen benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi takip etmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-7270818756069741080?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/7270818756069741080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kelebek-yahnisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/7270818756069741080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/7270818756069741080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/kelebek-yahnisi.html' title='kelebek yahnisi bölüm i (apansizin)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1410093841299038291</id><published>2011-08-19T05:08:00.002+03:00</published><updated>2011-08-25T02:02:24.027+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Progressychedelic'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Radyo Münasebetiyle...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eUbVnHfLk4U/Tk3BasEkgFI/AAAAAAAAAVM/DTLQl3y7-68/s1600/184656_700b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="304" src="http://1.bp.blogspot.com/-eUbVnHfLk4U/Tk3BasEkgFI/AAAAAAAAAVM/DTLQl3y7-68/s320/184656_700b.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Efendim bilindiği üzere Serj'in tekrar gaza getirmesiyle nacizane mekanımızın sesini ve tadını keyif verici melodileri kullanarak sizlerle paylaşmaya karar verdik. Saçmalamadan söylemek gerekirse bildiğiniz flatcast'ten radyo yayını yapacağız. Yaz günlerinin boşluğunu değerlendirerek zaman zaman çıkması muhtemel engeller haricinde 15 Eylül'e kadar haftada üç gün sizlere kendi müzik listelerimi sunmak üzere bilgisayarın karşısında olacağım. Aşağıda zamanlarını göreceğiniz programın adı ise yayınlanacağı saatlerden dolayı &lt;i&gt;Gecelik&lt;/i&gt; olacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1UJ1ycleOiw/Tk3DN6V1XzI/AAAAAAAAAVQ/GlPiGqqKIEk/s1600/RIFFM.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://4.bp.blogspot.com/-1UJ1ycleOiw/Tk3DN6V1XzI/AAAAAAAAAVQ/GlPiGqqKIEk/s320/RIFFM.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mikrofonlarla pek aram yoktur ama sohbet ekranındaki muhabbetimle sizlere katılmaktan mutluluk duyacağım. Tabii bu hiç ses vermeyeceğim anlamına gelmiyor. Programın müzik konseptini soracak olursanız &lt;a href="http://www.lastfm.com/user/seryatx54"&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Lastfm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; profilimi biraz incelerseniz muhtemel konseptleri göz önüne getirebilirsiniz. Öncelikli amacım en çok hoşuma giden sanatçılardan en az bilinenleri sizlere ulaştırmak olacak.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;i&gt;Gecelik&lt;/i&gt;, 15 Eylül'e kadar Pazartesi gecesi 10'dan 2'ye, Cuma gecesi 11'den 3'e, Cumartesi gecesi ise 10'dan 3'e kadar RIF FM'de.&amp;nbsp;Zamanı olanları &lt;i&gt;Gecelik&lt;/i&gt;lerini giyip yayına bekliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gecelerinizin medya oynatıcısı &lt;span style="color: orange;"&gt;&lt;a href="http://www.seryatbarrett.blogspot.com/"&gt;Progressychedelic&lt;/a&gt;.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1410093841299038291?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1410093841299038291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/radyo-munasebetiyle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1410093841299038291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1410093841299038291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/radyo-munasebetiyle.html' title='Radyo Münasebetiyle...'/><author><name>Arif Serhat Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13020532628790176830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://bp0.blogger.com/_1LqWQ4jwiMI/R5uQSoR1PkI/AAAAAAAAACM/ZG5z6sivBkw/S220/benseno.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-eUbVnHfLk4U/Tk3BasEkgFI/AAAAAAAAAVM/DTLQl3y7-68/s72-c/184656_700b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6317758391591098799</id><published>2011-08-19T00:53:00.002+03:00</published><updated>2011-08-19T04:01:08.959+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>somali'de aç bir annenin, gökkuşağıyla beslenen oğlu hakkında.</title><content type='html'>uyuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;"yazar burada &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=ihF_aXi-Huk"&gt;şu linki&lt;/a&gt; yeni sekmede açmanızı ve arka planda o şarkının çalmasını istiyor. tenk yu for understanding."&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardeşim vardı. birkaç kişi daha. uzaktaydık evden. babamı hatırlıyor gibiyim. gerçek hayatta, cismen hiç görmediğim, ama varolduğunu bildiğim birkaç kişi daha. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980'lerden kalmış bir yer. hiç 80'ler yeri görmedim ama, eminim öyle olduğuna. o kadar gerçekçi ki, teşekkür edebilirim bunun için. artık, "80'lerden kalmış bir yer gördüm, gibi" diyebilirim. hatta bunu söylerken yalan makinesine bile bağlansam, sıkıntı olmaz. sırat köprüsünden fişek gibi geçen hardcore believer gibi geçerim yalan testini. ama du bi dakika lan. sırat köprüsü yok ki. fatih sultan mehmet köprüsü var. ondan geçer gibi geçerim. ama sağlam bi metafor olmadı şimdi de. pf tamam geçtik. sürat köprüsünden geçer gibi. hızla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir evdeydik. çok eski bi apartman dairesiydi. klip çekilebilecek kadar köhne bir asaleti vardı. tozlarla kaplanmış, kirli, gümüş bir şamdanlık. kardeşimle bir odada kalıyoruz beraber. üç ya da dört oda daha var. ben o kadarını gördüm. ama kalben inanıyorum ki, daha da fazlası var. bana o kadarı bahşedilmiş. o kadarını gör denmiş gibi. bununla yetiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben basiretli abiyim, kardeşim deli doldurması gibi koşuşturuyor evin içinde. kalabalığız. çok kalabalık ev. suratları yok. kalplerini, içindekileri biliyorum. abiyim ben. kardeşimin oyun oynadığı çocuğun görünmeyen suratının arkasında gülen trollface'i görebiliyorum. basiretliyim çünkü. tecrübelerim var. kardeşim birine aşık onların içinden. ha kardeşim erkek aslında. ama rüya da kız. başlarda garip geliyor. ama sonra doğasına alışıyorum çevrenin. farketmiyorum bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardeşim bir çocuğu seviyor. ben bunları yanaştırmaya falan çalışıyorum. kardeşim çok seviyor çünkü. daha önce birkaç kere ağlamış bu çocuk yüzünden. ona yardımcı olmalıyım diyorum. abiyim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç kişi yatıyor. gece geç saatler çünkü. herkes yorulmuş. bir sürü şey yemişiz. herkesin keyfi yerinde. benim değil. benim kardeşime yardım etmem lazım. babam geliyor. annem falan. onlara çaktırmamaya çalışıyoruz. utanmasın kız şimdi. gönderiyorum yatsınlar diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odaları dolaşıyoruz beraber. hala oynayanlar falan var. sohbet edenler, konuşanlar, tartışanlar, film izleyenler. hazır çiftler, orada çiftleşenler. bir odadan bağırtı geliyor. noluyo lan diye koşuyoruz. kardeşimin hoşlantısı, bir erkekle, erkek çocuğuyla, ufak bir erkek çocuğuyla, ağlamaktan gözleri kızarmış, sesi kısılmış bir erkek çocuğuyla yatakta. ağzı burnu dağılmış, yatağın arkasında başka bir çocuk, komodinin ayaklarına bağlanmış. ağzı burnu kan, sesi çıkamıyor artık. suratlarımız bembeyaz. nasıl daha sade anlatılır bilmiyorum ama. küçük erkek çocuğu, yaşadığı hayata lanet ediyor gözlerinden okunduğu kadar. kardeşimin hoşlantısının suratında tatminkar bir sapığın boş ve beyaz bakışları. kardeşim artık yüzlerini görebiliyor mu diye bakıyorum. göremiyorsa da, artık neler döndüğünü anlayabilecek tecrübeye sahip görünüyor. ağlıyor. "abi," diyor, "annemler anlamış mıdır?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tutuyorum ellerinden, ufacık. koşuyoruz dışarıya. yağmur başlamış, şapır şapır düşüyor üstümüze. gözlerimi açamıyorum. zorla kapanıyorlar. birden duruyor yağmur. bi asfalt tarlasındayız şimdi. kardeşim erkek olmuş yine. çünkü bildiğim samet. kaşı gözü aynı, sarıdan siyaha dönmüş saçları. gökkuşağı görüyorum. gökkuşakları. 5 tane sayabildim apaçık. asfalta düşüyorlar. "koş," diyorum. dokunabiliriz çünkü. o kadar yakın olanını hiç görmemiştim. 5'ini bir aradaysa asla görmeyi bile umamazdım. önümdelerdi, önümüzdelerdi 5'i de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geriye baktığımda, babamları gördüm. annemin elini tutmuş. babam gençti, annemse çok yaşlı, beli bükülmüş gibi. "anne!" diye bağırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra uyandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandığımda anneme, sesli olarak, kaç yıldır hiç "anne" demediğimi farkettim. bu ağızdan anne kelimesi, anneme seslenmek için yıllardır açılmadı hiç. çok garip geldi bu bana başta. sonra rüyayı da unuttum. samet'in kız olmasını da, o ufak erkek çocuğunu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/08/18/uvey-anne-iskencesine-43-gun-dayandi"&gt;şu habere&lt;/a&gt; rastladım uyanınca. kanım çekildi. rüyamdaki çocuk aklıma geldi, rüyamı hatırladım. kardeşimi, annemi hatırladım. o çocuğun çektiği acıları kare kare gördüm, derimde hissettim, ya da çok derinlerim duyarlılaştı aniden. tüylerim diken diken olup savunmaya geçti. ağladım bi kaç silah atışı süresince. kulaklarım çınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra dedim. sırat köprüsü yok tamam. ama, en azından, elinde öldürme gücü bulunan her neyse, hastalık, silah, unutulmak, kalın ip, tanrı, anne öldürürken daha seçici olsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şansa kalmasın anne kaybetmek, ya da anneden kurtulmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuk annesini kanserden kaybetmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babası 3 yıl sonra yeni bir anne bulmuş, en stereotip üveyinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat çok kötü. seçimleri de, yaşananların komik derecede tesadüfi olması da, kendisi de kötü. oldukça gerizekalı bir komün dangalak kararlar silsilesi. zerre sağduyu kırıntısı yok. hiçbir şey normal değil, bunun ta kendisi bile anormalliği standartlaştırmış. iyi niyet de, iyiye yormak da mümkün değil. boşlukları katiller dolduruyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ki keşke dexter morgan, yagami light, civar çocukları olsa. keşke geass gözlerim olsa. ya da hiçbir şeyi umursamadığımı gösterebilecek kadar pasif agresif olabilseydim. o kadar beyaz bir suratım, o kadar aymaz iki elim olsaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;keşke, annem, ya da o çocuğun annesi değil de, babasının üç yıllık karısı olsaydı kanser. belki somali'de bir çocuğu kurtarırdık, oluşan bir kişilik kanser kontenjanıyla. ölürdü çocuk. it's better.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat, kendi içerisinde bile abes. dengesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi geceler hayat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağzıma sıçıyorsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6317758391591098799?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6317758391591098799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/somalide-ac-bir-annenin-gokkusagyla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6317758391591098799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6317758391591098799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/somalide-ac-bir-annenin-gokkusagyla.html' title='somali&apos;de aç bir annenin, gökkuşağıyla beslenen oğlu hakkında.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2644175490246439195</id><published>2011-08-17T05:42:00.004+03:00</published><updated>2011-08-28T05:11:21.666+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Hüstın Bi Problemimiz Var: Büyüyoruz</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Rutine bağladık yine, yak bi cıgara. Devlet baba onsekiz diye belirlemiş olsa bile büyümenin yaşı belli değil usta. İnsan ne zaman öleceğinin farkına varır hah işte o zaman büyümüştür artık. Ondan öncesinde omuzları dik tutmanın bi gereği yoktur çünkü zaten çocukluğun getirdiği aymazlıktan dolayı diklerdir hep. Bu farkındalıktan sonraysa sürekli bi dik durma çabaları, sonrası kamburluk, kireçlenme falan filan.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Maymundan mı yoksa akıllı köpek bobiden mi geldik hiç de umrumda değil, esasında nerden geldik nereye gidiyoruz o da pek umrumda değil, değil de şu ayağa kalkmayı akıl eden ilk canlıya fena ayar oluyorum. Daha sudan yeni çıkmışsın bi soluklan, ver sırtını yere. Ne olurdu yatsak çimlere, bakmasak sağa sola, bi gördüğümüz gökyüzü olsaydı, sonra yarım ömür mavi, yarım ömür yıldızlı geceler. Kar, dolu yağarsa sıçtık o ayrı. Hoş, dört-beş yüzyıla kalmaz ona da alışırdık bi şekilde. Ha bu yatıştan önce birileri yastığı da icat etse pek fena olmazdı hani.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Mülksüzlük en güzel iş! Yirmi dört yılda kendi edinimlerimle sahip olduğum hiç bişey yok diye ısrarla iddia edebilirim ama ısrar etmemi gerektirecek bi durumun olacağını da pek sanmam. Bir ara çocukken çalışmışlığım var, o sıra haftalıklarla aldığım şekerli leblebileri de saymıyorum çünkü işe hatır gönülle girmiştim, zaten yaptığım da bişey yoktu. Dişe değer, yaptığım en kayda değer şey ayak altında dolanmamaktı. Başkaları üzerinden edindiklerimden dolayı kayıplarımsa azımsanmayacak kadar; Sprite’ın enbiey yıldızları serisi teneke kutularım, asteriks ve ten-ten’lerden oluşmak üzere iki takım çizgi roman seti, bi sevgili ve uğruna bi süreliğine kaybedilmiş büyük miktarda akıl sağlığının ufak bi kısmı, tonla çakmak (çoğunluğu, içinden “ulan benim çakmağım kayıp” deyip usulca çakmaklarımı cebe indiren arkadaşlarımca), beş- on tane uçlu kalem, cüzzi bi miktar para, iki tane kol saati ve oturup uzun uzun konuşulması gereken, bizlere göre zamansız yaratana göre tam zamanında göçüp giden bi abi ve daha hatırlayamadığım bi dünya, anneme göre atılacak ıvır zıvır bana göreyse yangında ilk kurtarılacak, şey.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Mülksüzlük güzel iş dedik, güzel iş tabi. Her kaybında insan aslında aidiyetin ne de kürek bişey olduğunun azar azar da olsa farkına varmakta. Aidiyet için kullandığımız en önemli iki ödeme şekli; Para, sevgi. “Saygı da var ulan” diyip ellerini hafif nazi selamı çakar gibi, hafifse mangal yeller gibi kaldıranlar olabilir tabi ki, normaldir. Tam burda araya çok severek kullandığım bi vecize girer; Ha siktir ordan! Bu da esasında saygı denen şeyin hiç var olmadığını gözler önüne biraz da olsa serer umarım, en azından insan ilişkileri açısından. “Var ulan işte” diyenlerinize iki satır yukarı bakmanızı “saygıyla” öneririm ki bu da var dediğimiz saygının esasında ne kadar osuruktan teyyare bi şekilde bizler tarafından yaratıldığını anlamanıza umarım yardımcı olur, yok anlamadınızsa bu da en az “maymun – akıllı kuçu bobi” ikilemi kadar ilgi çekecektir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Ödemezsen alamazsın, sevmezsen sevilemezsin! Sistemin en basit izahatı. Ha emek de var tabi ama ,zaten seve seve olmasa da başka yollardan emek sarf etmen gerekeceği için lafını etmeye pek gerek yoktur diye zannediyorum. Misal ekmek; farz etki ödemedim öyle çıkarken marketten yakaladılar ve bende şöyle bi açıklamaya giriştim : Bak güzel abim, bu ekmeği nerden aldın, fırın. Fırında bunu neyden yaptılar, un. Unu nerden aldılar ,fabrika. Fabrika bunun buğdayını kimden aldı, çiftçi. Çiftçi bu buğdayı nerden elde etti, toprak. E be daltarrak benim olanı almak için bide para mı vericektim üstüne. Beni Allah yarattı da seni zembille mi indirdiler bu dünyaya. Toprak aynı toprak, bi o kadar da çok; Alayı senin, alayı benim.”. Bence dinlemezler, dinleselerde kayda değer bulacakları tek kelime “daltarrak” olacağı için ufağından büyük çaplısına kadar geniş bi yelpazede arbede yaşamamızın olasılığı anlaşılma ihtimalimden &lt;span&gt; &lt;/span&gt;bi hayli yüksek olacaktır. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Sevgi meselesiyse apayrı, bazen seversin karşılığında sevgi görürsün, bazen göremezsin. Bazense sevilirsin de ,ama zerre umrunda olmaz, bu arada ocağına incir ağacığını dikip, hayatının geri kalanını psikolog seanslarıyla harcayıp ve kutu kutu pense’ den kutu kutu zanax’ a dikey geçiş yapan hayatın ne holivud, ne de avrupa sinemasında ilgileri üzerine çekebileceğini pek sanmam. Bolivud’unsa bunun yerine Kama- Sutra’yı anlatan bi film çekmesini sadece ben değil, büyük bi çoğunluk zaten çok zamandır beklemekte. Tabi ki kaygılarımız tamamiyle sanatsal ve sağlıklı bi yaşam adına.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Bütün bunları yazdıktan sonra gidip yatacağım yer psikoloğumun koltuğu yerine çimler olsaydı tabi ki daha güzel olacaktı ama herkesin elinden gelen bi yere kadar. Sonuçta gidip çimlerin üstüne yatsam uzun uzun, muhtemelen “deli” diye bi belediye ekibi yollarlar üstüme. Tabi bunların olmaması için psikoloğa gidiyorum ki kimse beni deli sanmasın, sadece modern çağın sorunlarını aşmak için profesyonel yardım için para ödeyen ( bu arada zengin falan olduğumu da anlasınlar tabi, psikolog parası bu boru değil, çok daha kalını) über-modern bi insan olduğumu anlasınlar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Bütün bunlar başıma neden geldi peki? Sırasıyla cevap vereyim; Sevdim, umursanmadım, sevildim, umursamadım, tekrar sevildim, karşılığında bende sevdim, elde etmeye çalıştığım şeyler oldu, bazılarını elde ettim bazılarını edemedim sonra elde ettiklerimden ya sıkıldım yada kaybettim. Bütün bunlar yerine gidip uzansaydım çimlere, zaten tam da büyüdüğümü fark ettiğim andaydım, tam da sudan çıkmış balığa dönmüşüm. Durup bi nefes alsam, sırtımı yere versem.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Şimdi, siz naparsınız bilemem ama ben psikoloğumun koltuğuna osurmak için yapılan yolculuğuma sağ yada sol adımlarımdan birini atarak başlamak üzereyim. Ha eğer toplu bi halde sırtları yere verip bi daha hiç kalkmayalım diyenleriniz olursa erken haber verin, öncesinde gidip bi tekel’e uğramam gerek.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-2644175490246439195?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/2644175490246439195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/hustn-bi-problemimiz-var-gunden-gune.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2644175490246439195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2644175490246439195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/hustn-bi-problemimiz-var-gunden-gune.html' title='Hüstın Bi Problemimiz Var: Büyüyoruz'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1297705235936624534</id><published>2011-08-10T00:49:00.003+03:00</published><updated>2011-08-10T00:50:30.633+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>RADYO YAYINI LAN</title><content type='html'>merhaba gençler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şey diyom ben. radyo yayını iyi de hoş da, neden her iki ardışık yayının arasında 2 ay olsun? oturdum bunu düşündüm ciddi ciddi. abdi de çok düşünceliydi. eminim birçoğunuz da bunu endişeli bir ruh haliyle izlemekteydiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedik ki o zaman, biz şey yapalım. ney yapalım. bu programların bi programı olsun. haftalık. pazartesi duyuralım, belirlenen günde yapalım. hatta her hafta olsun. millet saatini ayarlayıp gelsin olm, fantaziye bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sebeple, bu haftadan itibaren, bu metodla, siz değeaarlı dinleyenlerle buluşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıradaki yayın, yarın gece saat: 22:00 de freganslarınızı bize ayarlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps: heh şey vardı bi de. laf da "olm ben de yayın yaparım ki ne var" diyen nublar var aranızda. aksiyon vakti lan. ciddiyim. isteyen varsa mesaj atsın. ney nasıl yapılır anlatayım, şifreyi vereyim. yayın sayımız artsın. hali hazırda üç grup yayıncı var. ben ve ev eşrafı, diler ve polat. grup artsın. bekliyorum ona göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1297705235936624534?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1297705235936624534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/radyo-yayini-lan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1297705235936624534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1297705235936624534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/08/radyo-yayini-lan.html' title='RADYO YAYINI LAN'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6513405661249449064</id><published>2011-07-05T00:51:00.002+03:00</published><updated>2011-07-05T02:20:45.568+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>wenn üblich (zu) übel wird... *</title><content type='html'>Çok güçsüz düştü hayalgücüm. Yattığı yerden gülümsemeye çalışıyor kalan son gücüyle. Biraz ışık geliyor oradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben uyumak istiyorum.&lt;br /&gt;Ben karanlığı seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki öylesine bir yolda yürür gibi. Hiçbir özelliği yok yolun. Ne kaldırım taşları süslü, ne ağaçları ihtişamlı, ne ışıkları görkemli. Ne de eski püskü bir cadde. Sadece sıradan, yalnız bir cadde. Yalnız derken de, gecenin verdiği bir sakinlik gibi.&lt;br /&gt;Kimsenin özel bir önem göstermediği bir cadde ve etrafını hiç algılamayan bir insanın dikkatini çekiyor öylece. Sadece sıradanlığından.&lt;br /&gt;O caddede ayaklarımı sürüye sürüye yürüyorum; fark etmiş olmamın hiçbir anlamı yok; caddeyle bir alıp veremediğim de yok; üstünde ne olup bittiği, neler yaşanacağı hiç umrumda değil.&lt;br /&gt;Sadece varlığıyla farkındalığım çakışıyor bir noktada.&lt;br /&gt;Hepsi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalgücüm hastayken hep daha fazla çalışır. Sıradanlığın kendini hiçbir zaman fark ettirememesiyle alakalı bir şey zannedersem.&lt;br /&gt;Belki bir "burdayım" deme çabası.&lt;br /&gt;Ya da tamamen farklı olan şeyin göze batması.&lt;br /&gt;Önemi yok.&lt;br /&gt;Zaten hayalle gerçek ayrımının o kadar da önem teşkil etmediği bir noktadayım. İnsan zihninin gerçekle, gerçek olmayanı ayırt etmesini sağlayan başka zihinler sanırım.&lt;br /&gt;Ama ya ortada başka hiçbir zihin kalmamış ya da hepsi zihnine doluşmuşsa?&lt;br /&gt;O zaman ayırt edebilir mi insan?&lt;br /&gt;Dahası bir önemi kalır mı ayırt etmenin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddedeyim.&lt;br /&gt;Olanca sıradanlığıyla.&lt;br /&gt;Caddenin herhangi bir benliği yok. Olmasını da beklemiyorum.&lt;br /&gt;Bana kendi benliğimi hatırlatacak bir öğe bulmak da zor geliyor. Sadece var olan olağanlık, sıradanlık. Rahatsız ediyor.&lt;br /&gt;Oysa her şeyin sabit, değişmez, güvenli, olağan olmasını istemişimdir hep. Dondurmacıya gidip 15 çeşidin karşısında tezgaha iki saniye göz atıp ardından vanilyalı dondurma istemek gibi bir şey.&lt;br /&gt;Şimdiyse dokunuyor sanki; bir yerlerden dürtüyor gibi. Tezgahtaki en adı sanı duyulmamış taddakini almamı söylüyor sanki bir şeyler.&lt;br /&gt;Uyacak değilim söylediklerine.&lt;br /&gt;Ama kurtulmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süzülmek istiyorum sanki. Birazcık, havalanmak. Uçmak da değil de ayaklarım hafif yerden kesildikten sonra birazcık o şekilde süzülmek.&lt;br /&gt;Oysa ben hep güvenli olmak güvende olmak isterim, ayaklarım yere basmalı benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süzülmek hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihnim yoruldu.&lt;br /&gt;Onu biraz dolaştırmaya çıkarabilsem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;* başlık: (alm.) alışıldık bokluk olduğunda, bok gibi geldiğinde... (yazar burada übel ve üblich kelimeleriyle kelime oyunu yapmaya kalkışmış, bok yemiş.)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;ps: yaklaşık 12 ay sonra yazılmış ilk yazıdır, muhtemelen uzun bir süre için de tek yazı olacaktır. yazıdaki her türlü bok püsür mazur görülmelidir, görmeyenlerin canı sağ olsundur.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6513405661249449064?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6513405661249449064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/07/wenn-ublich-zu-ubel-wird.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6513405661249449064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6513405661249449064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/07/wenn-ublich-zu-ubel-wird.html' title='wenn üblich (zu) übel wird... *'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-886499493743826502</id><published>2011-06-03T00:46:00.000+03:00</published><updated>2011-06-03T00:46:32.901+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>cambaleiyo</title><content type='html'>i need darkness&lt;br /&gt;i need silence, &lt;br /&gt;i need an isolated island to put myself throughout this one spot space.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i've come home now.&lt;br /&gt;with my bare hands, i fought with my inner goodwillings&lt;br /&gt;in my bare hands,&lt;br /&gt;there was pure black blood.&lt;br /&gt;there were people on the sides of the empty road. &lt;br /&gt;the road that keeps me connected to the room i'm in.&lt;br /&gt;i was barely holding me,&lt;br /&gt;the space was init.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;upon the clouds, wing of mine was useless,&lt;br /&gt;as i fall&lt;br /&gt;arrogance,&lt;br /&gt;the defiled beauty,&lt;br /&gt;has shown the her very own face.&lt;br /&gt;i was falling. &lt;br /&gt;the surface of tomb was cold, and getting closer to my stupid face.&lt;br /&gt;the wings are not suitable to a body aparted.&lt;br /&gt;i don't fit.&lt;br /&gt;i am useless.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;look me in the eye,&lt;br /&gt;kill me in there.&lt;br /&gt;how can it be possible to live like that?&lt;br /&gt;or, how can it be passible to leave this failure?&lt;br /&gt;can not pass, can not possess anything to make it helping to my struggle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i need nothing,&lt;br /&gt;except me.&lt;br /&gt;i need a mirror,&lt;br /&gt;nothing more.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-886499493743826502?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/886499493743826502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/06/cambaleiyo.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/886499493743826502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/886499493743826502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/06/cambaleiyo.html' title='cambaleiyo'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8473897193322143978</id><published>2011-05-14T15:00:00.002+03:00</published><updated>2011-05-14T15:13:57.177+03:00</updated><title type='text'>15 Mayıs 2011 İnternetime Dokunma Yürüyüşü.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Iyl0XvItdQI/Tc5x-0btmlI/AAAAAAAAAGw/2uGHUyrWqQo/s1600/oncesonra.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Iyl0XvItdQI/Tc5x-0btmlI/AAAAAAAAAGw/2uGHUyrWqQo/s400/oncesonra.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606543910163552850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi 22 ağustos 2011 günü sizlere 4 paket sunulacak ve bunlardan birini seçmek zorunda bırakılacaksınız. Herhangi bir seçim yapmayanlar otomatik olarak Standart pakete geçmiş olacak, Youtube a giremeyeceğinizi zaten biliyorsunuz ama hali hazırda 60.000 yasaklı sitenin olduğu ülkemizde bu paketlerin daha neler getirebileceğini bir düşünün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google da "haydar" kelimesini dahi aratamayacak, "sarışın", "hikaye", "hatun", gibi kelimeleri internetiniz üzerinde göremeyeceksiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anne çocuğuna hikaye okumak isterse internete girip herhangi bi hikayeyi okuyup daha sonra çocuğuna anlatamayacak, çünkü "HİKAYE" kelimesine dahi sansür gelecek malesef. Bu sansüre uğrayacak kelimeleri belirleyenlerin nasıl bir beyin yapısına sahip olduklarını merak etmekteyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Mayıs 2011 Pazar günü saat 14:00 boş beyinlere ve hayatının kısıtlanmasına engel olmak isteyenlerin, Sansüre hayır diyenlerin, sansüre karşı duranların ve özgür beyinlerin var olması gereken Yürüyüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.yasaklamakyasaktir.com&lt;br /&gt;http://www.sansurekarsi.com&lt;br /&gt;http://www.sansuresansur.org&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özellikle bu adreste http://www.sansuresansur.org/internetin-icin-yuru/  bulunan illeri , yerleri ve zamanları kontrol etmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin her yerinde aynı anda ve aynı tarihte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.facebook.com/event.php?eid=152334771499561 adresinden il tarih ve yerlerini kontrol edebilir, etkinlik hakkında bilgi edinebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klavyelerinizi, modemlerinizi, pankartlarınızı alın ve gelin !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8473897193322143978?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8473897193322143978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/05/15-mays-2011-internetime-dokunma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8473897193322143978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8473897193322143978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/05/15-mays-2011-internetime-dokunma.html' title='15 Mayıs 2011 İnternetime Dokunma Yürüyüşü.'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Iyl0XvItdQI/Tc5x-0btmlI/AAAAAAAAAGw/2uGHUyrWqQo/s72-c/oncesonra.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-545128480907988954</id><published>2011-05-01T12:22:00.000+03:00</published><updated>2011-05-01T12:25:58.553+03:00</updated><title type='text'>Doğa İçin Çal 3</title><content type='html'>&lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/mIsnxNosQ14" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-545128480907988954?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/545128480907988954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/05/doga-icin-cal-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/545128480907988954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/545128480907988954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/05/doga-icin-cal-3.html' title='Doğa İçin Çal 3'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/mIsnxNosQ14/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5566342405978592973</id><published>2011-04-11T01:24:00.000+03:00</published><updated>2011-04-11T01:24:50.306+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>yengem elke</title><content type='html'>blog'u engellemişler. amk. çok çirkin bu hareket.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazıyorum, ama kim okuyor bilmiyorum bu sebeple.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında bu hayat var ya, bu üzerinde koşuşturduğumuz topraklar, biz koşanlar, koşma sebeplerimiz, onların varoluşlarının mantıksızlığı, hayat; her biri,çaresizliğimizin farkındalığıyla doğru orantılı olarak sux. ne kadar farkındaysak o kadar berbat, ne kadar berbatsa, o kadar gözümüzün içine girecek kadar berrak bi boktanlık içindeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiç kimsenin sikimde olmadığı bir dünya düşleyip, sonra kendimi o dünyanın tam ortasına oturttuğum sakat bir hayalin pençesindeyim. teoride çoğzel çoğiyi, ama uygulamada karın ağrısına boyun eğen bir makat, ve onun tahriş olunmuşluklarıyla(olunmuşluk ne amk) hırpalanmış bir şair edasıyla sürünüp gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimse yazıp oynamasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben olayların farkında bile değilken kimse kafasından element uydurup sebep sonuca dalmasın. bi anlayayım, bi analiz harikası koyayım ortaya, sonra ne bok yenirse yensin. böyle eğlenceli olmuyor çünkü. ben farketmeden, belki de dünyanın en komplike komplolarına maruz kalıyorum. zekama hakaret bu, zamanınıza yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey dünya vatandaşları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lütfen insan olun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5566342405978592973?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5566342405978592973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/04/yengem-elke.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5566342405978592973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5566342405978592973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/04/yengem-elke.html' title='yengem elke'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2784241161904351709</id><published>2011-03-31T14:11:00.002+03:00</published><updated>2011-03-31T15:13:22.770+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Bin Hayat</title><content type='html'>Anlatılmış en basit hikayelerden bir farkı yoktu. Bir ev manzarası resminin içinde bulunan/bulunması şart olan klasik bir çerçeveden farkı yoktu. Sayı saymayı yeni öğrenmiş bir çocuğun, sıralamayı tamamlarken son sayıları bilmediği için benzer ve anlamsız kelimeler söyleyerek kusurunu örtmesi kadar klasikti. Dört, beş, altı, yedi, seriz, dogz, om... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnında bir sancı vardı, diğer klasikler gibi. Onlarda bu anlamsız duyguyu "sancı" diye adlandırırlardı. Nevi şahsına münhasır diye adlandırabileceği hiç bir şey kalmamıştı artık. Düşünebiliyordu, konuşabiliyordu fakat bunlar ona bir fayda sağlamıyordu. Karnındaki "sancı". Diğerlerinin karnındaki sancıyla aynıydı. Kasvetli havalardan bahsediyordu. Sanki bunun başka bir betimlemesi varmış gibi. "Kasvet" sanki sadece onun kullandığı bir kelimeymiş gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılmış bir orospu çocuğundan başka bir şey değildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kağıt parçalarından daha kıymetsiz olduğunu bile bile, sürekli bir umudun peşinde koşma çabasının ona verdiği gelişmiş kaslar ve karnında anlamsız acının amacını düşünmekten başka ne çaresi vardı ki... her zamanki programlarından öteye gidemeyen ve bir şeyler için çabalarken bile bunun yanında kaybını görebilen nadir insanlardandı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim gelmiş kim geçmiş düşünmeden sadece kendisini nereye sürüklediğini düşünen adam.. bu adam nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün aynı saatte masasının başına geçiyordu, her gün aynı saatte... Hiç şaşırmazdı, saat 4 te masasının başına geçer ve daktilosundan çıkan seslerin gelmesini beklerdi. Bu işi edindiği zamanlar ne düşündüğünü merak ediyordu şimdilerde. Annesinin "oğlum doktor olacak" klişesini aklına getiriyor ve sürekli geçmişe dair düşüncelere dalıyordu. Daktilosundan ses gelmesini beklerken kafasındaki seslerle meşgul oluyor, edindiği işi kaybediyordu. Kazançlarını sayamazken kafasında "zaten kelimesi burda kullanılamaz" gibi aptal kurallar doluyor ve kınama isteği gittikçe arıyordu. Neyi? nedir, bunlar onun kaybettikleri mi kazandıkları mı ? Yoksa basit bir hikayede konu olacak kadar mı standart? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir, kalbinin atışları mı yoksa atmayışları mı etkileyen? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevresinden gelen tavsiyeler "caba" konumunda, bakkal Murat, Postacı Ahmet, mahallede herkesin tanıdığı ve gözünün üzerinde olduğu Alev ve kırmızı sporayakkabılarıyla yırtık bir topla sürekli duvara şut çeken küçük Ozan'dan başka bir çevresi yoktu. Bir zamanlar kaybettiği ve aslında pekte samimi olmadığı Uğur amcasının, babası küçük olduğu için kafasına kaktırarak "bu çocuktan bir şey olmayacak, geleceğini garantile bari" gibi çivilemeleri sayesinde ve ufak tefek küçük işlere girerek kazandığı 3-5 kuruştan başka hiç bir geliri yoktu. Sabahları yapacak hiç bir şey bulamadığı için bir şeyleri sabitlemeye çalışma sabit-düşüncesi yüzünden saat 10 da kalkar, 10 dakka sonra 10 adım ilerdeki bakkal Murat a gider ve 1 ekmek alırdı, çöpünde her 3 günde bir 1 küflü ekmek bulabilirdiniz. 10:10 geçe duvara şut çekmeye çalışan Ozan'ı gördüğü zaman "bugünde diğer günlerden biri" diyerek "neden erken uyanmadım ki" cümlelerini ardarda düşünüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-nasılsın Murat abi,&lt;br /&gt;+iyidir gülüm, sen nasılsın?&lt;br /&gt;+eh işte aynı şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne alacağını bile söylemez, Bakkal Murat poşete 1 ekmek ve 1 paket sigara koyar ve "iyi günler" derdi. Bakkaldan çıkınca gözleri gizli gizli etrafı keser ve uzun zamandır süren yalnızlığına dair bir ters tepki - doğal olarak - olan karşı cinse karşı aşırı ilgiyi örtemeyecek kadar keskindi etrafı kesişleri. Eve girer ve masanın üstüne ekmeği bırakır, dolaptaki bir kaç dilim peyniri dışarı çıkarır ve çayın demlenmesini beklerken Televizyonu açıp siyasetçilere ve pop şarkıcılarına küfür ederdi. Televizyon kısa esler verdiği zaman küçük Ozan'nın top oynarken çıkardığı sesler ve her seferinde dışardan evinin 2 kat aşşağısındaki Mert abinin oğlu küçük Deniz'e "Hadi aşşağı gel top oynayalım" seslerini duyarak kahvaltısını eder ve ne yapacağını düşünmeye başlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her uyandığında televizyonu açardı. Çevresindeki diğer kızlar gibi düşünmüyordu. Aslında onlar gibi olmaya harcadığı çaba onu yormuştu. Çünkü duyarsızlık ona çok huzurlu geliyordu. Bütün kızlar duyarsız değildi elbette. Sadece onun çevresindekiler bu duruma uygundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde televizyonu açmak bir işkence gibiydi. Yine her sabah olduğu gibi uyanır uyanmaz televizyonu açtı. İçi burkuldu, nefesi kesildi, lanet okumaya başladı. Bunlar her sabah olduğu gibi nüksediyordu. Biri başka bir "biri" ni bombalıyordu. İnsanlar ölüyor, çocuklar ağlıyordu. Bir erkek eşini ve çocuklarını doğramıştı, Ülkenin siyasi makamları üstü örtülü bir şekilde hala "sizler salaksınız" diyordu. 15 yaşında çocuklar dilendiriliyordu. Yaşlı bir teyze günü bitirmek için uzandığı/uzanmak zorunda olduğu bankta donarak ölmüştü. Yani her şey aynıydı. Günün başlaması için yeterli düzeyde pislikleri depoladı ve dışarı çıktı. Herhangi bir yoldan geçerken üzerine üzerine gelen sapıkça bakışları görmezden gelmeye alışmıştı. Küfür ede ede ilerliyor etrafına bakmadan yürümeye çalışıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha 5 yaşındaydı, dışarda arkadaşlarıyla top oynamak, yerlere tebeşirle bir şeyler çizmek, duvarlara kale çizmek ve daha nicesi. Buydu onun hayatı. O tüp niye patladı ! neden? Neden onun evinde yangın çıktı? Neden annesini ve babasını kaybetti? Neden? Başka bir ev yanamaz mıydı? Başka 5 yaşında bir çocuk yok muydu? Niye o?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 yaşındaydı, arkasındaki tanklara o kadar alışmıştı ki artık bunun bir doğallık olduğunu sanıyordu. Postallarıyla sert sert toprağa basan askerleri görmek istemiyordu artık. Petrol falan diyordu etrafındaki büyükleri, ne petrolü? petrol nedir? Arkadaşlarına soruyordu petrol nedir diye, siyah! O kadar siyahki içlerini karartmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurmak zorundaydı, o gün o bardan çıkarken elindeki silah damarlarındaki alkol kadar gerçekti, ama bir gerçek diğer gerçeği düşünmesini engelledi. O vurmak zorunda olduğunu düşünüyor ve o elindeki silahın buz gibi yapışkanlığının farkında olmuyordu. Bastı... Bastı tetiğe, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak artık mahallesinde yürüdüğü o sokakların hayalini kuracaktı. Bastı tetiğe, artık yanına gidebileceği bir kız arkadaşı yoktu, artık kardeşim dediği arkadaşlarının yanına gidip birer bira eşliğinde dertleşemeyecekti. Bastı tetiğe, her şeyi değiştirdi. 10 dakikada 2 hayat değişti. İkiside ölüm, biri parmaklıklar ardında olsada.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-2784241161904351709?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/2784241161904351709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/03/bin-hayat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2784241161904351709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2784241161904351709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/03/bin-hayat.html' title='Bin Hayat'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1357254307983278694</id><published>2011-02-18T17:11:00.001+02:00</published><updated>2011-02-18T17:13:06.137+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karanlık Gidecek'/><title type='text'>Ruh Hapsi (Karanlık Gidecek II)</title><content type='html'>"watch the weather change."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;topraklar üzerinde hüküm süren çokça iki ayaklı yoktu ilk devirlerde. gerganne, burayı, her biri diğerinden farklı niteliklere sahip, konuşabilen, iletişimini çift yönlü sağlayabilecek, zeki, kaotik, ama her birinin eksikliğini sarmal olarak, bir diğeriyle tamamlayabileceği bir düzen kurmak planıyla ilk merkez rününü, kuru toprak üzerine çizmişti. toprak yeşermiş, ve ölü halının içerisinden yemyeşil hayat fışkırmıştı. o gün, kimse yoktu. sadece gerganne ve varisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne'i görebilen, sadece bir avuç Lesde ve bir avuç Hyunin vardı. onlar da, yaratıldıkları andan itibaren içlerinde gerganne'i biliyor, onun beyni ve arzusunu her nefes alışverişlerinde hissedebiliyorlardı. Gördükleri gerganne, somut bedenin çok ilerisinde, çepersiz bir ruhtu. aralarından hiçbiri, ne onu resmedebilir, ne de sonsuz kelime gücüne rağmen, onu cümlelere sığdırabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerganne'in öncesi bilinmez, neler yapabileceği konusunda hiçbir bedenli canlının en ufak tahmini dahi yoktur. o, toprakların can veren yaratıcısı, niyetini ve bilgisini tüm yarattıklarından gizli tutmuş, sadece bireylere kendi görevini ilham vermişti. herkes kendi payına düşeni yapmakla yükümlüydü. kimi toprakları adım adım dolaşıp, ondan önce orada olan bitkileri tanıyıp, çeşitlendiriyor. kimi, gerganne'in ona bahşettiği sihir okuma becerisiyle toprağa şekil veriyor, kimi kendinden ufak bedenler yaratıp gerganne'in onlara ruh vermesi için yakarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lesde, "konuşanlar", dil konusunda beceri sahibi bedenlerdi. ilk onlar yaratıldılar. gerganne'in ruhunun sihir kısmından çok, bütünün büyüsüne hayran oldular. görevleri, genelde, toprağın altında uyanmayı bekleyen bilgileri, uyanışa hazırlamaktı. daha çok bitkiler üzerine çalıştılar. ve günümüze ulaşan her bir bitkinin, her gününde, en azından bedenleri toprakları terkedene dek, parmakları vardır. bedenlileri, gerganne'in ta kendisi adledip, onları değiştirmeyi küfür saydıkları için Hyunin ve onun işlerini hep bir sızlanmayla izlediler. aralarında, ilk yaratılan Figrel'i lider bildiler, onun izinden yıllar boyu yürüdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hyunin, "şekledenler", bedenleriyle beden verdiler. her bir parçalarıyla, gerganne'in buyruklarına kurban sundular. ve onu lesde'nin anlayışından daha çok, tanrı mahiyetinde ibadet ettiler. onlara göre gerganne, bedenlerinin sebebi, niyeti, koruyucusu ve şüphesiz yaratıcıydı. gerganne'i okumaktan çok, ona hizmet için sevilerini sundular. topraklar üzerindeki her bir canlıyı arayıp, onlara beden verdiler, bu bedenlerin ruhları için gerganne'e ağladılar. lesde, hyunin'in bu beden arayışına, hakaret gibi baktılar. çünkü beden ve ruh, sadece gerganne'in kudretiyle bina olacak kavramlardı. oysa bu, hyunin'e göre, gerganne'e olan gerçek ibadetti. hyunin içinden, Yeriv, Figrel ve etrafındaki lesde'lerin giderek düşmanlaşmasından çekinerek, gerganne'e yakardı. gerganne sadece Yeriv ve Figrel'e sihir okuma gücü verildi. böylece, sadece iki grubun lideri, sihir ve rün konusunda bilgi ve hüner sahibi olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne, hiç bir maddi varlığa, kendisininkinden daha düşük bir değer biçmiş değildir. çünkü, sadece o bilir ki, her bir bedenin içerisindeki ruh, kendi ruhunun sadece bir nebze fanilik tatmış halidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gece yarısı, topraklar üzerindeki hayat, yemyeşil akıyorken; bir gün yeriv, eşrafını topladı, tüm hyunin'e söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kardeşlerim, gerganne'in aklındakini gördüm. artık, hepimiz yaratabiliriz. hepimiz gerganne'ın niyetine hizmet edebiliriz. Geryn sınırlarına kadar gidip, gerganne bedene düşene dek, dua edeceğiz, onun huzurunda gücümüz için sınanacağız.ve kardeşlerim, gerganne'in bedeni olacağız!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalabalık, şükran ve coşkuyla yeriv ve gerganne'in adını çağlıyordu. herkes telaşla toparlandı, konaklar terkedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;topluluğun arasındaki Mejh, tabi olduğu Lesde topraklarına gidene kadar dua etti. gözlerinden yaşlar boşanıyordu. çünkü, kardeşleri hyunin gaflet içinde gözü dönmüş bir şekilde, gerganne'e küfrediyordu. kalbinin üzerine kapattı ellerini. artık koşacak gücü kalmadığında, gerganne'e yakardı. gerganne, mejh'e gücü ötesinde güç verdi. figrel, mejh'in kafasının içerisindeydi. mejh konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- efendim, yol göstericim, beni duyun!&lt;br /&gt;yeriv küfür içerisinde ve korktuğum gibi, bu küfürü sadece onun sapmış ağzı dillendirmiyor! gerganne'i gördüğünü ve sahip olduğu gücü kardeşlerimizin her birine bahşedeceğini söylüyor! Geryn'e gidiyorlar efendim, hepsi, tüm kardeşlerimiz ve onların yaratımı, tüm yolsuz ruhlarla beraber, Geryn sınırlarına gitmek üzere konaklarını terkettiler, ateşlerini söndürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Figrel! beni duyun efendim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;figrel'in tüm düşünceleri, gözyaşı ve öfkeyle kaplanmıştı. hareket edemiyordu. gerganne'i ilk o bilmişti, ilk yaratılan oydu, ruhuna ilk ses verilen, gerganne'in dokunuşunu kemiklerinin içerisinde ilk hisseden figrel'di. ve şimdi, sonra gelenler, kardeşleri, büsbütün bir gaflet içinde gerganne'e ibadet yolunda, ona başkaldıracaklardı. ah hyunin'in kibirli huyları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne'e yakardı, cevap alamadı. korkuyordu. gerganne onu asla cevapsız bırakmazdı. bitkilerden yol istedi. geryn'e batı sularını aşarak gideceklerdi. ağlıyordu. hemen toparlandı, Golmne, Buyrt ve Dessin'i yanına aldı, yolda mejh'i de alıp takibe başlayacaklardı. hızlıca dilleriyle birbirlerinin derdini diğerine aktarıp, olası çözümleri birbirlerine sundular. hepsi çaresizlik içerisinde ağlıyorlardı. gökler dile geldi, ve tüm kızgınlıklarıyla geryn'e giden yolu dövdüler. böylece yola çıktı figrel ve beraberindekiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne hala cevap vermiyordu. her neyse olan biten, hiç de iyi değil dedi gözyaşlarını silerken figrel. hiç de iyi değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeriv, toprağın üzerindeki her yağmur katresini rünlerle beziyor, damlalar ona yolu gösteriyordu. günler boyu yürüdüler, ağaçlar ve çimenler, ayaklarına dolaşıyor, onları toprağa düşürüyordu. yeriv her bir kardeşini rünlerle koruyor ve lesde'nin peşinde olduğnu anlıyordu. gerganne'e kardeşlerinin anlayışsızlığı için özür dilercesine dua etti. gerganne'den aynı cevabı aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"geryn'e gidin, tüm kardeşlerinle beraber orada olup, bedene düşüşümü kutlayın, kutlayın ki, her bir kardeşin benim zerrem olduğunu ispatlasın, her bir kardeşin gerganne olsun!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeriv coşkuyla doldu. içi sevi ve bilgiyle dolu attı adımlarını, geryn'e ulaştıklarında toprak cansızdı. mejh'i yanlarına alan lesde, figrelin hızlı adımlarıyla hyunin'e yetişmişlerdi. figrel çalıların arasından öne atıldı, ağzını açıp "dur kardeşim!" demeye yeltendiği anda kaskatı kesilmişti. yeriv yanıyordu! yeriv alevlerin içerisinde aman diliyordu. hyunin ne olduğunu anlayamaz halde koşturuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;figrel yağmura yakardı, ancak yağmur onu dinlemiyordu. gerganne konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- çocuklarım gidin, terkedin. gaflet içerisindesiniz, beni topraklar üzerinde aramayın. figrel, tüm lesde'yle beraber terket bu toprakları, bırak hyunin kendi gafleti içerisinde kavrulsun. ah o kadar kahroluyorken, bırakıyorum, bedenlerinin aşkından, ruhlarını kül edenleri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında sadece gerganne vardı. onun izinden gitmeye hiçbir ruh gönüllü değildi. sonsuz parçaları arasındaki ruhlar, sadece belli olasılıklarda bütün oluyor, onun haricinde sonsuz boşluk içerisinde dolanıyorlardı. ilk gerganne bütün olmuştu. tekti. ancak gerganne'in niyeti, tüm ruhların bir bedende yaratmasıydı. hiçbiri kendi parçalarını bulabilmek için uğraşmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ruhlar arasında gerganne'in niyetini sadece bir grup sezebilmişti. zorluklar içerisinde diğer uzuvlarını aradılar. ve çağlar sonunda, tam da lesde'nin ilki, figrel doğuyorken, Monthed bütün oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;monthed gücünü, kendi parçaları arasında buldu. kimseye kendini belli etmeden, ne bir tehdit oluşturarak, ne de bir varlık emaresi göstermeden, gerganne'in niyetine tüm parçalarına vakıf kıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun yaptıkları içinden kötüleri ayıkladı, onları bozdu. ilk kerth'lere beden verdi. sonsuz boşluk içindeki iktidar açlığı içindeki kerthleri toprağa yolladı. her birinin ruhunun derinlerine sihir gücünü okumuştu, rün bilgisi ve bileklerine güç bahşetmişti. onlara "bekleyin" dedi, "sadece bekleyin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lesde'ye saygı duyuyordu. çünkü hiç bir lesdeli direkt olarak gerganne'in beden arayışına hizmet etmiyordu. fakat hyunin, her bedene ruh istemişler, bu yolda arayışlara çıkmışlar ve her geçen gün, kerth'lere yaklaşıyorlardı. kerth'lerin ortaya çıkmasını engellemek için toprakların en ucuna, geryn topraklarına yerleştirdi kerth'leri. bu yabani ırk başka beden görmemeliydi, ne de kendini diğer bedenlere göstermeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne, kendi alemindeyken, toprakları üzerindeki garipliği farketti ve geryn'den yükselen yaşamı sezdi. ve oradaki kerth'leri bildi. içlerindeki sihir gücü, yeriv'inki kadardı, ancak biliyordu ki, eğer kerth, kendi uyananlarını gafil avlarsa, her şey biterdi. o yüzden, gerganne o gece toprağa inip kerth'i öldürecek, bedenini hyunin'le payaşıp, gücünü onlara bahşedip kendilerini ve toprakları korumalarını sağlayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeriv'e göründü ve dedi ki, "geryn'e gidin, tüm kardeşlerinle beraber orada olup, bedene düşüşümü kutlayın, kutlayın ki, her bir kardeşin benim zerrem olduğunu ispatlasın, her bir kardeşin gerganne olsun!". niyeti, yeriv'in kerth'lerin düşmancıl gücünü farketmesi ve onları alt etmesiydi. o sırada orada olan mejh'in figrel'e gideceğini biliyordu. figrel biat edip gerganne'i bekleyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;monthed, boş durmadı. ruhlar arasından gidip gerganne'i buldu ve onu hapsetti. toprakla olan tüm parçalarını kesip, topraktakilerin ona ulaşmasını engelledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve o gece, ilk geryn halkı, kerth'ler, yeriv'i alevler içinde bıraktılar. gökyüzü gerganne'e lanet okuyordu. yalnız bırakılmışlardı. monthed sonsuz bir anlayış içerisinde gerganne'e döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- onlar, seni asla anlamayacaklar.&lt;br /&gt;sen, kendi irfanının ötesini, kendi önünü göremeyen mahlukatlarının görmesini bekliyorsun gerganne. onlar, hiçbir zaman, beklediğin yaratıklar olamayacak dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve gerganne'in kopardığı uzuvlarını kendi eliyle tamir etti. hemen figrel'le konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- gidin çocuklarım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerganne, aklındakileri gerçekleştirememişti. kimse onu anlamamıştı. sadece parçaları görüp, bütünün kudretine nail olamamışlardı. hayal kırıklığı içinde, salıverdi ruhları. ve tüm ruhlar yeryüzüne üşüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1357254307983278694?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1357254307983278694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/02/ruh-hapsi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1357254307983278694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1357254307983278694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/02/ruh-hapsi.html' title='Ruh Hapsi (Karanlık Gidecek II)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5670382688676757212</id><published>2011-02-04T01:36:00.002+02:00</published><updated>2011-02-18T17:12:51.451+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karanlık Gidecek'/><title type='text'>Mühür (Karanlık Gidecek I)</title><content type='html'>"they don't have mercy, they don't have justice, they don't have to do this, to us."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birdi, bütündü, toplanan tüm parçalarında ayrı ayrı imzaları vardı. elleriyle kazımıştı ki, çokça kez parçalanıp kanıyla imzasını tam merkez rüne döşemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bregos olarak bilinirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inanıyordu ki, ruhunun her bir uzvu, başka takipçilere açtı. gücünün farkındalığıyla, her adımını ondan kopan ve kopanların yerine kendinden var ettiği parçalarını eğitiyordu. yollarca yürüdü, yıllarca arayış içerisinde, bu çölden ibaret toprakların çıkış kapısına ulaşmak için ter, kan ve gözyaşı döktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu çöl ki, Bregos'un konuşabileceği canlılar, artık, ruhları yıllarca süregelen himayeye başkaldırıp, bedenlerini amansız koşullarda terkeden cesetlere yuvaydı. bir bir yitip giden türdeşleri için elini kalp rününün üzerine götürüp dua etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burda doğmuştu. burda yetişip, bu kaotik düzende, civarındakilerin bir bir azalışına tanık olurken; merhametsiz bir isyanın içerisinde şahlanmasına yol gösteren önder, titreyen bacaklarına derman, eğitimsiz kollarına öğretmen ve kendine yoldaş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürek kemiği üzerinde Bregos'tan başka bir isim kazınmıştı. onun gerçek ismini, ağzına alan her kimse, artık yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geryn halkı, çocuğa açtı. çağlardan beri, Geryn'e umut verecek tek bir çocuk doğmamıştı. o, Bregos, elinde bir Kerth kafası, ağlayan gözlerle, ana (ve artık tek olan) kamp Ev'in Çemberi geldiğinde 8 yaşındaydı. nasıl doğdu, kimden oldu, ne Bregos, ne de Geryn halkı bilmiyordu. Sadece, kopmuş kafaya bile yaklaşmaya cesaret edemeden, çocuğa "gel," diyebildiler. "Khemun Gos", gel çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerth merhametsizdir. takriben 90-120 cm yüksekliğinde, 150 cm uzunluğunda, altı bacaklı bir Hetp mahlukatıdır. tek başlarına, çöldeki hiç bir canlıyı rakip kabul etmezler, eğer yanlarında başka bir Kerth varsa, canlının hayatta kalma ihtimali, iki Kerth'in de erkek olma ihtimali kadardır. yabani Kerth'ler, sürekli itibar peşinde, tüm erkek Kerth'ler, bir diğer erkek Kerth'e herhangi bir konuda üstünlük kurmak için düello teklif edip, onursuzca diğer erkeği katlederler. Bu yüzden, erkek Kerth, çöl için, imkansıza yakın canlı kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bregos'un elindeki yetişkin, sakallarındaki kızıllıktan anlaşıldığı üzere erkek bir Kerth'di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geryn halkı, ilk defa ölü bir Kerth görüyordu. Bregos'a, Bregos'un anlamadığı şeyler söylüyorlar, karşılığında tek kelime alamıyorlardı. Önce, onu korkuyla aralarına alıp, Reis Mkunat'a götürdüler. Mkunat'ın babası Mturem, yıllarca geryn'e yol göstermiş, çöl ve onun mahlukatlarına karşı tek taraflı barışçı bir politika izlemeye karar vermişti. oğlu Mkunat ise, her gün, sınırdaki kolluklardan gelen cesetleri öfkeyle karşılayıp, lanetler savuruyordu. ona göre, imkan varsa savaşılmalıydı. ufak birlikler kurup, tekil yakalayabildiği mahlukatlarla dövüşüyordu. çokça zafer elde etmişti. ama bir kerth'le asla dövüşmedi bile. bunu yapamayacağını, o da, birliği de, halkı da, çöl de çok iyi biliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama şimdi, bu huzurundaki velet, elinde, sakalına kızıl kan bulaşmış, hem de erkek bir Kerth kafası tutuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dilimizi bilmiyor Reis Mkunat" dedi kolculardan biri. çocuğun gözlerinde korku vardı. bu, az önce erkek bir kerth'le dövüşüp onu bozguna uğratan biri için mantıksız bir surat ifadesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mkunat sol bileğindeki tılsımı ağzına götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"beir ge gulh mkun haith bi uvilet qoseg" dedi kesik kesik. ağzından çıkanlar kendine Geryn dili gibi gelse de, bunu küçük çocuğun anlayabildiğini biliyordu. çocuk konuşmadı. tek kelime etmeden üstündeki kumaş parçasını karnına kadar indirdi. sırtındaki karışık dövmeleri gösterdi eliyle. tam kürek kemiğinin üzerinde çölde yazılı olan tek alfabe, Tathgelog'la kazındığını gören Mkunat şaşkınlıkla açılan ağzını kapatmaya dahi çalışmadı. Tathgelog'u bulan, kullanabilen tek ırk; sonuncu örneği 100 yıl önce görülen saygıdeğer Sapyh'lerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hemen Geryn'in sihirbaşı çağırıldı, konu bildirildi. Sihirbaşı Opit Gae, elinde olan tüm tathgelog, sapyh, çöl mahlukatları ve dilbilim parşömenlerini yanına alıp korkuyla Mkunat'ın huzuruna geldi. çocuğa şaşkınlıkla bakıp elindeki Kerth kafasını görünce etrafındaki koruma kalkanını güçlendirdi. Mkunat bu küstahlığına daha sonra cezalandıracaktı. çocuğu çağırdı ve sırtına tekrar baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyücü kaskatı kesilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kürek kemiğinin üzerine, "E galon é fenisph teri qued" cümlesi dağlanmıştı. "bu et, benim kanımla mühürlenmiştir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlık, artık sona erecekti. çünkü bu sözler; nesli 100 yıl önce tükenmiş bir neslin, 7 yıl önce bir şekilde doğmuş bir Sapyh çocuğunun, onun tarafından, Gerganne tarafından yollandığını söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mkunat ağlamaya başladı. hıçkırıklar arasında çocuğun önünde eğildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Elen biddezir beid Bregosé!" dedi, "çocuk, sen bizim umudumuzsun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o günden sonra Geryn'in her bir ferdi, Geftya'ya Bregos dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onu yetiştirdiler, gücünün farkındalardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ona kim olduğunu söyleyemezlerdi. sakladılar da. Bregos kendini Geryn'li bildi. onlar için savaştı. onlar için kendini aradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bregos, artık büyümüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5670382688676757212?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5670382688676757212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/02/dark-pne-shall-fall.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5670382688676757212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5670382688676757212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2011/02/dark-pne-shall-fall.html' title='Mühür (Karanlık Gidecek I)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-3957500043103028659</id><published>2010-12-28T03:26:00.000+02:00</published><updated>2010-12-28T03:26:10.599+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>yeni yıl yeni yıl</title><content type='html'>ho ho ho hover.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni yıl, geçen yılın bu zamanlarında bizi oldukça heyecanlandıran; ama geçen yılın göreceli şimdiki zamanındaysa aslında bi bokun değişmediğini farkedip de sıradaki yılın o yeni yıl olmasını umduğumuz zaman niteleme şeysidir. sayılarla ifade edilemez, niteliği defter-i kebir'in kapanış işlemine alacak olarak işlenir (666 - yeni yıl girme çıkma kambiyosu hesabı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen yıl bu zamanlar, eski yeni yıl başlarken şöyle bir checklist yapmış idim. tüm sahifeleri raftan indirip genel bir kontrol ve gözden geçiriş öncesi son cümlelerimi okuyorsunuz. hıhım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;blockquote&gt;2010 dilekistekarzu checklist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1. the tea party birleşsin nolur.&lt;br /&gt;       2. dark tranquillity, opeth, tool, pain of salvation, üstteki dallamalar ve petri aynı festivalde, türkiye'de buluşsunlar. sonuncusunu hümanist olduğumdan yazdım. maksat insanlar sevinsin. söz konusu fest'e iki kişilik passcard'ım olsun. bana eşlik edecekleri bilek güreşi contest'iyle seçeyim.&lt;br /&gt;       3. "düze çıktım, dibe battım, düze çıktım, lan dip" grafiğim daha tutarlı olsun. hani geride bıraktığım phase'i bari anlayabileyim.&lt;br /&gt;       4. adam gibi balık pişsin, yanında rakı olsun.&lt;br /&gt;       5. gitara tel alayım, bunu yapim lan harbiden. 2 aydır yok mi teli.&lt;br /&gt;       6. saçmalamayayım iki dakika. bu ciddi bişiy.&lt;br /&gt;       7. kimse saçmalamasın. benden saçmalamak için ticket request'lerine affirmative reply confirmation alsınlar. sonra iki düşünüp bi saçmalasınlar.&lt;br /&gt;       8. stüdyoya gireyim. mümkünse ahmet'le. bu içimde yarayan bir kana ve celle cenahü.&lt;br /&gt;       9. kimse bana bunun bi büyüğü var mı diye sormasın, çünkü yok. ben yıllardır bununla yaşıyorum.&lt;br /&gt;      10. tool albümünü çıkarsın artık aq, yeter. opeth yapmaz daha 2 sene zaten. pos ep saçmaladı. eyh aq.&lt;br /&gt;      11. pc'm gelsin. arşiv yapayım artık. ya da yaptığım arşiv ona buna dağılmasın. türkiye'nin dış bağlantısının bir kısmını boş yere sömürmekten dolayı rahatsızlık duyuyorum.&lt;br /&gt;      12. metallica adam olsun lan. ne bilim, çıksınlar desinler ki, "dünyanın en büyük sosyal deneyini yapıyoduk. harbiden thrash yapıcaz. bir ajfa hayal değil. yes we can." oracıkta mutlu olup yürü be lars diyim. bu çok zor oldu:/&lt;br /&gt;      13. bu sene allah'ın nasibiyle ölmek istiyorum bi de. yeter bu kadar lan, bildiğin 23 olduk. düz 25 aha. dile kolay, çeyrek asır. &lt;br /&gt;      14. chuck ölmemiş olsa, ben yeni keşfetsem.&lt;br /&gt;      15. lost bitsin artık. ama adam gibi bitsin. final bölümünü ben, erdem, abdi çekirdek çitliyip kola içerek izleyelim.&lt;br /&gt;      16. dexter'a yetişiyim lan. sezon bitti ben daha s4e8 deyim. yakışmıyor.&lt;br /&gt;      17. adam gibi teşekkür edicem bi de. herkese.&lt;br /&gt;      18. beste yapayım. izinli olduğum bi gün yapim bunu ben. kaotik olsun, plogresyon.&lt;br /&gt;      19. istediğim herhangi bişey firesiz olsun. tamamı ama, hiç öyle yok yani "ay şurası oldu ama, şöyle de olsaydı ühü" sikerim ulan.&lt;br /&gt;      20. halcyon day gelsin, nütfen.&lt;br /&gt;      21. yeter. yetsin, yetmeli.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. ttp orada hala öylece sabit duruyor. adamların hayatında ne boklar olup bitiyo hiçbir fikrim yok. ama bu süre zarfında ttp, last.fm'e göre, en çok dinlenen dingillerim arasında üçüncülükten ikinciliğe yükseldi. alkışlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. tool yine gelmedi anasına saygı duyayım. opeth gelecek. 2011'de. petri'de sanırım du bakalım. pos'ta geliyor, ama pek de fifi. pff. bunlar topluca 2011'e devir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. bu ilginç. çünkü düz pek de ilginç bişiy değil. daha çok amanın göklerdeyim, amanın burası çok alçak pozişınlarında gidip gidip geldim. en çok genel atmosferin hoşuna gitti bu. biri de benim içim de amanın diye gidip gidip gelse benim de hoşuma giderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. oha lan. 2010'da hiç rakı+balık yapılmadı. oha lan. yuh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. ahah. aldım, tertemiz değiştirdim. gene koptu lan. şu an yine teli yok. ulan gitar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. bunu başardım. yeni hedef: 1 ay. bunu yaparsam beni ödüllendireceklerini söyleyen gizli bir kült var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. hay amk. bunlardan ben hala bulamadım. sanırım bu basics of enviromental communicatons adlı yazılımın bug'ı, ya da feature bilemedim. ama her türlü kafam girsin. girip girip girsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. bah. ama guitar hero stüdyosuna girdim eed. bu sayılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. bunun upgrade'i var lan. adam gelir, "ne bakıyosunuz?" diye sorulur. cevap "güzel bi mont bakıyorum, var mı?" olunca, cevap da kaçınılmaz olarak "yok:/" oluyor. sonra "şaka şaka gel lan şunlara bak"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. tool. i fuk you.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. pass.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. ahah. metallica geldi. sonisphere'e git. cuma cumartesi takıl. rammstein, manowar aic köpeğin olsun. ama pazar günü için izin alama, metallica'ya küfreden arkadaşların bile "oha amk omg omg ühühü" diye ağlaşsın, telefondan sanitarium dinle. o kadar da dingilim i think zaaa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. bugün de ölmedim anne. (ahmet kaya tandansı) harbi lan yaşıyorum hala. niye ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. done.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. ahahah. olm çogomik. lost fok yu. aynen öyle oldu. abdi ben erdem çekirdek kastırırken finalledik. allah belanı versin lost. ahah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. al ulan lost. dexter'dan feyzal. dex, sana çocuğum adını, çocuğumu ve kendimi vermek istiyorum. gel beni öldür diye gizli ufak sapıklıklar yapıp ortaya deliller saçıyorum deli gibi. dex, come find me.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. idc. banane lan ne teşekkür edicem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. yaptım bişiler de. çok plogresif oldu, sonra çalamadım tekrar, unutmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. ahah. bunun olabileceğini umacak kadar sarhoşmuşum. ne mal bişiy bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. na-ah. idc it, too. gelmeyecek zaten, bari ekstra spot işgal etmesin. gelme halcyon day. ben burda iyiyim. fuk you aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. bah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle böyle bişiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bişi diyim mi, 2010 böyle rakamsal olarak çok şekil. ama içerik olarak sigimsel daha çok. olmaz olsun. 2011 senin de amk. çünkü çok iğrenç kokuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutlu yıllar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-3957500043103028659?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/3957500043103028659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/yeni-yl-yeni-yl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3957500043103028659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3957500043103028659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/yeni-yl-yeni-yl.html' title='yeni yıl yeni yıl'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5229375370634490775</id><published>2010-12-24T03:37:00.002+02:00</published><updated>2010-12-24T03:57:52.735+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Bir Atın Hikayesi-3</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Piiuuuuuuuuu tamı tamına 213 gün olmuş.Bu 213 gün içerisinde beynimin ambele olduğuna mı bakarsın, felek mi dersin karma mı dersin ne dersen de, o namussuza 72 kere sövdüğüme mi bakarsın ( sende bilirsin ki 72nin sonu yok) . Ha belki de felek benden başkası değil di ona daha karar veremedim ama bu söylem, hayatımın en büyük ambelesini bu konuda yaşamadığım anlamına da gelmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Çok şey yaptım bu 213 günde. çok içtim can yücel'le, cemal süreyya'yla. Cemal'le içmesi ayrı dert, zaten can'la her içişimizde kendimizi acilde bulduk her gecenin sonunda. İçinçe sapıtıyor pezevenk. Beşinci kadehten sonra anneme falan küfretmeye başladı ilk seferinde, "Bak ayıp oluyo" dedim dinlemedi, bende verdim beline odunu. Sonuncusunda kırdım ağzını birbirine karışmış ak saçına, sakalına bakmadan. Ha cemal'le içmelerimiz ayrı bi mevzu. Kendime vakur bi hava kazandırıcam diye sigarasını tuttuğu eline kafasını dayayıp dayayıp içmeler falan. İçince hesabı ödemeyi unutmalar. En kötüsü de her seferinde kıyamayıp "dur abi ben bi taksi çağrayım" dedikten sonra taksi parasını da bana ödettirmesiydi. İflasın eşiğine getirdi eşşolusu bir ayın sonunda. Getirdi getirmesine de en güzel kelamı da o etti kafası 72ye ulaştığı bi zaman ; "İşe bak sen gözlerin de burda /Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık /İyi ki burda yoksa ben ne yapardım /Bak çocuğum kolların işte çıplak işte /Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün /Gözlerin sabahın sekizinde bana açık /Ne günah işlediysek yarı yarıya." dedi, sonra benim gözler...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;İnternasyonal işlere karıştım bu süre zarfında, diplomatiğiyle de uğraştım, halk tabakasıyla da (her kesimin sevgilisi olabildim mi, o konu da fikir yürütemiyorum. Aslında fikir yürütebildiğim de söylenemez, olsa olsa emekletmektir bizimkisi. ) . Binalara baktım mesela, internasyonal binalara, ecnebi binalara. En çokta onlar yatıştırdı sanırım beynin hiç bitmeyen gel-git’lerini . Binalara ne güzel değil mi be, hepsi olduğu yerde durur, daha görmemiştir ki bir insanoğlu, bir bina olduğu yerden ayaklanıpta başka bir yere gitsin. Gitmiyolar,en çokta bundan sevdim binaları, ne kadar çimento kullanılmış, ne kadar boya harcanmış diye ayırt etmeden, ama en çokda "yauuuu bu binaya ne kadar demir kullanmışlardır acaba? " sorusunu sormadan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;İlk defa öğrendim&lt;span&gt; &lt;/span&gt;vücudumun bu kadar kıvrak olduğunu, her gecenin sonunu sabaha bağlarken ayaklarımın birbirine dolaştığını fark edince. İlk defa acıya bu kadar dayanıklı olduğumu öğrendim, metro istasyonlarının duvarlarında kafamın yada yumruklarımın izleri duruyodur hala belki de. İlk defa bu kadar arkadaş canlısı olduğumu öğrendim, dilimi bile bilmeyen bi adamı “Noldu ki şimdi yaaaa? Napııcam ben şimdi? ” diye ahiret sorgusuna çekerken. Tabi ki bunları öğrenmem de çok büyük katkısı bulunan yüksek promilde alkole olan saygımı belirtmek boynumun borcu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Esasına bakarsan hep bu borçlar bitirdi beni bu süre zarfında. Vefa borcu, gönül borcu, vicdanıma olan borcum falan filan. Hep bi hesaplamalar, hesaplaşmalar. Ya borcun varsa hesaplarsın, ya alacağın varsa zaten. Ben alacaklıların defterini kaybedeli çok oldu da bu borçları unutabilmek bi türlü kısmet olamadı. Bi türlü insan olamadık anlayacağın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Bu 213 günün ortalarına denk gelir muhtemelen, cinsiyet ayrımcılığına son deyip alışveriş falan yaptım. Hatunlarda işe yarıyosa, belki erkeklerde de işe yarar dedim, e hepimiz insanoğluyuz sonuçta. Yok ama yaramadı. Bişey daha öğrendim bu vesileyle, her birimiz insan değilmişiz!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Genel olarak böyleydi hayat son zamanlarda, her güne adeta mahalle bakkalı gibi uyandım “dur bahiiiiym, hah topkekin toptancısına bu kadar borç kalmış.” der gibi. Geride kalanlarlaysa çok fazla iletişim kuramadım memleketten çıktığımdan beri. Aslına bakarsan kapıya koyulduğum günden sonra pek kimseyle iletişime girmedim,girmek istemedim, ki o sıralar hala hudutlar dahilinde bulunmaktaydım. Ha yine de dünyadan bi haber değilim. Mesela; &lt;span&gt;&lt;/span&gt;Mahmut isyanlarda, kendince sebepleri var ki sanırım artık daha iyi anlıyorum ne demek istediğini, verdiği yada vermek istediği tepkileri. Sert olacaksın arkadaş, keseceksin bıçak gibi. Öyle “Yohh arkaaaş ben türküm çatalla eze eze ayırırım, bıçakla kesmek yerine” demeyeceksin. Afakan ve Kemal, artık işadamı onlar. Bu kadar zamanın sonrasında “Velkamturialiti” yazısının çıkışta önce son virajda olduğunu farketmek pek güzel olmasa da kotarıyolar gibi işi, e ne demiş sertab zamanında “yoluuuun başındaaa”. Davut adam olmaya başlamış iyiden iyiye. Eski hırkamızı sırtına geçirmiş, koşmalarda, uçmalarda kerata. Son olarak Mehmet. Herşeyi rayına oturttuğunu gördüğüm tek adam. Hele bir de bıyık bırakmış ki, kıllar kümesi her an dile gelip “Merhaba baaaağyanlar” diyebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Melanuş’a gelince...Melanuş’u en son, hava yaklaşık 40 dereceyken gördüm.Sıcaktan “Hah bak beyin eridi, akacak şimdi kulaktan pembe pembe” deyipte yinede gülümsemeye çalıştığım zamanlar. İyi gibiydi sanki dışardan bakınca, ama içini kim bilebilir ki, ne de olsa kimsenin kimseyi dinlemek istediği de yok, zaten herşeye ya çok geç kalınmış, yada zamanlama yanlış &lt;span&gt;&lt;/span&gt;(Dur lan,bunlar benim kafamdakiler değil ki!!!) ama yine de kimsenin kimseyi suçladığı yok, ama herkesin can sağlığı var, güzelliği var. Ha unutmadan, kapı dışarı koyulduğum zamanlara denk gelir aynı zamanda bu sıralar. Ha en son bebekken, oynadığımı bile hatırlamadığım “Geeel, geeel, geeel-Giiiit giiit giiiit” oyununu tekrar oynamamda bu zamanlara denk gelir esasında. Sanırım bu sıralara denk gelmeyen şey en son sinirlendiğim zamandır. Siparişleri eksik getiren çocuğa “Abicim niye eksik getirdin siparişi” diye çıkışıp kapıyı kapattığımda “Niye çıkıştın şimdi çocuğa gudik? ” diye kendime kızdığım zaman daha bi öncelerde kalmakta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal; "&gt;Komik şeylerde yaşamadım değil bu süre zarfında. Esasında bana göre komik değildi ama sanırım karşımdakine çok komik gelmiş olmalı. Bi keresinde "Dokumak zor zanaat arkadaş, şu saatten sonra dokunabileceğime ihtimal vermiyorum" demiştim, karşımdaki "Hadi ordan. " deyip kıçıyla gülmüştü, çünkü yüzüyle gülse durumun ciddiyeti bozulabilirdi. Her neyse, esas komik kısmı bu lafı ettikten sonra dokunamaz oldum. Bu yüzden gidip belediyeden engelli pasosu almayı bile düşünmedim değil ama onlarda güler (hemde kıçlarıyla) diye vazgeçtim paso fikrinden. Ha dokunmak hala mümkün değil, hala zor zanaat o başka.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span&gt;Son zamanlarda yaşadığım en absürt şeyse kendi kendimin cenazesindeydim bi kabusta. Esasına bakarsan gayette saçma bi rüya. Yahu hangi manyak vasiyet bırakır “Cenaze namazımı apartman boşluğunda, ev kapısının önünde kıldırın.” diye. Herneyse, kapının önündeyim bakıyorum tabutun kapağı yarı aralık. İmam, değişiklik olsun diye kapının arkasında, tabutsa kapının önünde. İmam sordu “Nasıl bilirdiniz ahali?” diye, ses yok. Arkaya bakıyorurm ahali dediği bi tek benim. Soru karşısında afallıyorum “Nasıl bilirim kendimi? “. Canı sıkılan imam dile gelip “Ok, next question” dedikten sonra “Hakkınızı helal ediyor musunuz? ” diye soruyor, ben yine afallamalarda. Bu kadar beklemenin üstüne canı sıkılmış olmalı ki, tabuttaki öbür ben ayaklanıp “Helal olsun” deyip kapıyı...pardon tabutun kapağını kapatıyor. Uyanıyorum sonra, terden sırılsıklam olmuşum. Yorgan yere düşmüş, anlayacağın kıç açıkta. Saate bakıyorum; “Hay amk derse geç kaldım!!! ” .&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5229375370634490775?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5229375370634490775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/bir-atn-hikayesi-3.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5229375370634490775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5229375370634490775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/bir-atn-hikayesi-3.html' title='Bir Atın Hikayesi-3'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6158645101261904865</id><published>2010-12-24T00:06:00.002+02:00</published><updated>2010-12-24T00:06:49.608+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>this is fatness!!!</title><content type='html'>annelerin öldüğü bir hayatı yaşıyoruz. ne olduğumuz, nasıl bi yere geldiğimiz, kim olduğumuz, neleri sevdiğimiz, nelere sahip olduğumuz, neler düşündüğümüz, neler yapabildiğimiz, neleri başarabildiğimiz, ne kadar iyi olduğumuz... hiçbirinin zerre önemi yok. hep elimde, avucumda kalabilen kum tanelerinin fazlalığıyla mutlu olabileceğimi düşündüm. düşününce mantıklı. ama eksik tek noktası var. erkeğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;what the hell i'm fighting for?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bişey olmaya çalışmayacaksın, bişey olamayacaksın.. en iyi olabildiğin şey bile sona mahkum. susup, kıçını kırıp oturacaksın. benim şu kodumun hayatından anladığım budur. beklemeyeceksin, çalışmaycaksın işte. olmayınca kafanı patlatmayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aksini istiyorsan, ya gideceksin. ya da susacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aksi mallık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben malım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne gittim ne sustum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6158645101261904865?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6158645101261904865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/this-is-fatness.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6158645101261904865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6158645101261904865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/this-is-fatness.html' title='this is fatness!!!'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-3461807995842014860</id><published>2010-12-11T02:45:00.005+02:00</published><updated>2010-12-12T19:10:12.981+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Başlık düşünerek geçirdiğim uzun zaman</title><content type='html'>Bugün sırf öğrencilik zamanlarımı özledim diye burada hala öğrenci olan arkadaşlarımla beraber, hani şu olur ya; 3 yemek 3 lira yerleri, hah işte tam onlardan birinde tok olmama rağmen yemek yedim. Özlemişim, okuduğum yerde 3 yemek 3 lira yerleri olmasa bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki yudum çayın vereceği muazzam hazzın farkında olan bir gencin uzaktan yakına sıraladığı tüm arkadaşlarının yanında olması isteğine bağlı doğan özlem duygusunun doğurduğu duygunun açtığı kısa ve bir o kadarda güzel tebessüm ün verdiği bir cümledir bu. Daha da uzayabilirdi. Küfretmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sırf öğrencilik zamanlarımı özledim diye, burada hala öğrenci olan arkadaşlarımla otururken onlara hani olur ya; yeri sevmesede öğrencilik zamanını özlediği için başkalarına nasihat verme çabasında bulunan kişiler, hah işte tam o kişinin durumdayken "bu yılların kıymetini bilin" dedim. Özlemişim, okuduğum yerde bunu kimseye söyleceğimi hayal edemesem bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasılsın dedi bir arkadaşım, iyi olmaya çalışan bir adamın yanında dolaşan kötü gün dostu arkadaşın, yapmacık sanılsada samimi bir şekilde arkadaşının omuzuna dokunmasından sonra içinden gerçirdiği üzüntüyü anlayan bir adam gibiyim dedim, Daha da uzayabilirdi. Küfretmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sırf müzik dinlemeye ayırdığım vakitten hayıflanmayayım diye mp3 listesine hep dinlediğim ve sıkıldığım şarkıları bile attım. Özle.... öyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zaman geliyor ve virgülden sonra "ve" kullanmak istiyor bünye, melankolikliği sevmesede melankolik davranan, geçmişe mi kızgın geleceğe mi kızgın kendisi bile bilmeyen, kravatlar takarak kravatlı şehirlerden nefret eden, burnu bir bokun kokusunu bile algılmayacak derecede çürümüş, pis, kendisine sorduğu soruların cevaplarını sürekli aldığı için "kendini tam olarak anlamanın" aslında çokta sağlıklı bir şey olmadığını, sıkıcılığını ve uzun cümle yazma isteğinden dolayı ona küfreden arkadaşlarını, onların arkadaşlarını, rus yazarların çoğunun yaptığı gibi sürekli betimlemelerle uğraşan, aslında özgünlüğüne dair çok fazla şey yapabileceğini bile bile inside man in söylediği gibi "neden mi yaptım? çünkü yapabiliyorum." mantığı ile hareket ederek bir paragraf yazıyor bünye. Daha da uzayabilirdi, ama bu sefer küfredin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-3461807995842014860?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/3461807995842014860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/bugun-srf-ogrencilik-zamanlarm-ozledim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3461807995842014860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3461807995842014860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/12/bugun-srf-ogrencilik-zamanlarm-ozledim.html' title='Başlık düşünerek geçirdiğim uzun zaman'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2816813670751249163</id><published>2010-10-12T00:06:00.003+03:00</published><updated>2010-10-12T00:29:54.551+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>7 Kelime</title><content type='html'>Bana bu lazım herhalde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki cümleyi neden yazdığımı açıklamıyacağım. Algılamasanız da olur. Belki anlayanlar da olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana ne lazım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuruşu kuruşuna biriktirdiğim bir gözyaşı, bazılarının yüzünü yıkasın diye. Ben buyum, daha öteye gidemiyeceğime eminim... Belagat yok! abartıda.. Kırmızı bir paketin üzerine eğilmiş bir şekilde bekliyorum. Ellerimi her uzattığımda kırmızılıklar elime bulaşıyor, ve damla damla akıyor. Ne olduğunu anlamıyorum, sonra bir orospu çocuğu geliyor ve diyorki "uyan" Gözlerimi açıyorum, ellerim yastığın üstünde. Avucumu açıyorum, damlayan bir kırmızılık yok. Gözlerimi ovuşturmuyorum, kalkıyorum ve hatırlamaya çalışıyorum, bu paket ne? Anlamıyorum, sonra gözlerimi kapatıp rüyamda Freud u arıyorum, acaba bunu nasıl tahlil ederdi diye merak ediyorum, cinsellikle veya şiddetle bir ilgisi var mı merak ediyorum. Arıyorum arıyorum arıyorum ve unutuyorum... Başka bir rüyanın içindeyim ve koşturuyorum, arkama bakmadan koşuyorum.. Sanki arkamda milyonlarca silahlı benim peşimden gelip midemi kurşunla doldurmak istiyorlarmış gibi hissediyorum, daha da hızlanıyorum. Sonra bir odaya giriyorum ve tekrar düşüyorum. Önümde kırmızı bir paket.. Nedir bu paket? Kafam neden bu pakete yaslanmış durumda? Ellerimle pakete dokunuyorum ve paket bir süngerin suyunu çıkarıyormuş gibi kırmızı kırmızı damlaları etrafına saçıyor.. Sonra yine aynı orospu çocuğu gelip "gerizekalı" diyor.. Tam onun boğazını sıkacakken uyanıyorum. Ellerim havada. Ne olduğunu anlıyor ve korkmaya başlıyorum. Delirmekten korkmak çok kötü bir şey. Belki delirmek güzel olabilir ama delirmekten korkmak ayrı bir dünya... Sonra hatırlamaya çalışıyorum, Ben kimden kaçıyordum? Hatırlayamıyorum. Ertesi gün yatağımın o pervasızca yorgunluğunu alabilirim bakışlarına yenik düşerek kafamı yastığa dayıyorum. O an aklıma geliyor Kırmızı paket... Kendi içimden ne saçmalıktı ama diyerek gözlerimi yumuyorum. Aklıma o geliyor, bilgisayarım, işlerim derken dalıyorum. Bu sefer bomboş bir odadayım. Korkuyorum, arkam önüm sağım solum her yer kapalı. Gözlerimi yumuyorum ve içimde o iğrenç düşme hissi... Kafamı kaldırıyorum ve ağzımdan çıkan ilk cümle: yinemi... Ellerime bakmadan Kırmızı paketi açmaya çalışıyorum, Saatlerce uğraşıyorum ama yapamıyorum. Sonra yine aynı orospu çocuğu... Ah bir yakalayabilsem !!! Bana yaklaşıyor ve "anla artık" diyor. Birden sanki bir şey anlıyormuş gibi kafamı sallıyorum ve gözlerimi ovuşturuyorum. Gözlerimi açıyorum ve yine aptal rüya diyorum. Tekrar dalmak için çabalarken bu sefer Freud e sormayı değilde rüya görmemeyi diliyorum. Dalıyorum ve bu sefer biraz önce içinde hapsolduğum yer olduğunu sandığım 4 tarafı kapalı bir kulubenin bahçesinde buluyorum kendimi. Kulube tamamen kırmızı... Omuzumda bir parmak hissediyorum ve arkamı dönüyorum. Yine aynı orospu çocuğu ! Yumruğumu sıkıyorum ve tam ona doğru gerilecekken bana "sen bir hiçsin" diyor! Sinirleniyorum ama hiç bir şey yapamıyorum ! Nefret ediyorum uyumaktan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerce ne olduğunu anlamaya çalışıyorum, ama olmuyor. Gitmiyor kafamdan o aptal kırmızı paket ve etrafındaki damlaları. Kan kokmuyor, o orospu çocuğunun yüzü gözükmüyor. Kulube yıkılmıyor ya da arkamda sandığım binlerce kişi aslında benim peşimden koşmuyor. Ne oluyor? O kulube nerden çıktı? Ne kırmızısı? Nefret ederim! paket mi? kan mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana kendime gelmem için yardım etmiyor. Sonra anlıyorum nedenini, anlamak istemezdim bilinçaltımın arsızlığını! Bir bilinçaltı sahibine bu kadar gaddarca davranmamalı!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-2816813670751249163?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/2816813670751249163/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/10/7-kelime.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2816813670751249163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2816813670751249163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/10/7-kelime.html' title='7 Kelime'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4761908979334668805</id><published>2010-07-30T03:05:00.000+03:00</published><updated>2010-07-30T03:05:05.652+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'></title><content type='html'>days passes by..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun zamandır şöyle adam gibi izin kullanmadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;altı'da çıktım dün, bugün off'um, yarın da öğlen gidiyorum. bu aylaklığın şu anına kadar, uyudum, yatağımda oturdum, müzik dinledim, yazı yazdım, uyudum, müzik dinledim, tuvalete kalktım, müzik dinledim, uyudum, oyun oynadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an kendimi inanılmaz şanslı ve mutlu hissediyorum. tanrım, iyi ki varsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu durum kızlara nasıl yansıdı, hoş olmadığı kesin. iki gündür sadece odamdayım. arada mutfağa gidip kola alıyorum, tuvalet falan odamın dışında hep. onda da kızları görünce merhaba diyorum, hoy diyorum. geri odama geliyorum. normalde bunu yapanın kafasına ben sıkarım ama, iki günlük olsun bu kadar lan. azra, ipek, anlayın lan beni. ilk defa, tamam lan, 1 aydır ilk defa, bu kadar uzun süredir iş yerinden uzağım. ve yıllardan beri ilk defa, bu kadar süredir evdeyim. tamam ulan mayıs'tan beri of.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha fazla gitar çalabileceğimi ummuştum. ama internet içerisinde benliğimi kaybettim, ve çok eğleniyorum ulan. he sorsan yediğim tek sik, ek$i-kongregate-facebook üçgeni. ama olsun lan. yarın geç kalkıcam yay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarın iş yerinde kendimi sik gibi hissedicem, o kesin. ama ne demişler, anı yaşa. vu, hareket çok iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün uzun zamandır ilk defa, gerçek dışında bişey yazdım. kafamdayken daha çok bi film gibiyken, sonradan okuyunca sıkıldım. eed ilk okuduğumda über geliyordu. sonra hevesim kırıldı. aslında tamamı, şu an bu vaktimi daha eğlenceli bişeyle değerlendirebilirim sendromundan kaynaklanıyor. iznin çoğunu da bu öldürüyor zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen cuma, abdi, erdem ve ben, the last airbender'a gittik. çıktığı gün. en son hangi filme gittiğimi bile hatırlamıyordum. neyse, bitti. ama olmamış. başka bişey olsa, her hangi başka bi film, sikimde olmaz. ama avatar lan bu, avatar eeng, avatar aang diil. iroh zayıf. ilk gördüğümde abdi'yle birbirimize baktık gözlüklü gözlüklü. iroh lan. hayal kırıklığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayal kırıklığı çoğu kez ölümcül, az önceki örnekteki gibi olmasa da. insan umduğu kadar yaşayabiliyor, ama daha komiği, ütopik de olsa, insan ummadığı an ayağını yerde hissedebiliyor. bunun ne gerçekçilik, ne de hayalperestlikle ilgisi var dikkat ederseniz. içgüdü daha çok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uçurumdan düşerken bile serinliği hissetmeye çalışır insan. korkudan gözü dönse de, ince kabuğunu gerçekdışı her hangi bişeyle pekleştirmeye çalışır. çok insancıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genel geçer de olsa, hayati önem de taşısa aynı. sağlıklı yaşam için hayal kur. ya da kırılmasınlar diye öl. that simple.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar boş ki kafam, ve bir o kadar taze ki, aslında bu kadar olmamalı diye bile düşünmüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam anlamıyla battı balık yan giderle, pfs who cares arasındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylaklık güzel lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben gidim bi infectonator oynim bari. böyle bıcıv bıcıv dünyayı fethetmeli. linkini de verim tam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.kongregate.com/games/TogeProductions/infectonator-world-dominator&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dağılın lan. uyucam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4761908979334668805?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4761908979334668805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/days-passes-by.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4761908979334668805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4761908979334668805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/days-passes-by.html' title=''/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-345648629319378250</id><published>2010-07-29T08:53:00.001+03:00</published><updated>2010-07-29T08:53:38.659+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Bir Atın Hikayesi-2</title><content type='html'>&lt;div&gt;Efendiler!!! Shakespeare'e koyayım emi!!! Zamanında laf etmiş "Olmak yada olmamak,işte bütün mesele bu" diye.Hayır efendim o öyle değil işte.İşe hayvanlar alemini de katmak istersek,kazın ayağı öyle değil.O kalıplaşmış tabirin esası "Hergün mide bulantısıyla uyanmak yada uyanmamak,işte bütün mesele bu" olmalı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hergün yaptığım bir eylem olarak bugüne de uyanarak başladım.Telefona bakıyorum,hiç bişey yok.Ne cevapsız aramalar,ne de tüm günü uyuyarak geçirdiğime dair serzenişler içeren mesajlar.Yaklaşık iki aydır telefon suskun.Kısacası artık Melanuş yok.Olmamasını ben mi istedim? Tabi ki hayır.Niye isteyeyim lan!Bünyede bulunan inceden mallıga ragmen hala aptal olmadıgımı düsünüyorum,ama oladabilirim,emin değilim.Tek emin olduğum papatya bahçesinde olduğumu zannederken,kendimi bir anda doğal ortamda hacetini giderip,kıçını yanlışlıkla ısırgan otlarıyla silen biri gibi hissettiğimdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk olarak ortaokulda karşılaştıgım "x,y,z" üçlüsüne en çok saygı duyduğum günler bu aralar olsa gerek.Eldeki veriler;X=birilerinin daha az mutsuzlugu,Y=4 Ay,Z=Sevmek negzel lan!!!.En başından beri matematiğe gereken önemi verseydim,eşittir kısmının böylesine kelek bi sonuca varacağını daha önceden kestirebilirdim belki de.Denklemlerle aram hiç iyi olmamıştı zaten.Öss'de yapamadığım sorular iki bilemedin üç bilinmeyenli denklemlerdi.En çok sözel sorularında başarılı olmuştum ama sanırım gitgide köreldiğimden bu aralar hayatımın sözel kısmında da baya bi sıçmış bulunmaktayım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arada anlam veremediğim komikliklerden oluşan pascal üçgenleri olmadı değil ama onlarda sanırım sarhoş yada uyku sersemi bi kafanın ürünü olsalar gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki ayın sonunda kendimi toplama kampından çıkmış gibi hissediyorum.Aslında pek de benzemiyor durumlarımız o insanlarla.Sonuçta benim iki ay öncemde uyanık yada uykuda olduğum zamanların büyük bi çoğunluğu "hayat negzel lan" demekle geçmişti.Toplama kampı deneyimini yaşamış olan hiçkimsenin böyle bir fikire kapıldığını sadece ben değil,kendisine böyle bi soruyla gitmedim ama fırıncı adem abi bile düşünmüyodur muhtemelen.Ama zamanında kollarına vurulan damgalar ve benim kıçımda taşıdığım tekmenin izi fazlasıyla benzerlik göstermekteler.Ha bunun tek güzel yanı,artık o iki aylık kamptan "çıkmış" gibi hissettiğimdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En son kaldığım yerden beri kendi kendimin özeti kısaca budur.Geriye kalanları ise şöyle özetleyebiliriz;Planlanan işlerin olurunun tartışıldığı masa artık can sıkıntısından fazlasını içermemekte,Mehmet "Ekmaaamın peşine düşerim bende aaabim" deyip toplanıp,kafa dinleyerek çalışma denilen ütopik bir ortamın içine balıklama dalmış bulunmakta.Mahmut,kafası daha da karışmış bir vaziyette "Sıfır numara benim isyanımdı ulan" diyerek saçlarına kıymış bulunmakta.Ancak yolculukları berberin çöp kutusunda son bulan saçların gitmeleri kafa karışıklığına pek deva olmamış gibi durmakta.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunları kafada toparlamaya çalışırken gelen mesaj bugünün kandil olduğunu hatırlatmış oldu.O değil de bu yaz ne kandil yaptı be arkadaş piuuuuu!!!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tam "Kandil geldi de bana mı geldi lan" diye bağırıp arkasına "NANANZINMI" diye böğürdükten sonra turuncu turuncu yanıp sönen alet yeni bir anlık iletim olduğunu gözümün içine içine sokmuş bulunmaktaydı. "Naber,kandilin mübarek olsun" diyen Afakan'dı.Ulan bi kandil bu kadar da insanın gözüne sokulmazki be arkadas.Her neyse,cevaben yazmıs oldugum iki satır üstüne,her an ekmek bıçağıyla tüm mahalleyi katledebilme ihtimalimi anlayan Afakan,anneannesinin kandil icin yaptıgı hamur islerinden bir torba yanına alarak,calmayan zil nedeniyle,yarım saat sonra beni kapıyı acmam icin arayacagını söyleyerek gitti.Gitmesiyle,muhtemelen biraz önceki böğürüşümle beni fark eden yolun karşısındaki derme çatma marangozda tahtayı vernikleyen elemanla gözgöze gelişimiz aynı ana denk geldi.Ona da içimden "de get lan" çektikten sonra kendimi bir takım sorulara cevap ararken buldum "Afakan gelmeden duşa girsem mi?Ya ben duştayken gelirse?Telefonu nasıl duyarım ki o zaman?Telefonu duymazsam çocuk napıcak bi saat kapıda?Ya söylediğinden geç gelirse?".Bu sorulara cevap ararken yaklaşık bir saat geçmiş ve Afakan hala ortalıktan yoktu.Tam nerde kaldı derken telefon çalınca kapıyı açmaya gittim ve açtığımda "Sen nası bi insansın lan?" sorusuyla karşı karşıya bırakıldım.Harbiden ben nasıl bi insandım lan!!! "Kapıyı yumrukluyorum bi saattir nasıl duymuyosun,ne içtin mınako" gibi laflar işittiğimi anımsıyorum.O an içimdeki hayatta kalma dürtüsüyle diğer herşeyi bir kenara bırakıp içinde anneannesinin yaptığı hamur işlerinin olduğu torbayla çıldıray bakışmalara girdim.Tabi ki aramızdaki ilişki benim ondan faydalanmamla son bulacaktı.Zaten hamur işininde daha fazla bişeyler beklediğinden şüpheliyim.Hamur işinin verdiği doygunluk,kaba etlerdeki tekmenin sızısı ve kendi kafasına göre gidip gelen internet bağlantısı eşliğinde güneş batmaya başlamıştı.Afakan'ın "Tam senlik" tavsiyesi üzerine açılan "Yalancı Yarim" adlı TSM eseri ile başlayan ve "Bak Yeşil Yeşil" ile devam eden akşama inceden inceden bitirme tezini yazarak giriş yapmış bulundum.İlk yazdığım cümle "Hele bi nefeslen bi dur yiğidim" dercesine ekranda belirmeye başladı;"Ana menünün son seçeneği Night Audit seçeneği olup gün içinde yapılan işlemlerin kontrolünü sağlar".Son günlerde kontrol ettiğim tek şeyin yastık kılıflarının kokup kokmadığı olduğunu hatırlayınca fark ettim ki,gayette ticari bir beklenti içerisinde geliştirilen bir bilgisayar yazılımından bile daha dümbelek bir yaşam sürüyorum şu aralar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra bir ses duydum bir ara "PIK...PIK...PIK...",Allah sizi inandırsın yada inandırmasın çok fark etmez ama o an yüreğimin ağzıma kadar gelip çince bişeyler söylemeye çalıştığına yemin edebilirim.Sesi takip ettim mutfaktan geliyormuş.Bir zamanlar "Hayat çogzel çicekler,böcükler" dedirtip,çoğu insanın "Vah vaaaah bu genç yaşta meczup olmuş çocukcağız" diye düşünmesine yol açan gülüşlere sebep olan "pık,pık,pık" sesleri artık mutfağın bozuk musluğundan kaynaklanmaktaymış.Contaları sıyıranın sadece ben olmadığını düşünüp ufaktan sevinirken,musluğun başını daha fazla çevirmeye kalkarsam musluğu patlatacağımı fark edince daha fazla ısrar etmekten vazgeçtim.Hem seste kesilmişti zaten,musluk artık damlatmıyordu.O an mutfakta bişeyleri daha fark ettim.Aslında yeşil bir tencere ve küf tutmuş makarnanın böyle bişeyi fark etmemi sağlayacağını tahmin edemezdim ama sanırım hayatın bana karşı kullandığı dil fazlaca argo kelime içermekte yada ben hala ergen serzenişlerinde de olabilirim(çoğyalnızım lan,layfizebiç lan).Ha farkına vardığım şey ise şuydu;Baki olan tek şey mide bulantısıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-345648629319378250?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/345648629319378250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/bir-atn-hikayesi-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/345648629319378250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/345648629319378250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/bir-atn-hikayesi-2.html' title='Bir Atın Hikayesi-2'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5903609436294199579</id><published>2010-07-28T18:55:00.000+03:00</published><updated>2010-07-28T18:55:40.531+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Analitik Artist Sıçmaları'/><title type='text'>dear mother, dear father, and dear auntie.</title><content type='html'>uyuyordu. yüzü bana dönükken, açık ağzı ve devrilmiş götü, sızmışlığını resmedebileceğim en harika resimken, işte gözüm önündeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"uyan." diyip, beyninde gittikçe güçlenen sesimin, hayalden saparak; artık rüya görmediğini anlamasını sağlamasını bekledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sigara yaktım ben. şişmiş suratının ortasındaki şişmiş gözlerini zorla açık tutabiliyordu. kalktı, tuvalete doğru sendeleyerek yürüdü. sigaramdan ikinci nefesimi çekerken müziği açtım. inadına bağırttım hoparlörü, ki daha çok böğürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"damage done!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece aşırı saçmaladığından olsa gerek, tek bir kelime dahi etmeden, sadece suratını ekşiterek tuvaletin ışığını kapattı. yeniden yatağa girmeye yeltense de, çarşafa sızmasına sebep olan kadehteki, kusmasına sebep olmaması için bıraktığı kalan sıvıyı döktüm. en yakın sandalyeye - aslında odadaki tek sandalyeye- çöktü. ellerini başının arasına alıp, "dunn unu mü?" diye sordu. anlamadım. anlamadığımı anlatmak istediğim jest ve mimiklerle karşılık verdim. "dün," dedi, "çok abarttım mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarkı bitti o sıra. şarkıyı değiştirme bahanesiyle biraz bekledim. aslında şarkı o esnada bitmeseydi, ve ben oyalanmak için başka bişey bulamasaydım, o arama esnasında da hala olduğum yerde kalsaydım eğer, yapacağım tek şey, en yakınımdaki kül tablasını ona en yakın, ama o olmayan bi kütleye doğru sertçe fırlatmaktı. korkup sinmesini, hızla kollarını göğsüne birleştirip, kafasını da aynı doğrultuda sertçe çekmesinden dolayı beyninin zonklamasını, o acıyla suratının az önce ışığı söndürürkenkinden çok daha fazla ekşimesini istedim. bunun olması için çıldırıyor olsam da, aklımdan uzaklaştırmalıydım. tıpkı ne sorduğunu ilk anladığım anda, en yakınımdaki kül tablasını ekşi suratına doğru sertçe fırlatmayı istediğimi kovduğum gibi. hızlı düşün, ama hızlı davranma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çok değil aslında" dedim. "hala canlısın. ölmedin, öldürülmedin. tüm mideni, bağırsaklarını saksıya boşalttın, iyisin şu an. sıvısız kaldın, başın çatlıyor. bu hoşuna gidiyorsa şayet, mükemmel bir iş çıkarttın bile diyebilirim. ben de iyiyim, öldürmedim, ne kendimi, ya da başka birini. bak! çok saçmalamamışım ben de. bu yöntemi yeni buldum. ne bok içtiğini, ne kadarını vücuduna soktuğunu dahi idrak edemediğin bir gecenin uyanmasında bu skalaya bakıyorum. eğer odada ölü biri varsa, sıçtın demektir." diye cevap verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülümsedi. kül tablası hala en yakınımdaydı. aklıma teyzemi getirip sakinleştim. bu yöntemi de, kendimi her ortamda (ders, mahkeme, iş, yatak, sokak, tuvalet) iş üstündeyken, aklımdaki en salak fikri uzaklaştırmak için son çare olarak kullanıyorum. bir keresinde teyzeme sinirden tekme atmıştım, tekme fikrini kafamdan atmak için teyzemi düşünmek tüm bünye kontrolümü deli gibi kaybetmiştim, öfkem sağ bacağımdan onun karnına doğru fışkırmıştı. hala o stres altında bile, nasıl geriye doğru koşup, tekrar teyzeme doğru koşarak ivme kazanmamı, ona 1 metre kala nasıl zıpladığımı, teyzeme attığım o mükemmel tekmeyi hangi çakma filmin hangi sahnesinden çaktığımı düşünüyorum ara ara. o tekmeden sonra bu yöntem hakkında kafamda soru işaretleri oluşmadı değil. ama bunu aştım. dayandım çünkü. teyzem aslında suçsuzdu. üzerinde ismimin yazılı olduğu bir çantayı çöpe atması, tamamen teyzemin göz doktorunun, o gün geç gelip aceleye sebep olan çöpçüler ve işveren belediyenin suçuydu. teyzem suçlamaları haketmeyen, bir iftira kurbanıydı. teyzem o tekmeyi haketmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki şu an karşımda hala en son kurduğum cümleyi anlamaya çalışır surat ifadesiyle, surat ekşitme refleks etüdü arasında gidip gelen iki ayaklı kül tablasını hakediyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında bakarsanız, çöpçülerden bile çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bu mu yani?" sorduğu buydu. anlamadığını buradan anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nasıl, bu mu yani?" diye cevap verdim. nasıl ya. nasıl anlayabileceğinii diye düşündüm ki? insanlara gerektiğinden fazla idrak potansiyeli biiçiyorum. ah işte, çöpçü aslında benmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yanisi şu. tamam, ne kadar hatırlamıyorum. küfelik olana kadar içtim. midem döndü. ama neden ölüm şimdi? niye ölsün ki biri?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o an ona, tüm yaptıklarından bahsedebilirdim. ama "think twice, or think auntie." ben bir dahiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sigaram bitti. şarkı da. aslında dürüst olmam gerek. sigarayı şarkının bittiği anda, hala yarısındayken söndürdüm. böyle daha büyük bir sahne olacağını düşünmüştüm. "wow, tam şarkı bittiği sırada sigara da bitti. how epic. klip gibi aynı." aynı evet. keşke bi kez daha düşünebilseydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bişi diyim mi, çok geç bi yerden anlatmaya başladım. daha önceye gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanları anlayamıyorum. yok, bir yapabilirlik gibi düşünün bi anlığına. yok böyle bir meziyetim. yapamıyorum. bana uzatılan bir elin en yakınımdaki kül tablası için mi, yoksa yardım için mi olduğunun ayırdına varamıyorum. genelde o ele, benim zıt elimi uzatarak karşılık veriyorum. erkekse tokalaşıyoruz, bayansa öpüyorum elini. garip gelmiyor artık bana. acımasız belki ama, salak salak bakıyorlar. ben de onlara salak salak bakıyorum. anlaşamayıp gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aranızdan zeki ya da ukala olanlar, hemen "e ortam değişkenlerine bak, yemek yemiyorsanız tuzluk değildir. sol elin kesilmediyse de yardım istemiyorsundur." diye bi cümle kurdu ki, tam da şu an gülmekten sigaramı sol elime basma isteğiyle yanıp kavruluyorum ki devreye anında teyzem giriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hadi ya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki siz ukala ya da zeki olanlar. neden peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ben, canlıyım, insanım ondan öte. benim bu hareketim, bu anlamazlığım size anlamsız geliyor he mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hadi ya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;of sıkıldım. çok erkene gittim şimdi de. işin kısası, ve bilmeniz gereken şu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odadaki dişiden nefret ediyorum. o benden etmiyor. ama ben ondan onun benden nefret etmediğinden daha çok nefret ediyorum. yumurtamı daha beyazdır, yoksa domates mi daha kırmızıdır olayı. bence yumurta daha beyazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama en büyük ceza, ona kültablasını fırlatmak değil, nefret ettiğini belli etmeden onun hayatta kalabilmesini sağlamaktır. ben bunu tanrıdan öğrendim. ama aslında, bunu ilk defa bir insanda gördüm. teyzemden sonraki en büyük öğreticim o insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denge/stres skalasında dipte olduğum zamanlar. stres artar, denge azalır. bu stres-denge dengesini tutturamıyorum ben. o yüzden bu dişi şu an karşımda, ve onu sevdiğimi ve dün gece için kendimi kötü hissettirmediğini bilmek istiyor. istediğini şimdilik veriyorum. vermeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü daha sonra, daha çok sonraları, onu istediğim gibi cezalandırabileceğim. önce bina et, sonra yık. beraber yaparsan, o bile yıksa, sen daha suçlusundur. ben o olacağım. çünkü böyle onu istediğim kadar cezalandırabileceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadan vurmayı sevmem. ama en çok zevk aldığım, suratına vuramayacağım kadar yüzsüzleştirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bunu yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"üzülme hayatım," dedim. "takma kafanı, adı üstünde alkol. böyle oluyor işte. ben unuttum bile. sorun yok. we re cool. a bak, şarkı da bitti. bak bunu seveceksin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"blackened."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ajfa başlamıştı. ve bu cliff'siz ilk metallica albümüydü. onun dinlediği ilk şarkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi seviyorum amına koyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5903609436294199579?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5903609436294199579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/dear-mother-dear-father-and-dear-auntie.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5903609436294199579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5903609436294199579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/dear-mother-dear-father-and-dear-auntie.html' title='dear mother, dear father, and dear auntie.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8367010919916163937</id><published>2010-07-27T03:06:00.000+03:00</published><updated>2010-07-27T03:06:37.389+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>epiphany during a celebration. YAY MATE!</title><content type='html'>do not ask me why.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;smoking is the most excellent way to keep a man like he's stabled, and no one to get him pretending as curing himself. stalling is the key, fits in the hole named ignorance. if you die, you lose. they just name is as lung cancer. if you succeed, then you are no one among all the lying identities. no one harms no one. it's a win-win. or lose-lose. it still stays still in the conciousness of being ignored.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;symptoms for basics, they're ahead of the road being sick.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'm sick.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'm sick of it, all of them. like everything has cut a slice of me with fruit. they're enjoying it, they love me so that just a knife can reach the aroma of bloody blood flows.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'm a jerk, wuss, coward, the most pathetic guy i've ever known, a douche bag who perfectly fits in the scale of being anyone. i'm the pain. just aches me, or makes me get used to be suffering, which leaves the way to heal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'm sick of it all. you pay attention, it's worthless. you ignore, you're worthless. you suffer, scar isn't exist. you just want to get away, your cuffs tie you down. you fall down, you fall down.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i wanted something, to make things better. to open a gate that bring me something that really helps to make turn an average day into an halcyon one. i'm sick of failing, i'm sick of falling.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;if everything goes bad, who's the guilty one? the way? the machinist guy? the directions? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;actually, it seems nothing's going right, or funny, it's the way it's meant to be, i don't care. i'm trying to build a map, pencil breaks apart, parchment tears. oh irony, so it shall be not epic then, aigh?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IT SHOULD BE EPIC!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a man goes down. even though he seems like he needs help to get slower, all the man needs is a lie. it's not a way to the fall. it's just a dream that no one can handle to wake up. unbearable.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;you want something, you always do.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;someone does it better, or someone does it as just the right quantity. someone gets it.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;you want something more now, the thing you wanted first, and to banish this shame out of your body.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;someone does it never. you suffer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'll never get anything that'll cure me. no assist, no advice... it'll sure go bad, as it can go worse. it'll always be the worst til that moment. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a man with a disease. his brain tells that he's suffering with a fatal pain. any painkiller can't help his despair. he doesn't have actually. his brain lies. he dies because of the pain. it kills. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i'll never get better. and got used to it.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;from now on, i quit hoping anything, any good-willing, anything that measures actually. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tired of it so. halcyon day won't come upon, or the sun, the brightest one one shine on the land of mine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;here's worse. but it's in my pattern. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;no disappointment.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;being with anyone related, but me.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;it's cool.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8367010919916163937?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8367010919916163937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/epiphany-during-celebration-yay-mate.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8367010919916163937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8367010919916163937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/epiphany-during-celebration-yay-mate.html' title='epiphany during a celebration. YAY MATE!'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4041292100319322720</id><published>2010-07-18T19:04:00.005+03:00</published><updated>2010-07-18T19:25:56.672+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Sıkıntı Apartmanı</title><content type='html'>Artık sıkılmanında ötesine geçmek. İşte bütün mesele bu. Anlatılmaz yaşanır bir durum yani.. &lt;br /&gt;Hayır "yapmak istediğim çok şey var fırsat yok" demiyorum. Bildiğin boş boş bakıyorum lan. &lt;br /&gt;salak salak şeyler okuyup aptal filmler izlemekten de bıkmadım. Hayır bıkmadım. Net.&lt;br /&gt;Üstelik ne yapacağımı şaşırdığım için uyumayı da tercih etmiyorum. Lan! ne diyorum? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntının bir üst basamağına ip atıp yukarı çekilmek için ipe asılmamak yerine ipi neden attığımı düşünerek geçirdiğim zaman diliminde sıkıntıma sıkıntı katan o ipe ve adını koyduğum için çok mutlu olduğum "Sıkıntı Apartmanı" na teşekkür ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sıkıntı Apartmanı'nında oturan bir gencim. Evet bildiğin genç. Burdan diğer genç hatunlara selam ederim. Erkekler mümkünse siktir olup gitsinler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntı apartmanı 5 kattan oluşur ve asla "şirin mi şirin" olmayan bir apartmandır. Zannedildiği gibi sıkıntı apartmanında her gün aynı değildir. Belli bir yaşa kadar farklılaşmalar boldur. Önemli olan nokta ise bu yaştan sonrakilerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntı apartmanında yaşayan küçük bir çocuk çoğu şeyi yaptıktan sonra yapacak bir şeyler aramaya başlar. Bulamaz. Sıkıntı apartmanı düzdür. Burda dünyanın en düz adamları yaşar. Apartmanda bir şeyler yapmayı bulamayan çocuklarda zillere basıp kaçarlar. Ama sıkıntı apartmanında oturan herkesin ortak yönü sıkılmak olduğu için kimse zillere basıp kaçan çocukların arkasından küfür etmez. Hatta çalan zillere bakmazlar bile... o yüzden bu apartmanda ZBK yani zillere basıp kaçmak hiç mi hiç eğlenceli değildir. Adı üstünde Sıkıntı Apartmanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntı apartmanının 1. katı herzaman değişkendir. Aslında her katı değişkendir. Çünkü her dönem bir sıkıntı katı yukarı çıkarsınız. 5. kattan sonrası muammadır. Bilinmez. Ama 1. katın özelliği her zaman o apartmanda yaşamayan insanların varolmasıdır. 2-3-4 ve 5. katlarda böyle bi durum yoktur. Apartmanın sakinleri yer değiştirir o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntılı katların her birinde bilgisayar-internet ve film üçlemesi mevcut. Bu insanların çoğu hali vakti yerinde ya da yerinde değil şeklinde nitelendirilemez. Çünkü sıkıntı apartmanı aslında bilinen başka bir apartmandan pek farklı değildir. Tek farkı sakinlerinin dönem dönem yer değiştirmesi olan bu apartmanın en kötü yanı kapıcısının bile sıkıntı duymasıdır. İç sıkıcı filmler izlenir, iç sıkıcı konulardan bahsedilir. Sıkıntı apartmanı aslında bilinen bir gerçeğin gizlenmiş olduğu gerçeğinden öteye gidemez. Çünkü farkında olmasanızda sizde bir sıkıntı apartmanında yaşamaktasınız. Bu yazıyı okuyan ve ya yazan kişi de sıkıntı apartmanında yaşar. Salmak ya da bırakmak ya da boşvermek değildir sıkıntı apartmanında oturmak. Kira bedeli yoktur. Kapıcı aidatı yoktur. İnsanlar sıkıntıdan yemek bile yapmayabilirler. Anlık duygu patlamaları onların sıkıntıdan düzüldükleri gerçeğini örtemez. Bir futbol maçı yüzünden mutluluk duymak bu apartmanın sakini olmanın en kısa ve net kanıtıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntı apartmanındaki çoğu insan salaktır. Hepsi sadece "izler" bazıları "dinler" bazıları "yazar" bazıları da "okur" bazıları - ki bu en sevdiğim türdür- hiç bir şey "yapmaz" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu apartmanda herkes in bir geçiş evresi olduğuna inanılır. Ama asıl boktan olay bu geçiş evresinin hiç geçmemiş olmasıdır. Sıkıntı apartmanında komşunuzun entrika dolu bir hayatı yoktur. Almanyada okuyan bir oğulları, Ankara da dayıları veya istanbulda ünlü bir akrabaları mevcut değildir. Hiç biri mahallede tren olmamıştır. Birden bire gürültüden kavga eden komşular görmeniz imkansızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen dışardan insanlar içeri gelir. Ama sadece gelir. Anında çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  1. katta müzmin ve yeni birisi vardır. Sıkılmaya yeni başlamıştır. Bir şeyler aranmakta diğer taraftan da eski hayatındaki şeylere devam edip sıkıntısını yenmeye çalışmaktadır. Bu tür sigaraya yeni başlamış bir tiplemeden öte bir şey değildir. Kurtulması daha kolaydır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  2. katta yemek yapmayı yeni öğrenen tiplemeler sanki bunun çok eğlenceli olduğunu sanarak yeni yeni şeyler öğrenirler. Eski zamanlardaki arkadaşlarını pek aramamaya başlarlar ve "Sıkıntı" güncesine yavaş yavaş adapte olmuşlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  3. kat yani "hiç bir şey yapmayan" ve en sevdiğimiz tür olarak adlandırılan bu tiplemeler ise içlerinde bulundukları sefaleti bile siklemez bir tavırla "banane ya, sikerim ötesini" şeklinde bir bezmişlik ironisiyle yaşamlarına devam edip "ötesini" sikemezler. Onlar artık elmanın tam olmuş hali, bir pudingin en güzel kıvamı hatta bir kekin en güzel kabarışıdırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  4. katın diğer adı "vasat" tır. Bu katı kimse sevmez. Kapıcı bu kata çıkmaz. Çünkü bu kattaki insanlar 24 saat aynı şeyi yapar ve diğer şeyleri umursamazlar. Sabah 12 gibi uyanır facebook a tivitıra hatta tivibuya, televizyona bakarlar saat 14 te tekrar uyurlar. Varsa aile bireyleri gelir ve yemek hazırlar. Sıkıla sıkıla yerler. Gece 1 film izler daha sonra da tekrar uyurlar. saat 12 de kalkarlar ve sonra......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  5. kat tarif edilemez. Bu frekansa ulaşmak öyle her babayiğitin harcı değildir. Çünkü artık filmde izlenmez internette de takılınmaz, işte aranmaz*, bir sevgili kişisi ile bile uğraşılmaz, porno izlenmez, karşı cinsi görmeyeli çoook uzun zaman olmuştur. her gün aynı şey yenir, ekmekler bayatlamıştır, aile bireyleri yoktur, okul yoktur, televizyon bozulmuştur, 4 yıldır görülen tek canlı türü "kapıcıdır" Kelimeler kifayetsiz bile değildir. O derece yani. Mutfaktaki bulaşıklar sıkıntıdan yıkanmıştır. İçindeki tek umut aslında film izlemeye devam etme içgüdüsünden başka bir şey değildir.. Bu tür türünün son örneği bile olamayacak kadar çoktur aslında. Ama göze çarpamaz çünkü hiç sosyalleşemez. Bu türün tek derdi nefes almak olsa keşke. Ona bile üşendiği bilinen gerçekler arasındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  Kapıcı: Bu kapıcı aşmıştır. Bu apartmanda çalışmak 5. katta oturmaktan çok daha zordur. Bu kapıcının  tek amacı aslında sıkıntısını yenmeye çalışmaktır. Onu 5. kattan ayıran tek özellik budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntı Apartmanında bir gün diğer günden çok farklıdır. Çoook.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4041292100319322720?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4041292100319322720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/sknt-apartman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4041292100319322720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4041292100319322720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/sknt-apartman.html' title='Sıkıntı Apartmanı'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5062033742185669120</id><published>2010-07-14T20:21:00.002+03:00</published><updated>2010-07-14T20:31:42.414+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>ŞENLİK ATEŞİ YAKILSIAAN! (çakmak nerde lan?)</title><content type='html'>eeeeed..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen hafta bi ara dedim ki ben yayın yapıcaz aga. mega über kutlama olacak. ha gecikti o evet ben de farkettim takvime bakınca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili exhomemate abdi ve erdem sınavlarını bitirmiş, çoh da iyi olmuş. dediler ki, ev boş hacı, yayın falan yapıcaksan hariga bi evimiz var. dedim ki, wuhuuuu! böyle çığlık falan atınca çok saçma oldu. sonra toparladım muhabbeti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarın 18 saatlik megaüberhayvanlar gibi bi yayınımız var. birbirinden farklı janrları, üç anonsır, binlerce şarkı arasından o kadar homojenik seçicez ki, en soğukkanlı olanlarınız bile noluyo mını diyecek. çünkü biz bunun için varız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkesi bekliyorum, gelmeyenlerle küsüyorum. bu kadar. 13 yaşında bir kızın gözyaşlarıyla ağzınızı burnunuzu dağıtmasını istemiyosanız adam olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yayını dinlemek için;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- saat 10 gibi firefox/chrome artık elinizde ne varsa açın.&lt;br /&gt;- siteye girin.&lt;br /&gt;- sağda "radyo lağn!" diye bi bok var, onu sevin, sonra tıklayın. aksi taktirde, canı sıkılıyor.&lt;br /&gt;- oraya dıhlayınca dicek ki, plugin'i indir. indir onu. kur. &lt;br /&gt;- browser'ı kapat.&lt;br /&gt;- bi kahve, sigara, peynirli sandviç, kola, lazımlık vs getirip bekleyin.&lt;br /&gt;- browser'ı tekrar açın.&lt;br /&gt;- siteye girin.&lt;br /&gt;- radyo lağn'a tıklayın.&lt;br /&gt;- direkt kopun lağn.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yayın saat 10.15 felan başlar işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çoğarika olacak. kafanız patlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;wait n see.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hadi la görüşürüz yarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps: ha isteği falan olan varsa, buradan ya da facebook'tan yorum yapsın, iletişsin, ulaşsın bana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5062033742185669120?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5062033742185669120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/senlik-atesi-yakilsiaan-cakmak-nerde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5062033742185669120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5062033742185669120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/senlik-atesi-yakilsiaan-cakmak-nerde.html' title='ŞENLİK ATEŞİ YAKILSIAAN! (çakmak nerde lan?)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1397832415817659210</id><published>2010-07-12T01:11:00.002+03:00</published><updated>2010-07-13T21:11:18.547+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Bir Atın Hikayesi-1</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Uyanıyorum,saat 17:23.Yazın gelmesiyle,gece yatarken açık bırakılan pencereden içeriye -gelme safhasını çoktan geçtim-,uzun toplarla kanatlardan atak geliştiren Sevilla gibi odaya hücum eden,"Magirus" sesleriyle güne başladık yine.Telefona bakıyorum,7 cevapsız arama,2 yeni mesaj.Hepside Melanuş'dan gelmiş,Melanuş benim papatyam (yada sizin deyişlerinizle kız arkadaşım,sevgilim,manitam,hatunum v.s.).Ailesinin hiçbir alakası olmamasına rağmen neden Ermenice bir isme sahip olduğunun hikayesini ne ben sordum,ne de o anlattı şu zamana kadar.Zaten en başından beri,alışılagelmişin dışında,vır vır konuşmaktan ziyade,belki de anlamsız bi şekilde,sessiz sedasız birbirimizi izlemeyi daha çok severdik.Konuşmayı çok sevmemekten mi yoksa yine üşengeçlikten midir bilemiyorum ama genelde “Mela” diye seslenirim zaten ona.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Cevapsız aramaların saatlerine bakıyorum,kızcağız dersteyken bile aramış merakından.Ya bu kız beni bi gün öldürücek kendini çok fazla sevdirmekten,ya da ben onu meraktan. Mesajlara bakıyorum sonra,su gibi hatun vallahi.Önce ılık ılık başlar sözlerine,sonra cevap gelmez merak etmeye başlarsa soğur,en sonunda buza keser ki çocuk gibi korksamda bu halinden,kendimi alamam yine de gülmekten.İnsan güler mi böyle bi durumda diye kendime de çok sordum aslına bakarsan ama ne yapayım be,sevdiğinin yüzü,sesi en olmadı sözü karşısında,insan nasıl gülmez,karşında ki surat da,ses de buz kesmişse bile.Neyse,anlar bigün heralde deyip yine gülümsedim."Uyandım papatya" diye mesaj atıyorum,belki yumuşar.Allahtan ne kadar sevdiğimin yüzde onluk kısmının farkında da hemen olmasa da bi süre sonra yumuşuyor sesi.Ah bi de geri kalan yüzde doksanlık kısmı fark edebilse.Neyse,onu da anlar bi gün heralde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Önce sevgilinin sesiyle kafanın içini yıkadıktan sonra bu sefer dışını da yıkamaya,kalkıyorum yataktan.Saat yaklaşık olarak 18:15.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Eli yüzü yıkayıp,ilk sigarayı tuvalette içip,klozette otururken tüm gelecek planlarını bi kere daha gözden geçirdikten sonra odaya gelip açıyorum bilgisayarı.Mesajlar,notifikeyşınlar,mailler falanlar filanlar.Sonra tadı tuzu olmasada internetten gazeteleri okumaya başlıyorum.Bi iki köşe yazısından sonra,spor sayfaları derken telefon çalıyor.Bakıyorum,arayan Mahmut."Naber çiçeğim?" diye karşılıyor telefonda."İyidir Mahmut Bey Amca" diyorum sonra.Mahmut pek göstermese de yaşça büyüktür hepimizden.Yaşı az da olsa geçmiş ama içi geçmemişlerden o da."Gel bu taraflara,bişeyler yapalım" lafının üstüne "Tamam biraz ayılayım,geliyorum" deyip kapatıyorum telefonu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Telefonu elime alıp,gitmeye üşendiğim simitçiden,iki tane simit sipariş ediyorum kahvaltı niyetine.Bu aralar biraz kemer sıkmak gerek,sevdiğinin yanına da gitmeye olsa otobüs biletine hala para istiyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Simitleri kuru kuru yedikten sonra,"en az kokan" üst başı giyip,Mahmut'un yanına doğru yol alıyorum.Dolmuşa binerken eğilip,bükülmeye üşendiğimden,küçük kırmızı dolmuşlar yerine,sabahları (daha doğrusu akşamları) çalar saatliği kendisine görev edinen koca Magiruslardan birine atlayıp,parayı uzatıyorum dolmuşçuya "Selamınaleyküm" eşliğinde.Burda dolmuşa inip binmek tören gibi birşey zaten.Aslında bi yandan güzel de,karşındakinin,seni ordan oraya götüren bi araç olduğundan ziyade insan olduğunu hatırlatan bi kaç ufak şehirden birisinde yaşamak.Bunları düşünürken,bi anda uyanıp "Müsait yerde abi" diyip kalkıyorum yerimden.İnerken "Kolay gelsin" demenin verdiği az da olsa bi “hala insanlık” duygusu yerleşiyor insanın içine.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Hergün oturup oyun oynadığımız,geleceğimizi kurup,sonra bozup baştan kurup,kendimizi akşamdan akşama kurtardığımız kafedeyim.Mahmut'la tanıştıktan sonra keşfettik burayı.Aslına bakarsan Mahmut keşfettirdi.Kasap dükkanlarındakine benzeyen boncuklu perdenin arasından geçip içeriye girince,kafenin sahibi Gündüz'le karşılaşıyorum.Çok fazla oturup konuşmuzluğumuz,zaman geçirmişliğimiz olmasada iyidi adamdır Gündüz.Kendi yaptığı çayın o gün kötü olduğunu söyleyip,üç beş eksik de olsa adam gibi kazanabilmenin peşinde bi adam.Memur bi babanın çocuğu,yıllar önce uzak bi memleketten buraya gelmişler,geliş o geliş.Gündüz'le selamlaştıktan sonra adımları teker teker atmaya başlıyorum terasa doğru.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Terasa çıkınca bizimkileri görüyorum,"Nerdesin boooolum" demiyor artık kimse,herkes farkında üşengeçliğimin.Mehmet bende önce gelmiş,Mahmut'la oturuyolar.Mehmet,hani derler ya “kral çocuk”tur.Cin gibidir aslında,hani cinlik yapmaya kalksa,en güzel o adam çarpar.Ama cin olmanın öncesinde,adamlığı seçmiş.Dinlemeyi ister mi istemez mi,düşünmeden içimdeki meseleleri anlatabildiğim nadir adamlardandır.Artık gözlükten midir,yoksa bilmediğim başka bişeyden mi,bilemem ama ne anlatsam,benim kendi içimde olupta göremediğim ne varsa hepsini döker önüme bir bir.En güzeli de çok acımaz söylerken,ne varsa aklında çıkar ağzından.Zevkli de çocuktur,keyfine düşkündür.Onun için en çok üzüldüğüm mesele,insanlığından bi parçayı istemese de almışlar zamanında.Artık o da bildiği yolda,kendi işinde.Almışlar dediysek de,öyle bi almayla bitecek kadar az değil içindeki şey.Aslında almamışlarda içindekini,sanki tasarrufllu kullanıyor gibi.Ancak hak edebilene,göstermeye karar vermiş sanırım,onu tanımadan öncelerde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Mahmut,Mehmet,ben masadayız ama yine de kadro eksik.Hele bi hava iyice kararsın,o zaman damlamaya başlar herkes birer birer.Dün aynı masada kurulan işin,bugün olurunu bulmaya çalışıyorlar sanırım.Nası olur,kimle olur,ne yaparız,ne zaman yapmalı,nerde yapmalı soruları havada uçuşurken masaya gelen Gündüz’ün,hergün aynı ses tonuyla bizlere yönelttiği “Ne içersiniz beyler?” sorusu üzerine,çayları söyleyip sonra yine işin oluruna dönüyoruz...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1397832415817659210?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1397832415817659210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/bir-atn-hikayesi-1_12.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1397832415817659210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1397832415817659210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/bir-atn-hikayesi-1_12.html' title='Bir Atın Hikayesi-1'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2416131691099851333</id><published>2010-07-04T01:09:00.000+03:00</published><updated>2010-07-04T01:09:17.766+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>SENLIK ATESLERI YAKILSIN!!11</title><content type='html'>meraba ben sercan. çoğzel ispat ederim benmle uğraşmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftaya, gözbebymiz sitemiz RIF'in 2. yılını doldurması vesilesiyle, hafta içi bir akşam mevlit düzenleyeceğiz. söz konusu mevliti de, abdi'lerin evden (konuşmadım daha abdi'yle) canlı olarak sizinle paylaşacağız galiba. yine bi bok belli olmadan spoil etme mallığı yapmış olabilirim, ama çoğeycanlandım lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sürü arkı çalıcaz ve göbek atıcaz allah için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izlemede kalın çünkü biz çok çılgınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işinizi gücünüzü ona göre ayarlayın. çünkü gelmeyenle küsüp kafamızda ekmek kırana kadar barışmayacağım. bu da böyle bilinsin lan. asi olucam netekim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-2416131691099851333?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/2416131691099851333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/senlik-atesleri-yakilsin11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2416131691099851333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2416131691099851333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/senlik-atesleri-yakilsin11.html' title='SENLIK ATESLERI YAKILSIN!!11'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5804166625633438374</id><published>2010-07-02T04:05:00.001+03:00</published><updated>2010-07-02T04:07:01.438+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Rastlantısal bir kurguyu yazarken kurulmak.</title><content type='html'>Gecenin bu vakti yazı yazıyor olmamın saatin 03:07 gibi hoş rakamlara sahip olmasıyla uzaktan yakından bir bağlantısı yok elbette. Ama gecenin bu vakti olmasına yorabiliriz belki yazı yazıyor olmamı. Gece güzeldir. İlham vericidir.&lt;br /&gt;Aslında kendi bilgisayarımda olmadığımdan ve kullandığım laptopun klavyesinde parmaklarım gezinmesi hoşuma gittiğinden sadece; güzel ses çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu kadar dangalak bir nedenle yazı yazıyor olmam belki ancak küfürle karşılanabilir. Fakat derdim bu değil. Aslında derdimin ne olduğunu tanımlayamamak gibi büyük bir dert içerisindeyim. İçinde bulunduğum boktan durumun adını koyamamak, durumu boktanlıktan kurtarmaktan çok uzak. Belirli tanımların ardına sığınabilmek amaçlı yazıyorum sadece, kelimelerden medet umuyorum, anlamları kucaklamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Bu bitince bir başkası gelecek, o bitince bir diğeri, bu anlam, kelime arayışı hiçbir şekilde bitmeyecek. Ve ben ne yazacağımı en ufak bir şekilde kurgulamadan, kelimelerin sadece dökülmesini beklerken, yazdığımı takip edemeyecek, kendimi kelimelere kaptırıp gideceğim.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Durumların garipliğine de kapılıp gidiyorum. Şey düşün mesela, şehirler arası bir yolda, sapacağın bir yer, evine varacaksın, gideceğin yere ya da, belki yol üzerinde onlarca defa ona benzer yer gördün, ama hiçbiri senin için bir anlam ifade etmedi. Hiçbirine dönüp bakmadın, hiçbirine dikkat etmedin, ama "o" senin için hep farklı bir anlama sahip olacak. Belki onca yol gittikten sonra sana yaşatacağı dinlenebilecek olma hissi, belki evin olduğu için gelen bir rahatlama hissi, belki anılar, belki başka şeyler. Onu "o" yapan şey sana ait olmasıysa, hepsi aslında rastlantısal bir kurgudan ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz otobüsünde gördüğün X kişisi. Senin için X olarak nitelendirilebilecek kadar random, X olarak nitelendirilebilecek kadar X. Onun iki dakika önce yüzü gülerken, iki dakika sonra telefonda hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra ağlıyor olmasının, sana ufak bir merak uyandırmaktan başka hiçbir etkisi yok. Belki bu yazıda geçirmeyecek olsan, bir da hatırlayamayacaksın. Hafızanın en ufak köşesini onunla doldurmaya bile tenezzül etmeyeceksin. Ama sonra ne haber almış olabileceğini düşünüp çeşitli senaryolar kuruyor ve onu bir şekilde bu yazının içine dahil etmeyi planlıyorsan o artık senin için bir "o" oluyor. Bir kimlik kazanıyor. Adının hâlâ X olmasının hiçbir önemi yok. Onun (belki) almış olduğu ölüm haberi seni hiçbir şekilde etkilemiyor. X'i tanımıyorsun. X'in ölen yakını ise sana Y olmaktan bile uzak. Onun ölümü senin için bir doğa kanunu olmaktan öte değil. Doğduk ölüyoruz. Ama o X senin için bir an Ayşe, Fatma olup randomlıktan çıktığında, hatta bu yazına soktuğun ve hâlâ X olarak kalması şeklinde de olsa, onun ölen Y'si senin için bir anlam teşkil etmeye başlıyor. Adı Ayşe, Fatma olduysa "o" da Ahmet, Mehmet oluyor ve ölmüş olması sana bir şekilde dokunuyor. Y olması bile sana bir şekilde paragraflar dolusu şey yazdırmaya sebep olabiliyor. Ama bir an o Ayşe, Fatma'nın sen, ölen Ahmet, Mehmet'in de senin Y'n olduğunu düşünsek, o zaman doğa kanunlarına bile karşı çıkacak bir isyan başgösteriyor içinde. Çünkü Y artık bir "o" ve ölüm de artık "o" ölüm.&lt;br /&gt;Ayşe'nin, Fatma'nın, Ahmet'in ve Mehmet'in hayatına girmesi ise başta belirtildiği gibi rastlantısal bir kurgudan ya da kimilerinin kader dediklerinden ibaret.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Herhangi bir zaman, herhangi bir şekilde düşündüklerimi anlatmaktan öteye gitmiyorum. Ama bunları anlatıyor olmam da aslında kurgunun bir parçası. Belki uzun bir girizgah, belki başarısız bir kurgu. Belki de hiçbir amacı olmadan, bir konuşma sırasında anlatabileceğin, ama konuşma sırasında anlatması imkansız olacak kadar karmaşık bir düşünce ağına sahip, kelime dağarcığına sahip şeyler.&lt;br /&gt;Bazen düşündüklerimi anlatabilmek için kurguyu çizebileceğim kağıt kaleme ihtiyacım olur. Çünkü çizerek anlatmak en rahatı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir şöyle bir düşünce var kafamda. Biraz garip ama, sanırım beynimin çalışma şeklini anlamış olmam mümkün. Aslında düşününce çok saçma bir olay olarak görünüyor. Yani bir makinenin, ben şu şekil programlandım demesi gibi. Ama sanırım insan olmamızın getirdiği şeylerden biri de bu. Kendi kendini kurmak ya da nasıl kurulduğunu algılamak.&lt;br /&gt;Uzun denebilecek bir zamandır yapmaya çalıştığım şey, insanların beyinlerinin çalışma yöntemlerini algılamak. Kendi beynimin çalışışını algılayışımda bunun çok büyük yardımı oldu. İnsanların basit mi karmaşık mı düşündükleri belirli bir gözlemden sonra kestirmek mümkün. Bunun sonucunda insanların tepkilerini kestirmek de mümkün oluyor.&lt;br /&gt;Kendi beynimin analizi sonucunda beynimin çok kategorize çalıştığını fark ettim. Çok karmaşık bilgileri işlemekte biraz zorlanma durumum söz konusu. Ama eninde sonunda bunları da bir şekilde beynime sokmayı başarmak zorunda kalıyorum, fakat bu her şeyi adım adım algılamak ve işlemekle mümkün oluyor. İşte bu yüzden bir şey anlatırkenki kağıt kalem ihtiyacım, ki aslında bu yüzden çoğu zaman yazarak daha iyi iletişim kurduğumu düşünmem.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Konunun neresinden buraya daldığımı bilmiyorum ama nereye gideceğimi kestiremezken aslında kendimi istediğim yere götürdüğümü fark ettim. Yazarak iletişim kurmadaki zorluk insanın aslında her zaman yazabilecek durumda olmaması. Düşünceler toparlanmaz, toparlamak istemezsin, görmek istemezsin, yüzleşmek istemezsin. Ama konuşma, anlatma ihtiyacı her zaman hasıldır ki bunu yapamayınca da çıldırmanın eşiğine gelirsin. Üstelik bir yerden sonra kendini kendine anlatmak seni hiçbir şekilde tatmin etmez olur. Herhangi bir şekilde şizofreniyi tatmadığın sürece de belirli bir iletişim gerçekleştirdiğini söyleyemediğin için tatmin olmayacaksındır. &lt;b&gt;İletişim = Alıcı &amp;lt;- Verici.&lt;/b&gt; Formülünde kendi kendine konuşmak gibi, kendi kendine yazmak da alıcı ve vericiyi aynı kişi yerine koymaktır ki yazıları başkasına okutmak bile aslında tam olarak bu alıcı durumunu değiştiriyor sayılmaz. Mühim olan geribildirim alabilmektir, tepkidir; ki aldığın yorum, üzerinde konuşulması ve şuku verilmesi bile durumu bir gıdım ileriye götürecek değildir.&lt;br /&gt;Konuşarak iletişmenin önemi bir şekilde burada çıkar ki, insan ilişkilerinde de bir süre sonra ortaya çıkan durum söylenenleri sadece dinleme, he deyip geçme olayından ibarettir. Böbürlenerek anlattığın bir olayda götü kalkık işte tepkisi görmek, tevazu gösterdiğinde, salak kendini satamıyor damgası yemek, biraz empati görmek istediğinde, hmm deyip geçilmek veya mutlu olduğunda, birtakım kösteklerle karşılaşmak bir süre sonra ortada kendiliğinde oluşan ve belki de alışılması gerekilen şeyler. İletişilen insanın yakınlığıyla da alakalı bir yerde. Ya da ben son zamanlarda çok fazla paranoyaklaşmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bütün bu paranoyanın cereyan ettiği durumlarda bir kendi içine kapanma, düşüncelerini hiçbir şekilde dışarıya sızdırmama ve duygularını belli etmemeye çalışma söz konusu. Duygular konusu biraz daha karmaşık. Onları hiçbir şekilde belli etmemeye çalışırken, aradan bir süre geçtiğinde fark ettiğin aslında onları insanlara karşı kaybettiğin oluyor. Bir şekilde daha fazla bir şey hissedememe durumu, insanlara karşı duygu besleyememe durumu hasıl oluyor. Sanırım bir zamanlar eleştirdiğim kişilerin analiz ettiğim durumlarına düşmekteyim. Her şeyin bu kadar farkında olup da bunları hiçbir şekilde değiştirememek de orada bir yakınına tecavüz ederlerken elin kolun bağlı oturmaktan çok farklı değil.&lt;br /&gt;Düşünceleri kendine saklamak aslında o kadar vahim sonuçları var gibi görünen bir durum değil. Fakat kendinizi hiç anlatmadığınız için kimsenin sizi anlamadığından yakınma gibi bir durumunuz sürekli mevcut olabiliyor, ama aslında bundan hiçbir şekilde yakınma hakkınız olmadığıını da çok net biliyorsunuz. İnsanların sadece gösterdiğiniz kısımları bilmeleri ve sizi bundan ibaret sanmaları aslında onların salak olduğunu ve görünmeyenin ardındakini görmeye çabalamadıkları için boş olduklarınızı düşünmenize sebep olsa da sorunun kaynağı sizden başkası olmuyor çoğu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybetmediğiniz son duygu kırıntısıyla da kendinizi tamamen anlatabileceğiniz, hiçbir şekilde yargılanmadan en saçma düşüncenizi bile aktarabileceğiniz, iletişmek için kağıt kalem kullanabileceğiniz ve yazdığınız bu saçmalıklarla dolu rastlantısal kurguyu bile okutabileceğiniz birini bekliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon siz hangi masalda yaşıyorsunuz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5804166625633438374?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5804166625633438374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/bir-rastlantsal-kurguyu-yazarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5804166625633438374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5804166625633438374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/bir-rastlantsal-kurguyu-yazarken.html' title='Rastlantısal bir kurguyu yazarken kurulmak.'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-976280646148870174</id><published>2010-07-01T04:07:00.002+03:00</published><updated>2010-07-01T04:08:55.018+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Saçmalamak Üzerine:Beni Bu Kafalar Mahvetti!!!</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Orhan Veli zamanında "Beni bu havalar mahvetti" demişse,ona verilebilecek tek cevabım vardır "Hayır efendim,bizi bu kafalar mahvetti".Kafa yaşamak önemli uğraş.Son zamanlarda sıkça karşılaştığım bi soru var;"Neyin kafasındasın?".Hepinize teker teker cevap veremeyecek kadar üşengeç olduğumdan,tek seferde burdan iletiyorum cevabımı "Sanane aq".Bi daha aynı soruyla beni karşı karşıya bırakacak olan kişiyeyse,büyük ödül olarak "At Kafası" hediye edicem.Yalnız hediye paketini en fazla Migros'ta falan yaparım,çok allu pullu bişey beklemeyin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Bence gidene "gitme" dememek çok saçma bişey,hele ki "Gidene kal,gelene git demem." anlayışı alabildiğine gudik bi yaklaşım.Sanki çok iyi,süper,şokoladenpuding yaratıklarız ya cebine koyim.Bu (afedersiniz ama) göt kalkıklığı nerden gelmekte onu da hiç anlamamaktayım.Tamam,insanız,yaratıkların içinde kabiliyet bakımından en birinciyiz falan ama götümüz de bi yer görsün.Ne o öyle,"My ass in the sky with diamonds" misali dolaşmalar,bi sakin olun bi soluklanın,bi nefes alın be.Ha yalnız burda dikkat edilmesi gereken esas nokta,dil meselesidir.Şimdi sen swahili dilinde "gitme" dersin,karşındaki bu dilin varlığından bi haber halde az bucuk çincesiyle söylediklerini anlamaya çalışır,işte orda bi katakulli var güzel kardeşim.Yani oluru var desen,üşenmeden gelir vuvuzela nağmeleri eşiliğinde çıldıray kahkahalar atabilirler sana.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Dil önemli mesele anlayacağın,istersen kaba etlerini başına kasket yap,yine de tek bildiği dil çince olan birine swahili dilinde bişeyler anlatmaya çalışmak aynı erke dönergeci durumuna benzemekte.Sen tut o kadar çığırtkanlık yap sağda solda "Evrekaaaa evrekaaaa az bekleyin hepinize takla attırıcaz" diye,sonra yaptığının bi s.ke yaramadığı,kimse tarafından anlaşılamadığı bi durum çıksın ortaya.O iş,yaş iş güzel abim.Sonra bağlarsın bak böyle çıldıraya.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Şimdi güzelim,dönüpte bana dersen ki "Ulan herkes kendi derdinde,durup ne dediğine mi bakacak,oturup ne dediğine kafamı yoracak.Bırak allah aşkına",aslında haklısın bi açıdan.Sonuçta herkesin kendi ekmaaaanın peşinden koştuğu yada başkalarının ekmaaaına yağı,balı çalıpta sonra "Benim lan o" diyerek elinden alıp kaçtığı bi zamandayız.E biz ölelim o zaman!!!Amelie'de bi sahne var,sex shop'ta çalışan hatun (çoğu kişi kendisinden "at gibi hatun" diye de bahseder) "Bu yüzyılda hayalcilere yer yok" gibisinden iki kelam etmekte.Tamam kabul yerimiz yok da,napalım arkadaş.Yok illa ki öl diyosanız,lan zaten uygun adım gidiyoruz sona doğru,ne garezin var da hemen öldürüyosun.Bırak yaşayayım bi kaç zaman daha,kendi alıklığımda.Bırak da anlattıklarımızın tamamiyle anlaşıldığı bi kaç anı hayal edip,etrafımızdakilerin "Ne sırıtıyosun aq,malmısın" demesini sağlayıp,bizden daha bi "adam",daha bi "olgun" olduklarını sanmalarına yol açalım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Şimdi burdan "Sanki kendisi çok iyi ya aq,çok güzel ya" çıkarımlarını yapanlar olma ihtimali var.Hatta bu çıkarımların dile getirildiklerini duyar gibiyim.İyi falan değiliz canım ciğerim,hele ki güzel hiç değiliz.Aramızda ki tek fark,hala size aptalca gelebilen hayaller kurabiliyor olmamızdır.Yazık ki senin aptallıklarının başladığı yerle,benim hayallerimin start çizgisi kesişmekte.Bu duruma sen "Banane,BA-NA-NE" desende,ben hala "Tüh ulan" diye hayıflanmaktayım.O kadar çok "tüh" çektim ki,duvarlar,pencereler falan hep salya,tükürük içinde kaldı.O durumlara geldik inan.Allahtan arkanda bıraktığın ıslak mendilleri zamanında tasarruflu kullanmışız ki,odanın büyük bi bölümünü tükürüklerden kurtardım.Yalnız bu pek de sandığın kadar kolay olmadı.Sonuçta Mr.Muscle değiliz cebine koyim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;Değişik dillerde pek gözüm olmadı şu ana kadar,swahilice konuşunca beni herkes anlar sandım sanırım hep.Ama görünen o&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;ki,o iş öyle değilmiş.Yine de inanırmısın içimde başka bi dil öğrenmeye yetecek ne heves,ne de takat var.Sanırım en son sifonu çektiğinde onlarıda kanalizasyona yollamış oldun.Napalım bizde kafamızın içinde dönüp duran masallarla,bizi yine tam da bu havalarda,yine tam da bu kafalardayken mahvedecek günleri;baya bi kasış sonrası öğrendiğimiz “  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;MS Gothic&amp;quot;;mso-bidi-MS Gothic&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;不要留下我独自 &lt;/span&gt;&lt;span style="Arial TUR&amp;quot;font-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;"&gt;” sözleriyle,yada hiç kasmadan bildiğimiz dilde “usiende” diye sayıklayarak bekleyebiliriz.Yada bunları yapmadan özbeöz Türkçeyle (ne kadar yalandan olup,içimizi acıtsa da) “Koy götüne rahvan gitsin” diyerek de geçirebiliriz.Yada ne uğraşıcam,ben kendi kendime masal anlatır dururum bunlar yerine,isteyen dinler,istemeyen de karşı fırından iki ekmek alıp gelebilir mesela.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-976280646148870174?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/976280646148870174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/sacmalamak-uzerinebeni-bu-kafalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/976280646148870174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/976280646148870174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/07/sacmalamak-uzerinebeni-bu-kafalar.html' title='Saçmalamak Üzerine:Beni Bu Kafalar Mahvetti!!!'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-174577800873753130</id><published>2010-06-29T01:55:00.007+03:00</published><updated>2010-07-01T01:21:48.951+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>observe the observer, feel your eyes closed.</title><content type='html'>&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 11" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 11" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CUsers%5Ccompaq%5CAppData%5CLocal%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0cm;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}p	{mso-margin-top-alt:auto;	margin-right:0cm;	mso-margin-bottom-alt:auto;	margin-left:0cm;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:595.3pt 841.9pt;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;geçen bi insan gördüm, çok güzeldi. kafası vardı. minimal sayıda, ama kabul edilebilir ölçüde ağır geoid'ti. üstten değil de, yan kutuplardan basık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;insanları anlayabilmek kadar, insanların hareketlerini gözlemleyip çıkarımlar yapmaya başladığın noktanın kötülük derecesi de önemli bence. ya da bi anlam ifade etmeli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ben çok izlerim, yoldan geçen herhangi birinin eksikliği, yapmacık hareketleri, kirliliği, 3 saniyede algılayabildiğim kadarıyla kişiliği, hareketleri (i know i mentioned it before), o hali; her şeyi benim ilgi alanımın içinde. çünkü ben çok izlerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;umutsuz, derbeder, kişiliksiz, mükemmel, boktan, arsız olabilirim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ama gözlemcinin düşündükleri eylemi okumasıyla alakalıdır, gözlemcinin kimliğiyle değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;gözlemcinin kimliği, ancak o ya da bir başka gözlemci onu gözlemliyorsa anlam ifade ediyor bu bağlamda, yine alakasız. sadece anlık (3 saniye örneği geçerli) düşüncelerin ortaya koyduğu anlık (doesn't matter) fiilleri okuyabilmek yeti değil, ofsaytı yoksayan hakemin orta sahaya koşmasıdır. top bile yok lan, gol ney.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;son zamanlarda, konuşurken, düşünürken; aklen ya da dilsel (dilsellik ve çocuk) cümle kurma girişimlerimde kayıp kelimelere rastgeliyorum. "abi işte bu grubun davulunda kullandığı teknik, emmmm. şey. neydi lan? ya şey işte, hani third eye'in üçüncü bölümünün sonlarına doğru danny'nin yapar gibi olduğu şey var ya. ııı. siktiret ya of, iyi davul bence."&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;noluyo&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; lan? ne diyosun?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;iki ihtimal var:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;- &lt;b&gt;ich bin ein übermensch!&lt;/b&gt;&amp;nbsp; beynim o kadar gelişti ki, artık eski yapabilitesinin çokça üzerinde bir detayla düşünebiliyor, önceden farketmediği ayrıntı/düşünce/olguyu görüyor. fakat o kadar yeni ki bu fikre, ne diyeceğini bilmiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;- &lt;b&gt;gerizekalılaşma bir kaderdir :/&lt;/b&gt; ya da bunun yerine söyleyebileceğim, "azalan kitap okuma alışkanlığı, çokça sabah programı seyretme şeysi, kendine vakit ayıramama, günlük stres, doymamış yağ oranı yüksek yiyeceklerle beslenme vs" gibi dingil dingil şeyler. kelimeleri unutuyorum. neyi anlatacağımı bilmeden bişeyler diyorum, tam o bişeye geldiğimde o şeyin ne olduğunu bilmediğimden kelime zaten orda olmuyor. öylece "boş konuşuyorum." yediğim bi bok bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ondan yazmıyorum belki. bu konu haricinde bişey yazamam bu doğruysa. ama bu konuyu döne dolaşa anlatabilirim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ama aslında şöyle de geliyo lan. sanki konuştukça dişlerim yavaşça dökülecek, böyle klavye üzerine kuru diş bırakacakmışım gibi. sonra o dişler kıpkırmızı kana bulanacak, kanı görücem, bayılıcam gibi de geliyor. ama olmaz ama lan, çok salak bi sahne bu. ne bayılacam lae....&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;(blackout)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hayat aslında çok sessiz. hani düşünseniz aslında, bağırtı çağırtı içinde bi ev. ev sessiz. ne sesi çıkacak safi duvarın?hayat çok salak. ucundan bakarsan başka, sessiz kalıp içine girersen apayrı bi yeşillik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;her haliyle sessiz ama.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kelimesi yok, anlatacak bişeyi de yok bence. alıp karşına saatlerce didinip biyopsi için parça çeker gibi konuşturmaya çalışsan anca naber der, eki der, alkdsşahsdşakjshd diye güler. en fazlası bu. o da sabrın varsa.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hayatın bi garezi, isteği, amacı, planı, sahibi, düşmanı, dostu yok.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ondandır ki, boş. gerçekten boş. hiçbirimiz içindeki gerçek amaç ve niyeti boşuna bulamıyor değiliz. iki ihtimal var bulamıyorsak. evet i mentioned them before:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;Wir&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;sind&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;alle&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;übermench&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;! &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hı&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hı&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; evet ben de öyle düşünmüştüm. anlık (3 saniye) insanlarız biz. ama o derece kalıbımıza sığmıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;gerizekalıyız&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; gibi ama bunu dahi anlamıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;vuuu&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;. işte bu kafamda &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;bi&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; şeyleri hareketlendirdi bebeyim.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;zeka algısı kafamın içinde dönen &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;bi&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; helezon gibi. git-gel, yaklaş-uzaklaş. her şekilde tam ortasında olup da, neresinde olduğunu kestiremediğin şeylerden. bence ortasındasın dese gözlemci, &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ordasın&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; demektir. &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;gözlemc&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;i &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;(doesn't &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;matter&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; who &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;she&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;/he is) kimliksiz de olabilir gayet. ya da arsız.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kendimi gözlemledim.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;gerizekalı&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; değilim. &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;über&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; zeki değilim. egom &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;average&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;intelligent&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; olmayı reddediyor. &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;nerdeyim&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;?&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;al sana aptal soru.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;aptalca yazıyorum ya zaten, doesn't &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;matter&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;yaşayıp gidiyoruz lan. sen orasından bakıyorsun, ben burasından. sikinde olmayan detayların içinde boğulabiliyorsun. ya da sen boğulurken benim sikimde olmayabiliyorsun. hayat bu. ben sikilirken sen kahır boğulmalarından nöbet geçiriyor da olabilirsin. hayatın bitiyor da &lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;olaibilir&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;. hayat bu.&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;acılar göreceli değil aslında. empati herkes de olan bişey değil. bütün problem de bu bence. herkesin yaşadığı problemler, ortalama bir kişide aynı reaksiyonlar gösterecektir. mutluluklar da öyle. kümülatif sonucu yanıltıyor sadece. ha olay kimin daha çok mutlu olduğu ya da acı çektiği hakkında bir sidik yarışıysa şayet, kimin kazanacağı belli olmayan, gözlemcinin dahi bir sike yaramadığı bir organizasyondan bahsediyoruz demektir. ego wins. ego always wins.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;empati gerekli bişey. gerektiğinde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;iyi, gerçekten. mıy mıy dokundurması, deli saçması, ya da kişisel özerkliğin sahasına faullü bir giriş değil. top bile yok.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;insanları anlayabilmek kadar, onun içini görür gibi yapmaktan çok daha ötesinin gerektiğini itiraf edebilmek de önemli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;salt teselli cümleleri, havada asılı kalamadan yere çakılıp hızla ufalırlar sürtünmeden dolayı. iki taraf da bu "boş konuşmanın" varamayacağı yerden çok nerede tıkanacağını merak ederken, gözlemci çok uzakta pis pis sırıtır. "she won't be ok &amp;amp;gt;:)" (tersten bakınca da balık oluyo, metafora bak lan)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;empati güzel. gerekli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ama ben kullanmayı çok da sevmiyorum. gereksizce en dibine kadar düşünüp, karşı tarafın aklının ucundan geçmeyen detayları çekip çıkarıyorsun çoğu kez. sorun karşı taraftaysa, hin fikirli; sendeyse kendine hakaret eden bi ucube olup çıkıyorsun. lose-lose yani. çoğu kez böyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;yanlış empati örneği bu, farkındayım. ama doğru kullanılabilse, dile bile gerek kalmaz iletişim için. çatışma olmaz, kimlik olmaz, ego olmaz, bunları gözlemleyebilecek hiç kimse kalmaz ortada. anlayamazsın bile. kaos olmaz, anlamaya gerek kalmaz. sıradan, düz, ortalama, averaj zekaya sahip - bundan fazlasını kullanmaya gerek bile kalmaz, ne kadar acı - sıradan insanlar olarak bi üst levelimizi hayal dahi edemeyiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;çözemeyiz, gerekli olmaz. ihtiyaç duymayız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;"so fucking what" dediniz, duydum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;olay da o aslında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;anlatmaya çalıştıklarımın kimsenin umurunda olup olmamasını düşünüyor muyum acaba diye sorarsam kendime, bunu ikinci bir şahıs duyuyorsa/görüyorsa ben sorarken; ortada bi saçmalık var demektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kimseye "seni seviyorum" derken bunu düşünmezsin, so fucking whatbi kere. aklının ucu bile yok olur, ortadan kaybolur hiçbir fikir salakça yanında geçmesin diye.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kimseye hiçbir fikrinin seslice açık edilmesinin ne kadar mahremiyet öldürücü olduğundan bahsetmezsin. ama ayıp lan bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;fantazi&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; değil. bu tam gerçek gerçeklik...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;konuşmamalıyım. kelimelerim salak saçma aptal; ya da nietzsche egosuyla, zamane aklının çok ötesinde, anlaşılmak için...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;WHO THE FUCK CARES?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ben değil. sen de öyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;her şey, kendi aklının içine çalkalanıp duruyor. korkuyorsun, düşünüyorsun, kaostan korkuyorsun; ya da ona aşıksın, onsuz boştasın, boşluktasın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;bunların hiçbirini, içinde yaşadığın gibi anlatamayacaksın. ne empati, ne dil, ne resim, ne sinema, ne müzik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;yanından geçersin, mükemmele yakın tasvir edersin belki. ama tatmin olabileceğin kadar asla.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ha belki de, KİMin SENi NE KADAR ANLAyabileceği ile ilgileniyorsundur. BENim gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;o zaman, gözlemci sensin zaten. fiiller senin, anlık (3 saniye) düşünceler senin. en nihayetinde sen (doesn't matter who you are) bu hayatta anlam taşıyan, ya da taşıdığı anlamı çözmeye en yakın kişisin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;o yüzden konuşamıyorum. özgüven eksikliği, konuşacak şeylerin enteresanlığının kaybolması, kelimelerin stereotipleşmeye başlaması, sebepler bunlar belki. ya da gerizekalılaşıyorum. egom güçsüzleşiyor. benliğim empatinin pençesinde, hissizlikten aşırı emosyonel tepkiselliğe doğru gidiyorum belki de. bi kehribarın içinde ne bok olduğunu anlayamadan hapsolmuş bir sivrisineğin farkındalığı kadar ben de olan bitenin farkındayım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;boku yedim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kimsenin, hiç kimsenin hem de, gelip, içimden kelimelerimi çekip almaya çalışmasını beklemesem de, istediğim oluyor. hayat kadar egom olsun istiyorum. onun kadar boş, ve hiç kimse, neden bu egonun böyle olduğunu anlamaya kasmasın istiyorum. bi bok bulamayacakları aşikarken uğraşan bi grup insanın zekasından pek bişey ummuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kimsenin, farkındalık uğruna, üstüme empati ışınları yollayıp beni mutasyona uğratmalarını kaldırıp kaldıramayacağımı gözlemlemek istemesini de beklemiyorum en nihayetinde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ama bir kaç kişinin umrunda olmak istiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;umudu olduğum son kişinin bile umutlarını çok güzel bir şekilde öldürdüm ben. bi öncesini de öyle yapmıştım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ama komik bişey söylim mi, ben bir hayal kırıklığı değilim. hayatım kırık benim. (sagoba gibi oldu yehu)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;corrupted&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;, sick, decent person who acts like abnormally infected, sick (i won't mention it again), özlem bu. ihtiyaç bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ve ben böyleymişçesine, çocukmuşçasına ihtiyaç duyuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;ama nasıl anlatılırki... hmm.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;"hani en sevdiğin şarkıyı hep lan ya sıkılırsam diye korkarak, ama asla sıkılmayacağım sanrısıyla dinlersin de, bir gün gerçekten sıkılınca, sıkılacağını düşündüğünde bu fikri aklının her yerinden neden uzaklaştırdığını düşünüp yine aynı yere varırsın ya; hani o şarkıyı yıllarca dinlemeyip, yine aynı zevkle dinleyeceğini umarsın; ama sadece nostalji ya da vefa yüzünden hazır olda durursun. bi sik ifade etmez. öyle istersin ama, buna ihtiyaç duyarsın."&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;işte öyle bir ihtiyaç. bir sike yaramayacak, ama körü körüne istiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kimsenin umudu olamayacağım bir daha. ne olup ne olamadığımı kimseye anlatamayacağım. hayal yıkacağım, ama ben kimsenin hayal kırıklığı olmayacağım, onlar yarattıkları imgenin halüsilasyon olduğunu anlamazken. daha onlar bile ne olup bittiğini anlamadan, nelerden korkup kaçtığımı, neleri önlemek için feda ettiklerimi, kaybettiklerimi onlar göremeden ben case'i kapatmış olacağım. kendi binam yıkılacak. ama bu bir halüsilasyon değil. bu tam gerçek gerçeklik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;kimsenin en'i olamayacağımı söylediğimde asla şüphe duymadım, gocunmadım. duyduğunda şok olan da olmadı aslında, karşı çıkan oldu ama.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;uzun zamandır, ne kendimle bu kadar konuştum. ne de kendimi bu kadar anlattım. yüzleşme değil hayır, kusma değil bu. sadece üzerimden geçiyorum. tahlile ihtiyacım var. gözlemciye değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;birilerini neden gözlemlediğimi, bu hakkı nerden aldığımı bilmiyorum (doesn't matter if i got it or not), ama umrumda değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;siz de gözlemleyin. herhangi bir şeyi, birini, gözlemciyi mesela.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;who the fuck cares?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;UBERMENSCH&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; WITH A DECENT MIND!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;&amp;nbsp;o zaman üç kere!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hip&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; hip (hooray)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hip&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; hip (hooray)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;hip&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; hip (hooray)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: none repeat scroll 0% 0% rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt;serj&lt;/span&gt;&lt;span style="-moz-background-clip: border; -moz-background-origin: padding; -moz-background-size: auto auto; background-attachment: scroll; background-image: none; background-position: 0% 0%; background-repeat: repeat; color: white;"&gt; kaçar.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-174577800873753130?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/174577800873753130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/gecen-bi-insan-gordum-cok-guzeldi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/174577800873753130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/174577800873753130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/gecen-bi-insan-gordum-cok-guzeldi.html' title='observe the observer, feel your eyes closed.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8285935023084173307</id><published>2010-06-27T23:00:00.000+03:00</published><updated>2010-06-27T23:00:55.873+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>İbne Kapitalist Düzen (Bir düzülenin günlügünden)</title><content type='html'>şu an kulağımda telefon, diler arıyor; ondan önce de gizem aramıştı. hala onları dinliyorum. böyle iğrenç zevklerim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inanılmaz rahatsızım. dingil dingil gösyaşları da döküyorum, eğer gözyaşı sayılabilirse. sayılamıyorsa bambaşka bi fiil bulmam lazım. içim parçalanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;n.e.m.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bileti aldık, heyecandan götüm tutuşt evet. sayısız küfür ettiğim, kendimi aldatılmış hissetmemi sağlayan, hala burnumda tüten tek grup; metallica.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oydu ulan işte. bikaç beklentim vardı onlardan başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o kadar grubu bi arada görüp yüzüsuyuna terimi banmak,&lt;br /&gt;- heaven&amp;amp;hell, manowar, accept... amcalar ölmeden o heyecanı yaşamak,&lt;br /&gt;- uzun süredir içimde büyüyen iş dışı aktivite yapma arzusu.&lt;br /&gt;- o&lt;br /&gt;- metallica ulan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra çalışıyorum ben. bi müdürüm var. über bişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"üç gün üst üste, hem de haftasonu izin veremem" dedi. "ya, metallica?" dedim, yemedi. bir hafta izinsiz, sabah 10 akşam 10 çalıştım. yetmedi, son akşam, perşembe akşamı gece saat 1'e kadar mağazada reyon yaptım. yine kalktım saat 7 de, bindim otobüse..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aklımı yiyip bitiren rahatsız mantıklı fikir stada ilk girdiğim anda kemirmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istifa et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu durumda, hem konseri izleyebilecek, hem de metallica'ya yakışan para karşısındaki demir yumruğumu (laf söyleyeni gebertirim) colin's in ta çatına vurabilecektim. uf ne gaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk gün rammstein sikti attı. halla sikilip atılmış bir haldeyim çoğu açıdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci gün, aklımda ertesi günden başka bi bok yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asıldım biraya, asıldım sigaraya. çünkü kofti bir asiydim. cesaretimi etil alkolden alıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradım. "eser bey," dedim; "bi gün izin daha, lütfen :(" hayır dedi. yarın burdasın. öfkem şakaklarımı dövüyordu lan. sağlı sollu afakanlar basıyordu, kafagöz dalıyordum kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan değilsin dedim içimden. sen insan olamayacak kadar şahsiyetsiz bir ibnesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah otobüse atladım. en sevdiğim kent sakarya'ya geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eda'ya, gizem'e ve çok sevdiğim saygıdeğer arkadaşım utku'ya veda etmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;metallica'ya da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işe geldim, her şeye lanet okuyodum. dün sabahtan beri bi sik yemediğimi farkettim. "iyi bok yedim" dedim. ama iştahım yok, sigarayı yiyen bi organizma oluvermiştim. harikaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve şu an kulağımda inönü stadı; ağlıyorum biliyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;one çaldılar, ondan sonra master of puppets. ara vermeden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;niye orda değilim lan. neden sıçtığımın kentinde oturmuş çiğköfte yiyip ağlıyorum ben. neden ulan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;james, affediyorum lan seni. armani'ler feda olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine gelin bokunuzu yiyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8285935023084173307?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8285935023084173307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/ibne-kapitalist-duzen-bir-duzulenin.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8285935023084173307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8285935023084173307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/ibne-kapitalist-duzen-bir-duzulenin.html' title='İbne Kapitalist Düzen (Bir düzülenin günlügünden)'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-9165192071464320154</id><published>2010-06-27T00:57:00.012+03:00</published><updated>2010-06-27T01:57:03.034+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Söylenen bazı şeylere bazı yorum ve cevaplar</title><content type='html'>Şimdi bu altta yazdığım şeyler etrafta duyduğum ve beni sinir eden saçma sapan şeyler. Bunlara verdiğim cevaplar, sinir olduğun durumlarda altlarında cevap olarak mevcut. Şimdi ben sizlerle bunu niye paylaştım? Bilmiyorum abicim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların çoğunu televizyonlarda, etrafta 2 insan konuşurken umarsızca dinlemekte, arkadaşlarımda, kitaplarda, filmlerde gördüm. Hatta bazıları vardı ki masallarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı okuyan bazı arkadaşlar Cihan Ceylan'ın "Sami Abi" karakterinden ya da Kaan Ertem'in "Erdener Abi" karakterinden etkilendiğimi düşünebillir. Olabilir. İki karakterde gayet gülerek okuduğum bomba karakterler sonuçta.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ben telefonu amaç olarak değil araç olarak kullanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: ben amaç olarak kullanıyorum amk. Ömrümün tek amacı telefondu. Be gerizekalı! telefon zaten nasıl amaç olabilir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Bazen yaşamak ölmekten daha zor geliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: Sanki dakka başı ölüyor da yaşamanın ölmekten daha zor olduğunu sanıyor gerizekalı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Ben olaya değil neticeye bakıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: şimdi bu biraz uzun olacak. Bak arkadaşım, şimdi diyelim ki ormanda tek başına yürüyorsun. Etrafta da 15 tane sapık var.  Gece geç saatler. Bu 15 sapık seni görüyor ve tek tek tecavüz ediyorlar tecavüz ettikten sonra da adamlar oraya 5 milyar bırakıyorlar, dedik ya sapık amk ne yapacağı belli değil. Olan sana oldu, mahvedildin, parçalandın, örselendim falan filan bilmemne ama olayın neticesinde orada 5 milyar kaldı... uyandığında ya da olay bittiğinde "ben neticeye bakarım, artık 5 milyarım var" diyorsan sen hakkaten o 15 sapıktan da betersin. Siktir git aptal.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Abicim bu durumlar bana ters.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: hangileri? ne diyosun abicim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Ben onu o kadar çok seviyorum ki o benim hayatımın anlamı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: sen hakkaten salaksın. Başka bir şey söylemeye gerek yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Bence hayat aşktan ibarettir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: Senin aklındaki tek şey sex değilse eğer bende şu yaşıma kadar hiç insanları tanımamışım demektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Benim uğurlu rakamım 8&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: Uğurlu rakam ne lan? yeni bi kelime mi o nedir abicim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Ben bu dünyaya çocuk getirmem.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: Annen ve Baban şu anda bu pişmanlığı en yüksek derecede yaşayan insanlar...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Bence aşk diye bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: İyide banane amk?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Ashqııııaaam bna pelush ayı aaaaalllll &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: inanmıyarrağım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- E tabi sen anlamazsın senin tuzun kuru.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: Bana tuzun kuru deyiminin hangi mantıkla kurulduğunu anlatacak olan arkadaşa 100.000 lira veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Ya kır düğünü mü yapsak yoksa şöyle 3 gün 3 gece arkadaşlarımızla eğlensek mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: Sizin çocuklarınız olacak bide... yazık...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Lamborghini gallardo Lp - 550 Valantino Balboni&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: saygılar abi. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- Ya ben Nietzsche yi okurum, okumakla kalmam anlarım, anlamakla kalmam anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap/yorum: 1 belli... 2: zira başka bir yazar biliyorsan adımı değiştireceğim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;not: nietzsche den başka bir yazar okumadan etrafta dolaşan salaklar, yanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;- En büyük Fenerbahçe&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;cevap: 2 - 2 mi?...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-9165192071464320154?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/9165192071464320154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/soylenen-baz-seylere-baz-yorum-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/9165192071464320154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/9165192071464320154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/soylenen-baz-seylere-baz-yorum-ve.html' title='Söylenen bazı şeylere bazı yorum ve cevaplar'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6717966287227019130</id><published>2010-06-23T01:58:00.004+03:00</published><updated>2010-06-23T02:12:28.955+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Sakin, Sükunet içinde, Rahat ve Huzur dolu.</title><content type='html'>Etrafta beyni sikilesice binlerce insan yaşayınca insanın içinden nefes almak gelmiyor arkadaş. Resmen adamı hayattan soğutmak üzere programlanmış insanımsı sürüleri üzerine konuşmak kadar da aptal bir şey olamaz. Şimdi izninizle bu aptallığı yapmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsa gerizekalı bir durum bunu ancak salak olmayanlar görebilir ki buda en doğal olanıdır. Ama doğal olmayan bir şey var ki oda salak olmayan insan sayısının az olması. Beyin denen şeyden yoksun olmak bu gerizekalıların genlerinde var. Bu gerizekalılar kimler? Herkes... Ulan salaklar sürüsü acaba nefes almanız dünyaya ne kadarlık bir zarar veriyor? Ben cevaplayayım aslında çoğunluk size ait olduğu için pek fazla bir zarar yok, çünkü düzen bu salaklık üzerine kurulmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın her tarafında insanoğlu denen aptal aynıdır. Tüm dünyada bir tek insanoğlu yoktur ki "&lt;span style="font-style:italic;"&gt;iki yüzlülük&lt;/span&gt;" denen şeyi bilmesine rağmen yapmamış olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-style:italic;"&gt;hacı hayvanlar mı tek düzgün olan?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;+ hayır ama senden daha salak değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşününce insanlıktan nefret etmemek elde değil. Çünkü başka hiç bir canlı kendi ürettiği kelimelerin "olumlu bir şekilde" hayatta olmasından daha doğal bir şey yokken bu kelimelerin  "tersi" durumda davranmaz!! Kendi ürettiği ve mantıken normal olması gereken şeylerin aksini yapan başka bir canlı yoktur. Tabi başka kelime üretebilen canlı türü varsa o başka... Zaten en korkuncuda bu amk. Bu "Riyakar" canlı türünden başka hiç bir canlı türü kelime üretemiyor. işte ben böyle olayın ta köküne sıçayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada tek zeki insan sen misin?&lt;br /&gt;bunu soracak kadar aptal olanlar için cevaplıyorum "en azından senden zekiyim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laf sokmaya çalışmadan cevaplamak gerekirse, en azından algım çoğu insandan daha geniş ve dünyada yalnız değilim, algısı benim gibi geniş olan hatta daha geniş olan sürüyle insanla karşılaştım. Ama salak insanlardan daha fazla değillerdi malesef. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alayınızın kafasına sıçayım. Üstüne alınan salaklarında kafasına sıçayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6717966287227019130?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6717966287227019130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/sakin-sukunet-icinde-rahat-ve-huzur.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6717966287227019130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6717966287227019130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/sakin-sukunet-icinde-rahat-ve-huzur.html' title='Sakin, Sükunet içinde, Rahat ve Huzur dolu.'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8818974657963354493</id><published>2010-06-20T15:58:00.007+03:00</published><updated>2010-06-20T16:57:55.394+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Bu resim hakkında çok konuşmaya gerek yok abicim.</title><content type='html'>Lan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar manyak bir alkışlarla yaşıyorum hastalığı var içimde arkadaş. Geçenlerde yine o malum sitede dolaşıyordum (bkz: www.alkislarlayasiyorum.com) videolardan birini izlerken karşıma üstteki o yazılardan biri geldi. Bilen bilir o yazıların ne kadar garip hissettirdiğini. Adamlar nostaljinin bokunu çıkarıyorlar, güzelde oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hatta örnek vermek gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/TB4PRdA1htI/AAAAAAAAAFA/QgW_qwpTwbc/s1600/alkislarlayasayanadam.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 77px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/TB4PRdA1htI/AAAAAAAAAFA/QgW_qwpTwbc/s320/alkislarlayasayanadam.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484838188704171730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaş ben bu radyoya yetişemedim ama bu nasıl bir duygudur ki o zamanlara bakarak insana garip hissettiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada bir yazı daha gördüm. Resmen içim acıdı. Yadigar Ejderle ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/TB4diFrugvI/AAAAAAAAAFQ/ZYu-nm5GpUQ/s1600/YadigarEjder.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 125px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/TB4diFrugvI/AAAAAAAAAFQ/ZYu-nm5GpUQ/s400/YadigarEjder.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5484853867662181106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu resim hakkında çok konuşmaya gerek yok herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da belirtmeliyim, bu yazıda şu ana kadar yazdıklarım her ne kadar bir site tanıtımını andırsa da öyle değil. (bkz. ama vellakin öyle değildir) zaten kendini çok iyi tanıtmış bir site.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç eskilerden bahsetmek ve birazda yurdum insanı portreleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela o mükemmel salaklaşma triplerimiz. "Çok iyi oldu çokta güzel iyi oldu taam mı" şeklinde başlayan ve 1-2 dakika boyunca bizi kahkahalara boğan cümleler bütünü. &lt;br /&gt;Neyse ki 1-2 ay önce bir videoyla karşılaştım aynı sitede. O kadar güldüm ki, o kadar iyi tasarlanmıştı ki bunu tekrar burda yazmadan edemem; http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/27376/something-happened---dunyanin-sonu-film-fragmani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Educatedear a saygılarımı sunuyorum, mükemmel tasarlanmış ve hakikaten güldüren bu karmaşayı bize sundukları için tebrik ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli bi köşe yazısı edası ve yazıyı "facebooklaştırma" çabama burdan selam ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Erman Toroğlu'nu reklamlarda oynatan arkadaşların yaşamlarındaki sorunları, yaptıkları ve yaşadıkları hatalardan dolayı bir psikologa gönderilmeleri için imza kampanyası düzenlemeyi planlamaktayım. Reklamın sonunda da "Ben aptal değilim" demiyor mu arkadaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce salak şeyi gözümüze gözümüze sokuyorlar. Abicim reklam çekmeyi bilmiyorsanız çekmeyin, hatta çekmeyi bilenlerde çekmesin ama reklama maruz kalmak insanoğlunun kaderinde var. Bir ara ABC reklamları vardı. Sinir küpü oluyordum. "e kapat televizyonu" olmuyor, bi yerlerden çarpıyor gözüne. Ondan önce "arı vız vız vız" reklamı vardı ki beni acılara gark etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskilere devam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;star wars.&lt;br /&gt;lord of the rings.&lt;br /&gt;matrix. &lt;br /&gt;a clockwork orange.&lt;br /&gt;amores perros.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsinden tekrar tekrar bahsetmeye gerek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama rica ediyorum LOTR üçlemesini bir gün zaman ayırıp tekrarlayın. Güzel oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden diyorduk. Bildiğin ATARİ vardı lan. Şimdi Nintendo var, hatta Xbox 360 ın son konsolunu gördükten sonra resmen para biriktirip alsam mı şeklinde düşüncelere sevk oldum arkadaş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kendi kendimle konuşma seansımı daha  tamamladıktan sonra belirtmek isterim ki hala &lt;a href="http://serj-rif.blogspot.com/2010/02/etrafnzdaki-sesleri-dinleyin.html"&gt;etrafımdaki sesleri dinliyorum&lt;/a&gt;. O yüzden pek fazla bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmen yazmak için yazmışım gibi hissediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8818974657963354493?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8818974657963354493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/bu-resim-hakknda-cok-konusmaya-gerek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8818974657963354493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8818974657963354493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/bu-resim-hakknda-cok-konusmaya-gerek.html' title='Bu resim hakkında çok konuşmaya gerek yok abicim.'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/TB4PRdA1htI/AAAAAAAAAFA/QgW_qwpTwbc/s72-c/alkislarlayasayanadam.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4155064229690701039</id><published>2010-06-19T17:36:00.000+03:00</published><updated>2010-06-19T17:36:09.082+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>yere indi ay. ve güneş aşıktı ona.</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;b&gt;Beni biraz bekler misin, güneş ışığı almalıyım&lt;/b&gt;, dedi tutkuyla dolu adam.&lt;br /&gt;Kalkıp  cama gitti.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hey! Senin güneş ışığın benim, niye ihtiyacın var ki?&lt;/b&gt;  diye karşılık verdi kadın.&lt;br /&gt;Gülüştüler sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sen hep  odanda mı oturursun&lt;/b&gt;, dedi adam. &lt;b&gt;Juliette gibi…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kadınsa o gün pek  yüzeyseldi: &lt;b&gt;Burası odam değil, arada odama giderim, gördün mü Juliette  değilim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hayır, değilsin. Sen gençsin, Juliette artık yaşlandı&lt;/b&gt;, dedi  adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hep gülümseyen birisin galiba. Gözlerinin içindeki  gülümsemeyi görebiliyorum&lt;/b&gt;, dedi gözlerinin içi gülerken adam.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gözlerim  görülebiliyor mu ki? Ben göremiyorum onları.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tahmin edeyim…  28 yaşındasın.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İn çık hareketi yaptı kadın elleriyle.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;53&lt;/b&gt;, dedi  adam.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Evet&lt;/b&gt; dedi, &lt;b&gt;buldun yaşımı.&lt;/b&gt; Nereden bilebildi ki 53 hissettiğimi  diye geçirdi içinden.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ben de ara sıra 7 yaşındayım&lt;/b&gt;, dedi adam. Ve o  an gerçekten de 7 yaşındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Demek o kadar yaşlı  görünüyorum&lt;/b&gt;, dedi kadın şakayla karışık.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kendimi nasıl  affettirebilirim?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Bilmiyorum, mümkün görünmüyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Peki senin için  ayı çalsam, yıldızları indirsem?&lt;/b&gt; dedi bunu yapmaya hazır adam.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bak o  zaman olabilir&lt;/b&gt;, diyerek gülümsedi kadın. &lt;b&gt;Ama dur, bir sorunumuz var.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nedir  o?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ben güneşim, ayla beraber olamam.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ah, bizim aşkımız imkansız  görünüyor&lt;/b&gt;, dedi adam üzüntü içinde. Yıldızlar ve ay elinde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sana  bir şey sorabilir miyim?&lt;br /&gt;Tabii ki.&lt;br /&gt;Tanrı’ya inanıyor musun?&lt;br /&gt;İnanıyorum  ki Tanrı benim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir cevap beklemediği her hâlinden belliydi  adamın, gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sen&lt;/b&gt;, dedi kadın. &lt;b&gt;Ya sen? Bana inanıyor musun?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bilmem,  belki tanrım sensin şimdi, güneşime tapınıyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Âşık mısın?&lt;br /&gt;Hayır,  sen?&lt;br /&gt;Her zaman. Bu benim trajedim.&lt;br /&gt;Hayır, hayır bu trajedi değil.  Olsa olsa dram olabilir.&lt;br /&gt;Ah, dramı severim. Su, güneş ve aşk… Başka  hiçbir şeye ihtiyacım olmadığında… İşte o zaman mutluyum. Ben mutlu bir  adamım.&lt;br /&gt;Zor değil mi her zaman mutlu olmak, bir romantik olmak?&lt;br /&gt;Bilmem,  uyuşturucularım var. Aşk gibi, kadınlar gibi, şarap gibi, caz gibi… Ve  ben hep sarhoşum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kendini seviyor musun?&lt;br /&gt;Düşünme biçimimi  seviyorum, ama kendimi tümden sevdiğimi söyleyemem.&lt;br /&gt;Ah senin gibi  birine denk gelmeyeli çok uzun zaman olmuştu. İnsanlara soruyorum, kimse  sevmiyor kendisini. Bence bu önemli, iyi bir insan olmak için&lt;/b&gt;, dedi  adam.&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Sevmektir iyi insan olmak.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Senin küçük bir resmini  görüyorum. Işıldıyorsun. Bu çok kıymetli. Kendini sevmelisin.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sen  olduğun sürece, ben kendimi severim, diye düşündü kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra  dondular.&lt;br /&gt;Gülüşleriyle beraber.&lt;br /&gt;Teşekkür ederim, dedi kadın kendi  kendine.&lt;br /&gt;Bana sevmeyi öğrettiğin için... &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4155064229690701039?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4155064229690701039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/yere-indi-ay-ve-gunes-askt-ona.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4155064229690701039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4155064229690701039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/yere-indi-ay-ve-gunes-askt-ona.html' title='yere indi ay. ve güneş aşıktı ona.'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8184831991838238633</id><published>2010-06-18T03:13:00.001+03:00</published><updated>2010-06-18T03:13:51.422+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Uçar Bir Gün</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;Farz et ki adın kamuran değil de inciymiş,farz et ki kendimi filmi ilk izlediğimden beri barış bellemişim.İlk nefesimden beri kaba bi hesapla 725328000 saniye geçmiş bulunmakta.Kıçıma şaplak vurulacağı zaman,ayaklarımdan tutulup baş aşağı çevirildiğimden beri aklım havalarda,aklım uçmalarda.Belki ondandır,uçak türbülansa girince herkes "ay düşüyoruz galiba.nasıl başlıyodu o.hah buldum,eşşedüüüüü" demeye başlarken,benim şapşal gülüşlerim.Sanırım bu kafayı yakalamama neden olduğu için,ebeme küfrettiklerinde herhangi bir tepki vermiyorum.Halbüse tanımadığım gibi ebemle hiç bir alıp veremediğim de yok aslında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;Neyse İnci (Size İnci diyebilirmiyim Kamuran?),daha kafama "bıngıldak" diye hitap edildiği sıralarda (ki birileri neden kafama hitap etme gereği duyar onu hiç anlamadım),beni uçak yerine koyup döndürenlerden mi dir,yoksa "aç ağzını uçak geliyo" diyenlerden mi dir bilemiycem ama kafaya takmışız bi kere,illa ki uçacak.Hala kovanın üstünde ki deliklerden üçgen olanına,kare blogu yerleştirmeye çalışırken iyi güzeldi de,şimdi noldu ulan (daha tam atamadım üstümden bu lanlı lunlu konuşmaları).Nerde kanatlarımız?Farz et ki kırdılar kolumuzu,kanadımızı,o zaman nerde uçurtmalarımız?Ha İnci?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;Kimin yaptığını,yada hangi gazetenin verdiğini hatırlayamağım bir uçurtmam vardı,üstünde sanırım red kit resmi vardı.Ondan sonra zaten başka da uçurtmam olmadı.O uçurtmayı da uçurduk mu,ya da bir bahar temizliği sebebinden hiç uçuramadan çöpe mi atıldı hatırlamıyorum.Ten-ten koleksiyonumla aynı akıbete uğrayıp çöpe gittiyse çok üzülmem aslında.Nasıl olsa aynı çöplükte o uçurtmayı uçuracak,bu sefer ev taşımasına kurban gitmiş bir dünya Asterix'im,belkide elinde o uçurtmayla "Ay'a Ayak Basıldı" diyecek bir sürü Ten-Ten,belki de uçurtmayı unuttukları için "Bin milyar kere bin lombar " diye homurdanacak Kaptan Haddock'larım var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;Barış'lık günlerden kalma en çok bi uçurtma var aklımda;Gövdesi sarı,yıllandıkça kahverengiye kaçacak bi sarı.Kuyruğu pembelere boyanmış.Zaman içinde uça uça turuncuya,sonrada gövdesi gibi sarıya dönen.Daha görecek "büsürü" dağ tepe varken,daha üstünde "iiiiiiiyice bi" koşmamız gereken çimenler varken,daha gövdesine çarptığında "pık,pık,pık" sesler çıkaracak çokça rüzgarlar varken,heyecan mıdır,şaşkınlık mı yoksa uçurtmanın sarısına duyulan hayranlıktan mıdır tam bilemiyorum elde ki ipin bittiğini göremeyen bir Barış var sonra.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;Tam Barış olmaya alışmışken,Sarı Uçurtma yitip gider,önce havaya bakarsın,gidişini seyredersin,sonra gördüğün tek şey ayakkabılarındır uzun zaman boyu,en fazla artık ipin makarasını değil birbirini tutan ellerin.Artık uçuracak ne bir uçurtman vardır,ne de saldıkça salasın gelen ipin dolanmış olduğu makara.Yere bakarsın uzun süre,kafayı kaldırıp da artık havada Sarı Uçurtma'nın olmadığını görmek yerine.Sonra ağzımdan üç kelime dökülür "Uçmuyor be İnci".Tam kelimeye dökülecek diğer serzenişler için nefes alırken,sen gelirsin.Sonra kulağın üstünde hafif bir esintidir nefesin,irkitir insanı ama yinede ağzından üç kelime dökülür;"Uçar bir gün"&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-pagination:none;mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial TUR&amp;quot;"&gt;Not:Gecenin bi köründe çıkıp da,üç kelimeyle koca koca gülümseten insana.Öyle ya,"Uçar bir gün".&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8184831991838238633?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8184831991838238633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/ucar-bir-gun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8184831991838238633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8184831991838238633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/ucar-bir-gun.html' title='Uçar Bir Gün'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1447616860490209485</id><published>2010-06-16T17:14:00.003+03:00</published><updated>2010-06-17T20:10:55.035+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Undertow</title><content type='html'>&lt;b&gt;&amp;nbsp;-Hoop bacım, nereye?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;-Ben bir kendime ağlayıp çıkacaktım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;-Üzgünüm hanımefendi, burada ağlamanıza izin veremeyiz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...diyalogunun tutarsızlığı kadar bile değildi orada kalma isteğin. Göz çukurlarından içeri akan damlalar asitliymişçesine yaktı genzini, sonra yazmaya başladın. Katıştıracak tuzun kalmayıncaya kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefretini kusarken sayfanın içinden &lt;i&gt;"iyi ki ben değilim lan"&lt;/i&gt; diye geçiyordu muhtemelen. Eğer bu kadar insancıl olmasaydın ölmesini bile isteyebilirdin. Minnet borcunun faturası zaten elindeydi ve çoktan haciz konmuştu gözyaşlarına. Nicedir birikmiş faizin acısı da bu denli çıkıyordu elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman gidemeyecek kadar korkak oldun. Noel Baba değildin elbette ama şömine hiçbir zaman yanmadı sen bacadan gireceksin diye. Dışarı çıkıp şuursuzca yürüme isteği de duymadın hiç, yaşlarından birini kaybedersin diye. Oysa sen 20inde bile inanıyordun Noel Baba'ya. Ama bu sefer Noel Baba'nın varlığı kadar bile yoktu kalma isteği içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sana ağlayacak bütün köşe başları çekirdek çitleyip dedikodu yapan teyzelerle doluyken gidecek bir yerin de yoktu. Hiç de plansız hareket etmezdin ama, nereye gittiğini bilmeden çıktın bu kez. Nereye yürüdüğünü bile bilmeden, sadece en görünmezinden. Bir süper gücün olsa uçardın elbet, ama zaten gözlerinden saatlerce nefret damlattığından uçurumdan aşağı bakıyormuş gibi dönüyordu başın, güzeldi kafan. O anın tüm ağırlığı belki de gerçekten uçamıyor olmandı ve daha önce şarkıyı dinlemiş olsan muhakkak şu dizeleri mırıldanırdın:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Let me fly&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Let me against that blood-red velvet sky&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Let me chaise it all&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Break my wings and fall&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Probably survive&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;So let me fly.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyler dinlemeye başladığında ikinci sıraya o şarkıyı denk getirmiş olman tesadüf denip geçilebilirdi. Ya da iman etmek için sıradan bir fırsattı sadece. Ama bunlar kolaya kaçmak olacaktı ve bunları düşünürken en ergen hâlinle sokakta hüngür hüngür ağlamaya devam edemezdin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki müzik dinlemeye karar vermeden önce yürürken düşündüklerini şu cümlelerle özetlemek isteyip en cırlak, en ağlak, en iğrenç sesinle şarkıya eşlik etmek istedin en kuytu köşeyi bulmanla beraber.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me drain!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me die!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me break the things I love I need to cry!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me burn it all!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me take my fall!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Through the cleansing fire!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Now let me die.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let m...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;-Allah belanı versin. Ben cırlak cırlak şarkı söylerken sokak ortasında elinde tepsiyle geçecek başka kuytu köşe bulamadın değil mi piç?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me out&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Let me fade into that pitch black velvet night.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1447616860490209485?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1447616860490209485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/undertow.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1447616860490209485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1447616860490209485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/undertow.html' title='Undertow'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4580238771741359932</id><published>2010-06-16T04:40:00.009+03:00</published><updated>2010-06-17T19:04:56.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamuran&apos;a Mektuplar'/><title type='text'>Sesime Gel,Kamuran!!!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Ulan sana o kadar serzenişlerim oldu,bi yerden baktığında çığırışlarım oldu.Bu süre boyunca bana katkıda bulunabildiğin tek şey,insan götünün tam anlamıyla anatomisini anlamamı sağlayışın oldu.İnsan dönerde böyle mi döner arkasını,neyin tavrıdır anlayamadım hala.Aslında lafa "ulan" la girmeyi kabalık olarak görsem de,çoğu zaman kendi kendimi ters köşeye yatırma fantazilerimden dolayı her lafa "ulan"la başlar oldum kamuran.Şu kafadan son 7 ayda geçenleri,gelişim şemalarını saniyesi saniyesi yazmış olsaydım muhtemelen chuck palahniuk olsun,agatha christie olsun,bunların hepsinin ruhu toplanır,ruhumun önünde diz çöker,tövbe dilerdi.Ha bunun sonunda en fazla "abi yerler pis pantollar,etekler kirlenicek" derdim sanırım orası ayrı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yukarda anlayamadım demiştim zaten,bu durum hala devam etmekte.Sırf sırtını dönmeni değil,şu aralar "Buradan Açınız" yazısını göre göre,çekirdek paketlerini bile nasıl açacağımı pek çözemiyorum.Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum,yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar ,ayrıca bunun seninle ne ilgisi var,tabi ki ben şapşal oldugum için bahar.Ha bahar geçti,yaz geldi dersen,ben depo niyetine kullanılan,ufak tuvaletten vantilatörü çoktan çıkardım bile.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kafalardan kafa beğenmekte de zorlanmıyorum değil bu aralar.Mesela tam yukarda ki paragrafın sonunda,kafamın içinde "Akrostiş" kelimesi belirdi.İçimi bi heyecan kapladı,halbüse akrostiş'ten de hiç hazzetmem.Ya şu karşıda bilmem kaç senedir tamamlanamamış binanın ön cephesinde ki yalıtım malzemeleri niye duvara yapışık olduğu halde parçalanmış vaziyetteler.İşin ilginç olan tarafı en başından beri böyleler.Ya birileri malzemeden çalmış,yada inşaat ustası içinde ki sürrealist duyguları isyankar bir biçimde dışa vurmuş,karar veremedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onu bırakta ben bu arada sevdim falan,sonra "ağzmın mınskiym" gibi bi küfür bile geliştirmiş bulundum,daha önceleri ettiğim büyük laflardan ötürü.Ha bu sırada "sıçıp sıvamak" gibi yepyeni bi alışkanlıkta edinmedim değil.Tam kapasiteyle kullanılmış banyoda,buharlar içinde ki ayna karşısında,hala vicıttan yayılan naneli hedenşoldurs kokusu eşliğinde (napayım duş jeli kültürüne bi türlü alışamadım) cayıııııııııııır cayır ihtiyacını giderirken düşülen kararsızlık anları gibiydi bu sıçıp sıvamalar."Ulan şimdi ben temizmiyimi,kirlimiyim".Arada ulanlar kaçıyo ama hor görme garibi,onuda bu hallere bir koyan vardır.dimi kirvem kamuran?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada etki-tepki,neden-sonuç ilişkilerinde yeni bi keşfim oldu.Göte koyulan tekmeye,götün ne tepkisi var,ne sonucu.Sadece tekme var,sonrası ufak ufak sızı,insanı kendi kendisinin fetişisti yaparcasına kafalara bağlayan "ulan çok morarmışmıdır" diye açıp,aynada kendi götünü seyretmeler.Burda emeğini inkar edemem,anatomi dersleri çok işe yaramış oldu.Ha günün sonunda yine üstüne oturuyosun,bak bu bi sonuç sayılabilir.Ama o da rutine bağladığından,affına sığınarak öyle sonucun götüne koyarım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kafalardan falan bahsetmişken,gece yatıyorum,yastık-pike(yaz geldi dedik ya)-yatak üçlüsüyle yumruklaşmalar,kabalaşmalar,terbiyesizleşmeler sonucu uykuya tam dalacakken kafaya bi ses saplanıp duruyo,sonrası "Hoca Efendiyle Sabah Resitali".Sese git diyorum,sonra gitme lan sakın, kal burda diyorum.Bi daha git diyorum,sonra nolur gitme lan naparım ben diyince "Eeee çocukmusun nesin bi karar ver" diye bi ses daha geliyo kafaya yerleşiyo.Cevap olarak susuyorum(susunca hala birilerinin beni anlayabileceğini sanıyorum galiba),konuşunca "Gevezelik etme" gibi cevap gelince,ben daha da susuyorum.Neyse sonra,kıçımda ki morluğa rağmen gülümseyerek uyuyorum (kendimi kandırmayı artık tam anlamıyla başarabiliyorum),kafada hala ses dolanıp durmalarda.Aynı ses,üç kere üst üste tekrarlanıyo her seferinde,sonra arada bi sessizlik,sonra yine üç kere PIK...PIK...PIK&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4580238771741359932?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4580238771741359932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/sesime-gelkamuran.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4580238771741359932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4580238771741359932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/sesime-gelkamuran.html' title='Sesime Gel,Kamuran!!!'/><author><name>sayko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15363838229345166886</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5459595312490317598</id><published>2010-06-15T23:43:00.001+03:00</published><updated>2010-06-17T19:05:53.300+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Veryansınlardayım.</title><content type='html'>o kadar bezgin bir ruh halindeyim ki, planladığım girişi yapmak için gereken tek şey olan, en son postun tarihine bakmaya bile üşenirken, durumun dingilliği bile sıradan geliyor. pfs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bissürü ay oldu en nihayetinde. arada yazdım, ama kendime kaldı çokça. çük kadar telefonun ekranını çize çize yazı yazılmıyor. yazmaya kalksan ayak parmaklarını burnuna sokmakla beraber, zıplayarak kafanı duvara vurur beynini patlatırsın. ayakları o derece yükseltmeye üşendiğimden dolayı pek başarılı olamadım. yoksa, ohoo. neler yazıcaktım olm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olm ben yazmıyorum diye yazmıyosunuz. aklıma gelen tek bahane bu. küstünüz, ya da triplerdesiniz. belki de hiç benimsememiştiniz. di mi lan öyle oldu. "blogu açan adam bile açmıyo mınakoyim, bağane la" di mi durum. doğru söyleyin lan, neden yetimi tekmeliyosunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ha eda?&lt;br /&gt;ha polat?&lt;br /&gt;ha sen, gözlüklü olan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örfümüzde ananemizde yok bunlar. tamamen batısal böyle bir uzaklaşmalar, kadir kıymet tanımamazlık durumlarından ibaret di mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa ki, biz teyzelerimizden, dayılarımızdan böyle görmedik. onlar babasız kalmış veletleri toparlayan, onlara bakan, sevgi zerk edip pembe parklarda koşturanlar değiller midir? yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şaka bi yana, hayat koşulları ve bilimum üşengeçlikler sonucu; imkansızlıkların getirdiği çeşitli dingility durumlarından dolağyısıylan yazamadım. telefonum blogu bile açmıyor öyle diyeyim ben size. pc ye geçicem de yazı yazıcam, okuycam, yorum yapıcam; inanın anasının mı kadar zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama siz yazın lan. rss leri okurum, facebook'tan şettiririm. bi de bakmışsınız, aranızdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu siteden tek geirim iki satır akıl sağlığı. sizin de öyledir diye umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimseyi, hiçbir şeyden mahrum bırakmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizi seven haydar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5459595312490317598?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5459595312490317598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/veryansnlardaym.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5459595312490317598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5459595312490317598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/06/veryansnlardaym.html' title='Veryansınlardayım.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-7416444042359226918</id><published>2010-03-10T23:26:00.002+02:00</published><updated>2010-06-17T19:05:36.304+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Yeşil bir çizik, beyaz üzerine.</title><content type='html'>&lt;i&gt;"Önüm, arkam, sağım, solum, saklanmayan ebe sobe."&lt;/i&gt; dedi, soluk giysiler içindeki kız. Etrafta kimse yoktu, herkes saklanmış olmalıydı ama daha önce oradalar mıydı emin olamıyordu. Sobelenmenin tedirginliğiyle iki adım attı, çevresinde bir tur döndü, sonra bir çember çizdi. Kendi düşüncelerinden başka hiçbir şey duymadı ve arkasına saklanılacak bir sürü ağaç gördü sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumduğu yeri bıraktı. Bir adım attı. Bir parçasını orda bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ağacın arkasına baktı, sonra gözlerini kapattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes nefese kalktı kadın. Ve korkuyla… Ciğerlerini sökmek istercesine öksürdü önce; sonra istemeye istemeye, sigarayı azaltmalıyım diye geçirdi içinden. Başucundaki bardakta bir yudum su buldu, biraz rahatlattı bu onu ve rüyasındaki koskocaman ağaçlara gitti birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bembeyaz yatağında sakince uyandı. Yalnız uyanmaya başladığından beri alışmak amaçlı bir oyun hâline getirmişti bunu. Elini yatağın diğer tarafına vurup, sobe dedi, geçen onca yalnızlığı bir oyunla alt edebilecekmiş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatına şöyle bir baktığında, her şeyin bir tekrardan ibaret olduğunu anlayıp en içten haliyle gülümsemişti. Artık ne olacağını kestirebiliyordu. Tanrı’yla bunca yıldır yaşadığı varlık çekişmesi, ona samimi davranmaya oynayan insanların gülümsemeleri kadar anlamsız görünmüştü şimdi. Hiçbiri onun şu anki gülümsemesine erişemeyecekti ve ölümsüzleşti o gülümseme dudaklarında donup kaldığı anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı, bir ağacın arkasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;"Şu an ölmek ne garip olurdu"&lt;/i&gt; diye geçirdi içinden. Uçuruma değil ama, gökyüzüne bakıyordu o sırada. &lt;i&gt;Şu anda ölmek ne garip olur. Hiçbir neden yokken, hiçbir dert, hiçbir sıkıntı yokken. Sadece yaşamanın yorgunluğundan ölmek. Daha fazla yorulmamak için ölmek. Belki de uçmanın nasıl bir şey olacağını öğrenme isteği için sırf, ölmek.&lt;/i&gt; Kendini gökyüzüne çıkarcasına bıraktı sonra yukarıya. Kapalıydı gözleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kökleri gölgesinde oturduğu ağacın köklerine karışmış gibi hissetti gözlerini açtığında. Öylesine yerdeydi. Öylesine sağlam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;En dipteyken, her şeyin ya da aslında hiçbir şeyin en dibindeyken, ölmek nasıl olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kökleri bu kadar toprağa salınmışken, Tanrı onu bu kadar kuşatmışken nasıl olurdu ölmek?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfağa gitti. Gözleri açık mı kapalı mı algılayamadı, ama tek gördüğü beyazdı. Işık gibi. Bir bardak su aldı kendine. Rutin ve sıkıcı hayatına dahil olan ilk şeydi görmeden el yordamıyla evin içinde işlerini halledebilmek. Suyu masaya koydu ve ezeli rakibiymişçesine geçip karşısına düşmanca bakışlarla oturdu. Köklerden yukarıya taşınır gibi, tüm dallara yayılır gibi yayılacaktı birazdan içinde. Belki de bırakıp gitmenin en kolay yoluydu sudan vazgeçmek. Özgürlüğe attığı en basit ama en zor adım olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yudumda bitirdi suyunu, içeri televizyon izlemeye geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşturuyordu. Kendisi durduğu yerdeydi, beyni koşuyordu. Hayat birikmişti bir yandan, sobelemek üzereydi, yetişmek için koşuyordu. Düşe kalka koşuyordu. &lt;i&gt;"Yetişmeliyim"&lt;/i&gt; dedi, bağırdı, &lt;i&gt;"sobelemeliyim"&lt;/i&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ayağı bir ağaç köküne takıldı. Yere kapaklandı ve bir daha kalkamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamsız bakışlarla halıdaki ağaç desenini inceledi kadın. Ses çıkarmaya gücü yoktu, yüzüyse düşmüştü çoktan, bir daldan kendini koyuveren ufacık bir yaprak misali. Düşüp yerle buluşunca duyguları, bir kez, son bir kez daha sobelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırsı köklerinden okundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;“Uçmak böyle bir şey olmalı diye geçirdi”&lt;/i&gt; içinden. &lt;i&gt;Yerle hiçbir bağının kaldığını hissetmeden… Kendi sınırlarını düşünmeden ve kendi içine düşmeden… Bu nokta uçtuğu nokta olmalı; ölmek istediği nokta; ölebileceği, ölümü kabulleneceği nokta… Her şeyin bittiği ve hiçbir şeyin başladığı… Hiçliğin uçtuğu nokta…&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri dallarının ucuna dokunmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık bir labirente bırakılmış ufak bir çocuk gibi hissetti kadın kendini. Korkuyla etrafındaki ağaçları seyretti. &lt;i&gt;Sobeleyebileceği kimse yokken, bu oyuna kıstırılmasının amacı neydi? Onu bu oyunun içine çeken hangi eldi?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kimseyi bilmeden geldi.&lt;br /&gt;Ve kimseyi bilmeden de gidecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın tek sobelediği oyuncusuydu soluk giysiler içindeki kız.&lt;br /&gt;Bir ağaca yumdu. Ve saymaya başladı:&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;“Bir, iki, üç…”&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-7416444042359226918?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/7416444042359226918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/03/yesil-bir-cizik-beyaz-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/7416444042359226918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/7416444042359226918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/03/yesil-bir-cizik-beyaz-uzerine.html' title='Yeşil bir çizik, beyaz üzerine.'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-1855906580592893635</id><published>2010-02-14T03:16:00.002+02:00</published><updated>2010-06-17T19:06:08.118+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Kapat gözlerini ve adım at anlamsız bir dünyaya.</title><content type='html'>Yürü.&lt;br /&gt;Etrafındaki nereye aktığı belli olmayan kalabalığa aldırma. Herhangi birinin senle herhangi bir işi yok. Sadece sen orada dekor olmalarını istediğin için oradalar. Sadece yürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollarda.&lt;br /&gt;Nereye gittiğinin hiçbir önemi yok. Sorun şu ki, duramazsın. Durduğun anda düşüşün gerçekleşmeye başlayacak. Yürü. Sadece yürü. Nereye ivmelendiği belli olmayan bir yolda, istersen kalabalıkla beraber yürü. Ya da anlamsız bir marjinalliğin arkasına sığınarak onlara ters istikamet koş. Neticede en tepeye vardığında yolun aşağıya kavislenmeye başlayacak. Çünkü her hayat bir intihar ediş. Bir parabolün kasvetli kanadında yürüyorsun şu an. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece.&lt;br /&gt;Kim olduğunun hiçbir önemi yok. Etrafında yarattığın bütün insanlar sensin. Gördüğün bütün nesneler senin bedeninin bir parçası. Sadece, bölünmüş durumdasın. Hiç kimsesin ve hepsi. Sadece parça parça. Adım adım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımla.&lt;br /&gt;Hiçbir zaman hayal etmeyeceğin var olmayacak bütün yolları yaratabilme ihtimalini benim adımla adımla. Orada bir yerde seni bekliyor olmam, senin beni hiç bulamayacak, orada olduğumu hiç bilemeyecek ve beni yaratamayacak olmanla alakalı. Adım, parçalanıp sonsuzluğa savurduğun temkinsiz adımlarda olası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varım.&lt;br /&gt;Beni görmek istediğin sürece yanındayım. Git dersen gitmem. Gel demenle gelmedim. Sadece beni oraya koyan sensin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek.&lt;br /&gt;Olup olmadığımı bilemem. Olup olmadığını da bilmiyorum nitekim. Ama en azından düşünebiliyor olmalısın. Beni yarattığın ihtimalinin gerçekliğiyle yüzleşemesen de, beni yarattığına göre düşünmüş olmalısın. Yalnızca benim düşüncelerimin gerçekliğinden emin olamazsın. Ben yoksam, belki sen de olmazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir.&lt;br /&gt;Tek bilmen gereken, tüm bunları anlamlı kılacak anlamsız bir neden. O zaman koşmak zorunda değilsin. O zaman yollar düz. O zaman yollar tenha. O zamana kadar yürümelisin. Sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımla.&lt;br /&gt;Gözlerini kapa ve koca dünyayı tek bir adımla arşınla. Sadece benim adımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-1855906580592893635?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/1855906580592893635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/02/yuru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1855906580592893635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/1855906580592893635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/02/yuru.html' title='Kapat gözlerini ve adım at anlamsız bir dünyaya.'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6260769645887659891</id><published>2010-02-07T01:56:00.004+02:00</published><updated>2010-06-17T19:20:36.731+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Etrafınızdaki sesleri dinleyin</title><content type='html'>Uzun zamandır bu anı bekliyorum. En son gönderimin üzerinden 2 ay dan uzun bir süre geçmiş. 9.11.2009 &lt;br /&gt;Bu duyguyu hissetme çabası yaşadığımda oldu, bu duyguyu bastırma isteğide oldu. Etrafımdaki sesleri dinlemeye çalışırken buluyurorum kendimi. Bunu okuyan arkadaşım, eğer sende birazcık tesir gösterebildiysem bunu seninde yapmanı istiyorum. Sadece dur ve etrafındaki sesleri dinle, ama öyle basit bir şekilde değil. Sobanın yoğun bir şekilde yanarken çıkardığı sesi, ritmi dinle. Televizyondan çıkan sesi dinle, dışarda geçen arabaların kaç saniye arayla geçtiğine dikkat et... Bu seni bir zaman diliminin dışına çıkaracaktır. Her neyse. Anlatmak istediğim bir şey yok yine. Sadece paylaşmak istedim bunu. Kafamı kurcalayan o kadar çok soru varken uzun zamandır bunu yaptığımı hissettiğim için böyle söyledim. Resmen beynim boşaldı, boşalıyor. Salak salak şeyler düşünmekten kendimi alamıyorum, kelimeleri irdelemeye başlıyorum. Aslında "ne anlatmak istedi" değil de aslında "aslen ne anlama geliyor" şeklinde cümleler artmaya başladı. Kasılmalar yaşadıktan sonra belli şeyleri iyice idrak edebiliyordum. Üstelik karnımdaki bu sancının sebebini hala aklıma getirememişken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sıkıcı binlerce cümle kurabilirdim, belkide öyle yapıyorum. Dışarı çıktığım zaman çiftler görüyorum, özelliklere çiftlere kılım, sevmiyorum onları. Belki kıskançlık belki boş olmaktan kaynaklı bir şey. Belki kıskançlık. Yok yok boş olmaktan, ama kıskançlık daha ağır basıyor. Boş kıskançlık ayrı bir dava. İletişimlerini kontrol ediyorum insanların, hepsinin kendilerini anlatış şekli farklı ama çoğu çizgileri bir oluyor. Konuşurken kullandıkları hareketler, ses tonları çok farklı fakat varmak istedikleri nokta aynı olabiliyor. Örneğin birisi ses tonunu yükseltim üste çıkarak birisini kandırabiliyor, ama diğeri dostça  yaklaşıp insanın kanına girip dolandırabiliyor. Ha unutmadan sıkılıyorum. Her şeyden sıkılıyorum, hepsinden sıkılıyorum, hepsini sevdiğimi söylesemde sıkılıyorum. "Bu aralar böyle, idare edeceksiniz" diyorum farkedenlere. Fazla dağıtmadan geri dönüyorum, sıkılmanında ötesinde bir de tatminsizlik var, bazen dönüp "ulan tekrar ergenlik çağına mı dönüyorum amına koyiyim" dediğim oluyor. Hatta oluyor demiyelim, şimdi bunu yazarken oldu. Belki alakası yok, zaten mantık dışı bir şeyden bahsediyoruz. Üstelik sigaram bana ihanet ediyor ulan. Eski sigaramı içerken artık boğazım iyice ağrıyor, başka sigarada içemiyorum. (bu parantezlerden içindeki sese söylüyorum "e bırak o zaman" cümlesini geri al) Başka sigaralar denedim, fakat fayda etmedi. Okan bayülgeni izlerken bu yazıyı yazmam ın garip olması gibi, etrafımda teknolojiden nefret edip cebinde son model telefonları taşıyan insanları düşünüyordum. Çağdaş bir köle olmanın basit adımlarını anlamayıp bireysel dürtülerimizin peşinden koştuğumuzu ve şu ana kadar hiç birini başaramadığımızı, başarabilsek bile bunların önünde kendi koyduğumuz binlerce engeli düşünüyorum (ki bu hepsinden ironik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karıncaların kanını düşünüyorum, arada bir cinsel dürtülerle sapık sapık düşüncelere dalıyorum. Hatta bi yerde okuduğuma göre bu hala bir ayağımın gerçekliğe bastığını gösteriyor. Yani insancıl dürtülerden uzaklaşmamaktan bahsediyorum. Üstelik şu anda bu yazınında bu denli uzamasına ayrı tilt oldum. (bkz: tilt olmak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnımdaki şu aptal sancının nedeni saf "bok" olabilir. Katılıyorum, ama düzenli olarak sıçarım bunuda belirtmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli bir şey belirmekten bahsediyorum. Bunu istiyorum. Bunu da belirteyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu saate kadar burda durup şu kelimeleri de yazdığım için "ne yapıyorum" ben sorusunu sorup kendime bin defa cevap vermekten de sıkıldığımı hissediyorum.&lt;br /&gt;unutamadan şunuda söyleyeyim Dexter lütfen uzun bir ara vermesin ve yeni sezon hemen başlasın. Başlamazsa gidip dexter ı öldürürüm, o derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda okuduğunuz satırı yazmadan önce yukarı çıkıp baktımda bahsetmek istediğim şeyden bahsetmemişim ve konuyu iyice dağıtmışım. Etrafınızdaki sesleri dinleyin, lütfen. Tencerede fokurdayan su sesini, telefonun titreşirken çıkardığı sesi, başkasının yazdığı bir şeyler sayesinde klavyeden çıkan sesi. Odadaki ışık kaynağı, ampul, floransa, tasarruflu bilmemnenin çıkardığı sesi, odaya bir hırsızmış gibi giren ve tekrar çıkmak isteyen, kelebek, güve, sinek gibi yaratıkların cama çarparken çıkardığı sesi, Çamaşır makinasının çıldırırmışcasına içindeki elbiseleri, kıyafetleri kurutmasını, yolda yürürken bir refleks olarak ellerinizin bi öne bi arkaya gidip gelmesi sonucu montunuzdan çıkan gıcır,gucur ve fışır! sesi hatta ve hatta etrafta konuşan insanları AYNI ANDA dinleyin. Bunu küçüklüğümden beri yaparım, ama bu aralar daha çok yapıyorum ve çok garip hissetiriyor. Lütfen yapın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6260769645887659891?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6260769645887659891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/02/etrafnzdaki-sesleri-dinleyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6260769645887659891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6260769645887659891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/02/etrafnzdaki-sesleri-dinleyin.html' title='Etrafınızdaki sesleri dinleyin'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4095568538182085200</id><published>2010-01-04T19:54:00.001+02:00</published><updated>2010-06-17T19:06:34.239+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>beynimdenakanbirşeylervarbiryerlerdenbiryerlere...</title><content type='html'>Git artık. Beynimin en karanlık yerlerinden seni bulup çıkartmak zorunda kalmadan git. Biraz kendime kalayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzgünüm genç adam. Geçmişin çıplak tenine ufak dokunuşlar yapmış olmaktan başka bir durumun yok artık maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada duran bir şey var. Evet evet, tam orası işte. Ölecek miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hişt, sus biraz. Uyandıracaksın beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıl mı gelmiş, yeni bir yıl mı geçmiş yoksa? Hatıralar takvim tutar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoo yoo. Bu işte bir yanlışlık var. Ben burada değilim ki; burası, bu zaman, gitmişti çoktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre hiç dışarı çıkmadan yaşayabilirim sanırım. Yağmur yanaklarıma da yağıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dakika! Bir itiraz bulmalıyım buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yağmurda mavi bir yağmurlukla karşılıklı durursunuz. Ben de pembe dizi izler ağlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvenin telvesini yedim. Hayır, falımda sen yoksun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En afili hediye paketine daha önce bana geri gönderdiğin bir şey paketlesem? Hediye her zaman güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıya bakınca ağaçları çıplak görmek ne kadar garip... Düşmüşsün ağaçtan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğmuşsun ama, ben kışa sevmem pek. Isınsın zamanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey, bakar mısın genç adam? Senin için yanlış yer burası. Git demiştim. Kurallara uymalısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bir gün bir kurala bağlanacaksa, o kuralı ben tanımayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası gitsin. Anlaştık o zaman.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4095568538182085200?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4095568538182085200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/01/beynimdenakanbirseylervarbiryerlerdenbi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4095568538182085200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4095568538182085200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2010/01/beynimdenakanbirseylervarbiryerlerdenbi.html' title='beynimdenakanbirşeylervarbiryerlerdenbiryerlere...'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-503327158564861144</id><published>2009-12-29T05:28:00.001+02:00</published><updated>2010-06-17T19:06:47.453+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Analitik Artist Sıçmaları'/><title type='text'>2010 dilekistekarzu checklist</title><content type='html'>&lt;ol&gt;&lt;li&gt;the tea party birleşsin nolur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;dark tranquillity, opeth, tool, pain of salvation, üstteki dallamalar ve petri aynı festivalde, türkiye'de buluşsunlar. sonuncusunu hümanist olduğumdan yazdım. maksat insanlar sevinsin. söz konusu fest'e iki kişilik passcard'ım olsun. bana eşlik edecekleri bilek güreşi contest'iyle seçeyim.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;"düze çıktım, dibe battım, düze çıktım, lan dip" grafiğim daha tutarlı olsun. hani geride bıraktığım phase'i bari anlayabileyim.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;adam gibi balık pişsin, yanında rakı olsun.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;gitara tel alayım, bunu yapim lan harbiden. 2 aydır yok mi teli.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;saçmalamayayım iki dakika. bu ciddi bişiy.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;kimse saçmalamasın. benden saçmalamak için ticket request'lerine affirmative reply confirmation alsınlar. sonra iki düşünüp bi saçmalasınlar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;stüdyoya gireyim. mümkünse ahmet'le. bu içimde yarayan bir kana ve celle cenahü.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;kimse bana bunun bi büyüğü var mı diye sormasın, çünkü yok. ben yıllardır bununla yaşıyorum.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;tool albümünü çıkarsın artık aq, yeter. opeth yapmaz daha 2 sene zaten. pos ep saçmaladı. eyh aq.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;pc'm gelsin. arşiv yapayım artık. ya da yaptığım arşiv ona buna dağılmasın. türkiye'nin dış bağlantısının bir kısmını boş yere sömürmekten dolayı rahatsızlık duyuyorum.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;metallica adam olsun lan. ne bilim, çıksınlar desinler ki, "dünyanın en büyük sosyal deneyini yapıyoduk. harbiden thrash yapıcaz. bir ajfa hayal değil. yes we can." oracıkta mutlu olup yürü be lars diyim. bu çok zor oldu:/&lt;/li&gt;&lt;li&gt;bu sene allah'ın nasibiyle ölmek istiyorum bi de. yeter bu kadar lan, bildiğin 23 olduk. düz 25 aha. dile kolay, çeyrek asır.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;chuck ölmemiş olsa, ben yeni keşfetsem.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;lost bitsin artık. ama adam gibi bitsin. final bölümünü ben, erdem, abdi çekirdek çitliyip kola içerek izleyelim.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;dexter'a yetişiyim lan. sezon bitti ben daha s4e8 deyim. yakışmıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;adam gibi teşekkür edicem bi de. herkese.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;beste yapayım. izinli olduğum bi gün yapim bunu ben. kaotik olsun, plogresyon.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;istediğim herhangi bişey firesiz olsun. tamamı ama, hiç öyle yok yani "ay şurası oldu ama, şöyle de olsaydı ühü" sikerim ulan.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;halcyon day gelsin, nütfen.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;yeter. yetsin, yetmeli.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-503327158564861144?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/503327158564861144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/2010-dilekistekarzu-checklist.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/503327158564861144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/503327158564861144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/2010-dilekistekarzu-checklist.html' title='2010 dilekistekarzu checklist'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2909457942915475928</id><published>2009-12-27T07:17:00.004+02:00</published><updated>2010-06-17T19:20:59.954+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Progressychedelic'/><title type='text'>Tembellikten Yoğunluk!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; margin: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_1LqWQ4jwiMI/Szbie0ZJ1qI/AAAAAAAAARs/2BTCMQvPEng/s1600-h/tv_the_office02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_1LqWQ4jwiMI/Szbie0ZJ1qI/AAAAAAAAARs/2BTCMQvPEng/s400/tv_the_office02.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Uzun süredir ihmal etmek durumunda kaldığım bu internet yoldaşımdan, arayıp sormadığım, feysbuklardan dürtmediğim tüm canlarımdan, cananlarımdan, dostlarımdan özür dilerim. İstanbul'da, yurtta olduğum vakitlerde -ki iki senedir yılın dokuz ayı yaşam üçgenim doğduğum ilçe Üsküdar, okulun bulunduğu semt Göztepe ve yolumun sıklıkla düştüğü Kadıköy' olarak kayıtlara geçmiştir- bir çok yakınım ile iletişimsizlik içerisinde oluyorum. Bunun tam olarak neden kaynaklandığını açıklamadan önce tekrar özür diliyorum ve hepinizi çok sevdiğimi, teker teker hepinize çok değer verdiğimi bilin istiyorum. Toplu Konutlar'dan, OCF'den, Sakarya'dan, ailemden ve dünyanın çeşitli şehirlerine dağılmış olan herkeslere...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Ve evet bu durumun sebeb-i hümayünü;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Eğitim hayatım boyunca yaşam tarzı olarak edindiğim tembellik (üşengeçlik ve rahatlık anlamlı) alışkanlığım. Yıllar boyunca en sıkışık dönemlerimde bile böyle bi rahatlık, sallamama havası vardı. Ama her işimi de hallederdim. Yumurta kapıya gelince başlamaya karar verir, kapıyı çalınca, başlamaya hazırlanır, "Açın Kapıyı Yumurta!!!" diye bağırdığında başlar, kapıyı zorlayınca saatlerce ara verir, kilidi kıracak gibi olunca tekrar devam eder ve açamayacağını anlayınca bitirirdim tüm işlerimi. Yumurta sinirli bir şekilde kapıdan ayrılırken gidip yemek yer, çay içer, tam otobüse binecekken yetişir "Abi bitirdim, buyur." derdim. İşte tüm bu rahatlığın alışkanlık haline gelmesi, kısıtlı maddi ve duygusal imkanlarla İstanbul'da öğrenci yurdunda ikamet eden bir şahs-ı dana için, normal bir insana göre az olarak kabul gören yoğunluğun hat safhada olmasına sebep oluyor. Yani, "Azıcık aşım, minnacık işim, uff çok yoğunum hacım." oluyor mesele.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Devamsızlık sıkıştırması, çeviri ödevleri, sunumlar, sınavlar, mazeret sınavları, ders notları, fotokopiler, iş, para, telefon, kontör&lt;/i&gt;, aman Allah'ım&amp;nbsp;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;!Maksimum Yoğunluk Uyarısı!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;derken bu engin ama bir o kadar da tembel beyin çok sevdiği dostlarına, akrabalarına en azından bir mesaj gönderebilmekten bile aciz kalıyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İş bu yukarıda belirtilen husustan ötürü beni mazur görmenizi önemle istirham etmek ile beraber tüm bu iletişimsizliği telafi etmek amacıyla bir şeyler düşünmeyi planladığımı bildirmek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Bildiri Sahibi &amp;nbsp;: ASC nam-ı diğer Seryat&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; AlıcıVekili &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;: Çay / www.seryatbarrett.blogspot.com&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Gitmeden önce gündemdekileri de sıralayayım;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;&lt;span style="text-decoration: line-through;"&gt;The Office&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;Chuck&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;28 Aralık 2009&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="text-decoration: line-through;"&gt;Norms In Translation (Translation Theories)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Process (Introduction to Interpreing)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="text-decoration: line-through;"&gt;Windows 7&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;Linux Ubuntu&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Harici Hard Disk&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Dizüstü Bilgisayar&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: lime;"&gt;Müzik Çalar&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Grammar I, Introduction to Translation I, Espanol I&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;RoT&amp;amp;IAP Finals&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: cyan;"&gt;Cart Curt&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Saygılar, sevgiler...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Joseph Arthur'dan&amp;nbsp;&lt;i&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;Honey and the Moon&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px; font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Don't know why I'm still afraid.&amp;nbsp;If you weren't real, I would make you up&amp;nbsp;now.&amp;nbsp;I wish that I could follow through&amp;nbsp;I know that your love is true&amp;nbsp;and deep&amp;nbsp;as the sea,&amp;nbsp;but right now&amp;nbsp;everything you want is&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px;"&gt;wrong&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px; font-style: normal;"&gt;,&amp;nbsp;and right now,&amp;nbsp;all your dreams are waking up,&amp;nbsp;and right now,&amp;nbsp;I wish I could follow you&amp;nbsp;to&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px;"&gt;&amp;nbsp;the shores&amp;nbsp;of freedom,&amp;nbsp;where no one lives&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px; font-style: normal;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px; font-style: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Remember when we first met&amp;nbsp;and everything was still a bet&amp;nbsp;in love's game.&amp;nbsp;You would call; I'd call you back&amp;nbsp;and then I'd leave&amp;nbsp;a message&amp;nbsp;on your answering&amp;nbsp;machine.&amp;nbsp;But right now&amp;nbsp;&lt;i&gt;everything is turning blue&lt;/i&gt;,&amp;nbsp;and right now&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px;"&gt;&amp;nbsp;the sun is trying to kill the moon&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px; font-style: normal;"&gt;,&amp;nbsp;and right now&amp;nbsp;I wish I could follow you&amp;nbsp;to the shores&amp;nbsp;of freedom,&amp;nbsp;where no one lives.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freedom,&amp;nbsp;run away tonight.&amp;nbsp;Freedom, freedom.&amp;nbsp;Run away,&amp;nbsp;run away tonight.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;We're made out of blood and rust,&amp;nbsp;looking for someone to trust&amp;nbsp;without&amp;nbsp;a fight.&amp;nbsp;I think that you came too soon.&amp;nbsp;&lt;i&gt;You're the honey and the moon&amp;nbsp;that lights&amp;nbsp;up my night&lt;/i&gt;. But right now&amp;nbsp;everything you want is wrong,&amp;nbsp;and right now,&amp;nbsp;all your dreams are waking up,&amp;nbsp;and right now,&amp;nbsp;I wish I could follow you&amp;nbsp;to the shores&amp;nbsp;of freedom,&amp;nbsp;where no one lives.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;Freedom, run away tonight. Freedom, freedom. Run away, run away tonight.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin: 0px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Helvetica,Arial; font-size: 11px; font-style: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;We got too much time to kill,&amp;nbsp;like pigeons on my windowsill&amp;nbsp;we hang around.&amp;nbsp;Ever since I've been with you,&amp;nbsp;you hold me up&amp;nbsp;all the time I'm falling down.&amp;nbsp;But right now&amp;nbsp;everything is turning blue,&amp;nbsp;and right now&amp;nbsp;the sun is trying to kill the moon,&amp;nbsp;and right now&amp;nbsp;i wish i could follow you&amp;nbsp;to the shores&amp;nbsp;of freedom,&amp;nbsp;where no one lives.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freedom, run away tonight. Freedom, freedom. Run away, run away tonight.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-2909457942915475928?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/2909457942915475928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/tembellikten-yogunluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2909457942915475928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/2909457942915475928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/tembellikten-yogunluk.html' title='Tembellikten Yoğunluk!'/><author><name>Arif Serhat Çakır</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13020532628790176830</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://bp0.blogger.com/_1LqWQ4jwiMI/R5uQSoR1PkI/AAAAAAAAACM/ZG5z6sivBkw/S220/benseno.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_1LqWQ4jwiMI/Szbie0ZJ1qI/AAAAAAAAARs/2BTCMQvPEng/s72-c/tv_the_office02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-9067572348935202700</id><published>2009-12-24T21:56:00.004+02:00</published><updated>2010-06-17T19:07:03.730+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>bağınsanıza bi.</title><content type='html'>&lt;div class="UIComposer_InputArea_Base UIComposer_InputArea"&gt;&lt;div class="UIComposer_InputShadow "&gt;&lt;div class="Mentions_Input" contenteditable="true" id="c4b33c69063d20471af34d_input" style="width: 512px;"&gt;"şimdi müzik bilginizi sınayalım desem, ne dersiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abdi, erdem ve benim can sıkıntısından çekip çıkarttığımız o muhteşem olay olan ears of mind(bunu şici uydurdum) and music'i; radyoda yapsam ve yayına/yarışmaya az sonra başlamak istiyorum desem cevabınız ne olurdu lan? şarkı çalıyor, bilgileri gizleniyor, dinliyorsunuz, tahmin ediyorsunuz, puan alıyorsunuz. tüm olay bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;var mısınız olm?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;komentlere göre yapacağım yarışmayı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-9067572348935202700?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/9067572348935202700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/bagnsanza-bi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/9067572348935202700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/9067572348935202700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/bagnsanza-bi.html' title='bağınsanıza bi.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-333368793186227377</id><published>2009-12-23T13:07:00.002+02:00</published><updated>2010-06-17T19:21:40.136+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><title type='text'>BOK -tekmilibirden-</title><content type='html'>&lt;i&gt;-melaba, söz konusu arkadaşla geçen yıl tanışmıştınız. toplayıp yeniden yayınlıyorum ben de. çünkü canım sıkılıyor ve hiç yazı yazasım yok.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;perdeyi açın.-&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bok. ders i&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Sleep is too quiet,&lt;br /&gt;dreams are too painful...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zamanın hiçbir detayındaki hiçbir şeyin çitlerinde kaybolmayan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak şimdi, saçmalayan her sekansın bi de bitiş düzlüğü var ya, çok var daha oraya. sabır. hiçbi zaman göstermediğin kadar hayvanca hem de. bir sürü katışıksız lime lime sabır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;çok var diyorum aslında, daha göremiyorum ben de, çaktırma sakın. milyonlarca saniye var desem de yol aynı, bok, aynı. belki o özlemini çektiğin çiçekli finish de yok. olsun. sabret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi alçal, alçalabildiğine. ayak altlarını yala, kendilerinkini. toz toprağa boya dilini, o kadar. tokatla kendini, yok ol. daha hızlı gidersin sinirliyken. zaten yol uzak. koş, daha cabuk yorulursun. salak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlarla tanış, eğil. onlara sevgi ver, ödün çal. iyi niyetlerini gaspetsinler izin ver sabrınca. sus. gülümse, böyle daha acımasızlar. sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanrılar edin. inan onlara güven çok. sağ bacağın koparsa şükredeceksin. onlar da koruyacak seni. tetanoz olmayasın diye. merhametlerinden başın dönsün. şükredebilmek için damarlarını kes. ama emin ol etrafta en az üç tanrının olduğuna. yoksa düşmüş sayılırsın. az önce tanıştığın insanlar döver, uff olur ağzın burnun. şükredersin tekrar. görürlerse, "oley!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolda gördüğün her kültürel detayı benimse. türkü söyle, güneşe tap, kızların varsa onları diri diri gömme sözü ver, erkeklerini ava gönder. sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soldaki yolu seç. ama hep sorgula sağdaki yolu. hatta sağdaki daha iyi ben sana söyleyeyim. ama gitme oradan. hatta belirteyim, soldan gidersen öleceksin. solda git.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatın kaynağını bulduğunu söyleyen o adama inanma. yalancı. benim de öyle olduğumu söyleyecek. doğru söylüyor, inanma sen. sus. sabret. şükret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylediklerimin tek kelimesi doğru olmasa dahi bak. gör. muhtaciyetin mevcudiyetinden dahi fazlayken, kudretin dahi zihnindeki sorgulamalarının parçasıyken, bi şeyleri özlüyorken, terkedemiyorken, bağlıyken, bu kadar alçalmışken, sadece kölenin başkaldırısına benzer bana kafanı kaldırıp bakabilmen. yapabilirsen. sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak. nesin? kimsin? kimin egosunun eylemlerisin? kimsin? nesin? boyunduruğun şefkatine alışmış bir babanın oğlusun. sus, yapabildiğince. konuşamazsın da. sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soldan devam et. ilk gördüğün uçurumdan atla. düşmezsin korkma. düşersen ölürsün çünkü. ölürsen uyanırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyanıp da bakarsan etrafına, tekil mezarlığında gördüklerin yanındakiler değil. gecenin bu saatine yenik düşüşünü kutlayan zehirler, egosu aç zehirler, kimliği teşhir edilemeyen zehirler, kendilerini yaratan zehirler, herşeyi yaratan zehirler, ve tek bir kalem;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sustukça büyüyor erdemli yanışın. uyudukça kendini besliyor alevleri. bir varlığım diyebilmenden cok uzakta, bir yerlerini fethediyor farkında bile değilsin! bağlılığınla kirletiyorsun benliğini. zehirlerinle sevişiyorsun, haz alıyorsun utanmadan. tecavüzlerine boyun eğiyorsun, alçalıyorsun sapık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sus şimdi. sadece bağlan. sus. göremiyorsan ya göz kapakların fazla sana, ya da gözlerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;unutmak geceleri olur.&lt;br /&gt;tam da herşeye açıkken zihnin.&lt;br /&gt;rüya,&lt;br /&gt;kurtarıcın saydığın;&lt;br /&gt;en büyük zehrin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bok. ders ii&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;something passed by,&lt;br /&gt;and i went into a dream...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çıkarım yapacağım hazır ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fazlalık olarak yanıma aldığım her boktan ayrıntıyla yüzleşecek 50 kelle getirdim. nefret ettiklerinden seçtim reşit dahi değilken. duygularının mantıksızlığını ölçeceğiz beraber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saygıdeğer, ılımlı hoca sezonumun sonuna geldik. otoriterim artık, itaat et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kendini eğitebilir, ne de ben olmadan tek kalem insan olabilirsin farkında ol. çıkarım yapacağım, hatırlıyorsan eğer. asla insan olma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saçmalayabildiğine saçmala, keyfini çıkar. yanında tutabildiklerin en ufak götlüğünde silme uçacak insanlar, ne kadardır yanında olursa olsalar. merhaba, bye bye. aramızdan hoşgittin, bi bok bulamadık olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sus yine, konuşsan da "ebeble" lerden ayıklamaz hiç kimse. ne kredin var ne de kimliğin. sus. dilsizlere acırlar. ama çokça kez sağırlarla karışıtırırlar, aç kulaklarını. dinleme. dinliyor gibi yap. anlamazsın zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kisvesi altına girerlerse girsinler, nefret et. hayatının hiçbir alanında menfaatler dahilinde ilerleyebileceğin, annen dışında hiçbir yer, yardımcı olacak kimse olmayacak. herkes o kadar meşgul ki kendi anneleriyle. zaman büyüme zamanı, ufal. diz çök.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzleşme zamanu. istediğini yap. rahat ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ilk sevdiğin insan, kanından olmayan. öldü bak. gitti. ilk sevdiğin ilk ağlatan olacak mı? kapa çeneni de dinle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ilk sevenin.. egonun ilk farkına vardığın ezik. peşinden onlarca vakit koşacağın, onurunu yerlere sereceğin, karşımdaki sen gibi onun karşısında da salya sümük ağlayabileceğin herhangi birinden cok daha ezik. ağla, vicdanını ez. ezil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ilk terkedenin... şimdi vur nefretini yüzüne, saygı duyma. suratına sıç istersen. ama biliyorum sen, aptal olan, kendi bokunu onun bet suratından temizleyip yine öpmeye kalkarsın. doğrul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ilk terkettiğin... ilk kez birini kanırtırcasına dövdüğün ezik. hala iğrenç. hala senin gibi. kendini terkediyorsun su an unutma ukala. kendine gel. senden tek farkı kontrolü coktan ucup gitmiş farkındalığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bunlar da sonların. 50 kellenin en aşikar, en aşina ifadeleri. içini kemiren her imgenin somut halleri. kork. irkil. içine dön. yaşattığın her bokun pejmürde haline bakıp şaşır şaşırabildiğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi bilgeliği ancak üç satır yazıyla anlatabilen biri olaiblmek kadar normal işte. sonsuz pencerenin eşiğinden girecek bi huzmesin sadece. nimetleri göremeyip azla kanaat eden karınca gibi. sus, gözütok akılsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 kelleyi vermeyeceğim sana, kana kana istesen bile. gittiler bile coktan. bedenleri yatağının altına koydum. gidebilirsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kas kendini...&lt;br /&gt;ulaşabildiğin kadar yüzeye çık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bok. ders iii&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;falling, falling into infinity&lt;br /&gt;this is, this is who i am...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son idmanın bu. ne anladın su ana kadar, neyi özümsedin, ders aldın mı... kim karar verecek buna? hiç bi sınava tabi tutmadım seni. inanmadım çünkü zerre kadar. bendensin, yerelsin, bağlısın, elbet düşeceksin. ve yaklaşacaksın ayak uçlarıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonsuzluğun sarmaladığı her türlü olasılığı yakın tut birbirine. taraflarını birbirine olabildiğince uzak tut. anormalliğin normalliğindenmiş gibi görünsün. çemberinde bi adım sağa gel, soldan yürüt eşrafındakileri. sen senken, seni tanıyamadıklarını düşünsünler. boş ver...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilme hiçbir zaman, bana karşı bile, bilme. bilmiyormuş gibi yap. aptal ol, ayak altı yala. arşivinde sakla, aptal ol. sus. başarırsan uçurumdan düşebilirsin, ölürsün şanslıysan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz verme, zaman verme, cesaret verme kimseye. alma da. bencilliğinle boğ, asla kimseyi şaşırtma. düş. düşeceğini bilseler de kurtulacaksın sansınlar. unutma; kurtulan sadece bedenin olacak. öyle bir düşeceksin ki, kurtulamayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar, hepsi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimse bilmeyecek kim olduğunu, yanındakiler bile emin olacak onun sen olduğundan. sense bi bok parçası olabilmenin rahatlığıyla kendine eziyet edeceksin en fazla. sonra zaman geçecek, o asla güvenmiyeceğin zaman, bok yosun tutacak, ve küflenecek, ve yeşerecek, bakterilerin tanrısı olacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman, sadece çılgınlığını örtecek, cesaretini kefenleyecek, mantığını etikleştirecek jilet olacak. susacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar büyüyeceksin işte o zaman. bok olmanın ne kadar büyük bi erdem olduğunu kimse anlamayacak bile. belki salak olacaksın, ezik, yalnız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi boktan varlıklarını asla kavrayamayacak olanlar için, mantıklarının erdiği en uç nokta da olcaksın. sıçtıklarının anlamını bilemeyen her bedene ifrazat diye bakacaksın. işte tanrı onlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;egolarının sonucu sıçarlar. bağırsakları dolmuştur sıçarlar. çok yerler sıçarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ta ki, sıçtıkları bok taşana kadar zevk mesel'idir. kötü kokarsın, rengin kötüdür, kimse yemek istemez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;renkleri kötü onların birbirlerine göre, siyahı var, beyazı, sarısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kötü kokarlar, sonra "parfüm" derler en büyük yalanlarını gizleyene.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama hep yemek olmak isteyen yiyicilerdir onlar. aşağılıklarını yiyerek gizlerler. egoları yaratmayı emretmiştir. yiyiciler yenilmek ister. yiyen oldukca sen varsın sanırlar. boktan cikarimlar yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asla susma kıymetlim, bak suratlarına. kus. susma ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alış herşeye, asla pes edilen olma, pes etme. uğraşma. susma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;egolarına acaba dedirtecek hiçbirşeyi sen de istemezsin biliyorum. buraya kadar gelebilmen bile, hala bana sabretmen bile, -ebilmen bile, o zavallılardan farkın olduğunu ispatlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık ne oyun var ne de ders.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zil çaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidebilirsin. beni de ezerek. ayağının altında. yaşatarak. ezerek. giderek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendinsin sen. ezmelisin. öldürceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zil çaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstüme bas.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bok. prolog&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kaçtım. kaçmakla iyi de yaptım sanırım. etrafta benden yalnız kimse yok gibi, ya da en cok yalnızlaşmaya musait. iyi oldu kaçtığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun zamandır gayet yolunda giden, tekdüze yanlışlıkların yönlerini değiştirmesinden midir, konuşamıyorum. susamıyorum da. hataların oranı arttı gibi ve kimseciklerin istenmeyecek herşeyini arzulamaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eziliyorum, yol da yok pek görünürde. zayıfladığını farkediyorum zamanın, sürekli yükselmeyi hedefleyen bağımlılıklarımla bi yerine girmeye çalışıyorum çoğul fotoğrafların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ki dayanamıyordum git gide. ihtiyacım artıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendine kendine yetebildiğini düşündüğüm akli dengem, dengesizliğiyle yetkinsizliğime düşürüyordu, geriye evrilen bi boka dönmekteydim. birine ihtiyacım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne emretmektir derdim, ne bağlamak. ne saçmalamalarıma eşlikçi bulmaktır, ne de ağlamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece birine ihtiyacım vardı. titremeye, susmaya, akıtılmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görebildikçe azalan detaylarımın farkına varabilmek için ihtiyacım var şimdi. benden daha kötü durumdaki bi felaket tellaline belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaçmakla iyi yapmışım, yanına. beraber düşmektir istediğim. üstünden geçebilecek kudreti duyabileceğim yerlerde yeniden doğmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi oldu kaçtığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dinle..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları duydum ilk zayıf kulaklarımla, ki daha açsın şimdi. dinleme erkanına dahil değilsin bundan sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zamanın hiçbir detayındaki hiçbir şeyin çitlerinde kaybolmayan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak şimdi, saçmalayan her sekansın bi de bitiş düzlüğü var ya, çok var daha oraya. sabır. hiçbi zaman göstermediğin kadar hayvanca hem de. bir sürü katışıksız lime lime sabır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok var diyorum aslında, daha göremiyorum ben de, çaktırma sakın. milyonlarca saniye var desem de yol aynı, bok, aynı. belki o özlemini çektiğin çiçekli finish de yok. olsun. sabret...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bitecek değil mi, uğraşlara değecek. uğraşacağız gerçekten ya da. oraya dokunabilecek miyiz kıymetlim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok uğraşacağız, çok çalışacağız. ama bitmeyecek. sen biteceksin, boklar körelmeyecek. ama biz bileceğiz, giderek boklaştıklarını yüzlerine vursak dahi, sussak dahi, konuşacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öyleyse neden?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyleyse son sorun bu, sus. itaat et. aslına hüküm buyurduğum şeyler adına sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dinle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-333368793186227377?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/333368793186227377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/bok-tekmilibirden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/333368793186227377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/333368793186227377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/bok-tekmilibirden.html' title='BOK -tekmilibirden-'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5391701869384070977</id><published>2009-12-21T17:25:00.001+02:00</published><updated>2010-06-17T19:07:22.709+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Kırmızı Başlık</title><content type='html'>Kırmızı olmak istiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklerin artık duyulabilecek kıvama geldiği derece algılar farkındalığını yitirdiğinde yukarıdaki cümlenin tam olarak neye tekabül ettiğini de duyumsayabilecek durumda değilim. Sanki sinir hücrelerim o muazzam düzen içinde yollarını şaşırmış, ama kendi hatalarını kabul etmeyerek, görüp algıladıklarımı beynime ses diye yutturmaya çalışıyorlar. Binlerce binlerce ses, binlerce renk; hepsi birbirinin içinde, hiçbirinin uyumu yok ve beynim onları ayıklamaya çalışırken yoruluyor, yoruluyor ve yoruluyor... Etrafta hiç ses yok, ama gözlerim bir kalabalığın konuşmasına ek olarak açık televizyonun yanında müzik dinlemeye çalışıyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadelik dileniyorum. Sade kelimesinin oluşturduğu sadelikten daha fazlasını, a gibi mesela, e gibi. Sade; sapsade. Beynim tek bir düzlemde, tek bir renkte, tek bir seste olduğunda ancak huzura kavuşabileceğim, her yer beyaz olduğunda. Önceleri uyku bana bu beyazlığı getirir diye düşünme gafletindeydim ki o zaman aslında her yerin siyaha büründüğünü ve bir karadeliğin içine girer gibi boyutumu ve varlığımı kaybettiğimi, ama ışıktan daha hızlı olduğumdan insanların beni hâlâ görebildiklerini ve algılanacak şeylerin giderek daha hızlı ve hareketli olduğundan beynimin patlayacak düzeye geldiğini o zaman fark ettim.&lt;br /&gt;Hayır uyku beyaz değil.&lt;br /&gt;Nirvanayı hep beyaz hayal ettim.&lt;br /&gt;Ama ben ölmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı olmak istiyorum ben!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir nota bu, ama o yedisinden biri değil. O olmak istiyorum, onu bulmak istiyorum. Ben kırmızı olduğumda her yer beyazlayacak, o an İsrafil sûra üflemişcesine bir melodi çınlayacak, ben eriyeceğim, bedenimin bütün sınırları ortadan kalkacak, o an uçabilecek, süzülebileceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sadece gördüğüm binlerce ses, duyduğum binlerce renk, dokunduğum binlerce koku ver kokladığım binlerce tat var etrafta. Ben bunların hepsinin ortasında ufacık bir mekana, bir bedene sıkışmış durumdayım. Beynim yanıyor bu yüzden cayır cayır, ama ateş kırmızı değil. Çünkü hepsi bir uyum yakaladığında ancak ben diyebileceğim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızıyım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bembeyaz bir huzurun içinde eriyip gideceğim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5391701869384070977?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5391701869384070977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/krmz-baslk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5391701869384070977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5391701869384070977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/krmz-baslk.html' title='Kırmızı Başlık'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8663117841341714871</id><published>2009-12-08T16:27:00.003+02:00</published><updated>2010-06-17T19:21:51.616+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Analitik Artist Sıçmaları'/><title type='text'>Sarhoş Uyuması</title><content type='html'>sadece yazmış olmak için ya bütün nefes..&lt;br /&gt;verdim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;her dakikan, her saniyen, başına gelen bin musibet, kimine dokundurabildiğin her saniye ki, çoğu olmalıydı zaten. kimseye verdiğin her zarar ve her fayda birilerine dara kattığın, hepsi ondan, hepsi hak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak, sadece hatmettiğin küfür, şükür, benlik, lütuf, inayet ve her türlü nedamet ki bizim ellerimizde nakşolunmuş; hepsi yolda, hepsi yok nihayetinde. ama biz öresiye, hepsi hazrolda sana nazır. martılar...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman geçiyor, geçmiyor diyen yalan. kancalı jilet eti deliyor bi şekilde. uyku geliyor. kanlı gözlerin kapandığı yere yatıveriyor uykusuz insan. gözüne çapak gibi konuyor tortusu kabusların. kucağı boş beklemelerin rüzgarını hep örten bir siper bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dikenli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"disappear, &lt;br /&gt;disappear,&lt;br /&gt;vanish,&lt;br /&gt;vanish,&lt;br /&gt;into the air."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aklıma omnio düştü. 299,796 kmh'u açtım. lanet olsun. sarmalımen başa döndüğü her saniye, aynı hızla güneş'in üzerine çekilişim, ve eriyişimle doldurdum kendimi. doluydum, haznelerimi okşadım sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özlemek kimine göre lüks, kimine gereksiz, kiminin sebebi nefes için, kiminin nefsinin hafızası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim için hafıza, fazlası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;we trembled into.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden ulan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;the cradle of imagination.&lt;br /&gt;and knowledge, is complete.&lt;br /&gt;all our need is fulfilled.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nefes nefese kalıyorum, daralıyor yer yer. yetmiyor. sarfedeceğim/sarfettiğim enerjinin fazlalığından çok, yetmeyeceğini düşündüğüm her soluk boğazıma vuruyor, zorla kovuyorum. yenisi kaçarcasına saklanıyor içime, ötekini çıkartamadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman dar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamana yalvardım. ona yalvardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi geçinsinler, birbirlerini üzmesinler diye. onlar anlaşamadan ben geleceğime bakamazdım. ellerimi ellerine salamazdım. üçyıldız, rastlantıya gülümseyip parlamaz. parlamalıydı, şansa bırakamazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;parlamıyorsa şimdi, şanssızlıktan? ya da, hmm beceriksizlik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman yok. olmadı daha doğrusu. zaman hiçbir şeye yetmedi, ki hala anlatamadım bile, zaman yetmedi. hükmedemedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ki ondan, kaybettiğime hükümsüzdür diye bağırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;this eyes, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlatılmamış gibi, yaşanmamış değil, sanki olanlardan haberim olmamış, biri anlatana dek de olmayacak gibi. tam da öyle işte. biri gitmiş, memnuniyetsizliği başvermiş, biri yedirememiş, amaben daha duymamışım. duyacağım anı düşünmedim, tepki, zaman vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;duymadım ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;let me be, &lt;br /&gt;suck me empty with your hunger,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;leave me be&lt;br /&gt;bring me love&lt;br /&gt;love&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;j'espere...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her reddediliş hayalinde bir diğer "ya ama şöyleyse?" umudumu sikip atıyorum. sonra nefesim daralıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;j'espere,&lt;br /&gt;j'espere...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;i bleed for your lust and hunger.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;shame on this bliss, never mentioned its divinity in its own pages, created over this years. those were lying plates, covered with blood. the waves had clashed, before it has said nothing was certain.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;shame on this lie, then. shame on this.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;you may swallow all my precious lies.&lt;br /&gt;you may stay, or you may follow me&lt;br /&gt;further down.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse ne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarı'mı dilime doladım, birlik'imi arıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;let me be, or just leave it.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8663117841341714871?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8663117841341714871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/sarhos-uyumasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8663117841341714871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8663117841341714871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/12/sarhos-uyumasi.html' title='Sarhoş Uyuması'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8838835892957989646</id><published>2009-11-30T03:19:00.007+02:00</published><updated>2010-06-17T19:22:01.438+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>Sevgili yolculuk güncesi...</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Muazzam asfaltlanmış yollarda tin tin ilerleyen sevimli olmakla ciddi olmak arasında kendini konuşlandıramamış bir otobüste ve bu otobüsün aynı özellikleri benimsemiş muavinleriyle; diğer yolcularla 5 saat boyunca aynı kaderi paylaşacağım bir otobüsteyim şimdi. Otobüsle pek sık seyahat etme fırsatı olmayan, hatta kendini İstanbul’un tek bir yakasıyla sınırlandırmış bir insan formu olarak ne zaman otobüse binsem kendimi bir tür yazı yazma zorunluluğunda hissediyorum. Bunu yaparken zihin bana büyük ihtimalle “yol uzun bak, canın sıkılır, düşünecek yapacak bir şeylerin olsun, uyursan şimdi her yerin ağrıyacak, bezelyeler koltuğun altındadır” direktifini veriyor. Emin değilim ama yine de en uygun malzemeler, benim pek de ilgilenmediğim yollarda çıkacakmış gibi gelir bana.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;5 saatlik altımızdan kayıp gidecek bir yol var önümde. “Yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir” der birileri ama bu kez giden kesinlikle ben olamam. Ben zaten oradayım. Saat 18.51. Benim gidişimi olabildiğince geciktirme çabalarındandı bu, hatta “yarın git, saat epey geç oldu gece yarısı yollarda kız başına ne işin var?" dediler. Yollardaki tek işim şu an yapmakta olduğum yazma eylemi sanırım ama ben onlara tam olarak “asıl böyle söylediğinizde kız başıma olmaktan çıkıp daha bir maskülen hissediyorum kendimi” demek isterdim. Bunu ima edişim bile sorun olacaktır nitekim korkarlar falan; ama yine de bir posta fırçaladım onları. Ana-babayı azarlamak da ayrı bir olay. Gerçi neticede olan yine sana oluyor. Şeyi fark ettim mesela ama sen hatalıyken her zaman özür bekleyenler özür dilemeyi “ne yapayım şimdi, ne yapabilirim” suçlamasıyla geçiştirince kendini temize çıkarmış olduklarını zannedenler. Bu özelliği taşıyan herkeste var bu, ama senin yargılamaya hakkın yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kardeşimin doğum günüydü bugün (yazının yazıldığı tarih olan 28'inde), 8ine girdi cadı, nasıl da sen daha bebekliğinin tadını çıkaramadan çocuk oluverdi birden. Ve sen yanında olmadığın zamanlarda da çocukluğunu geçirmiş olacak, sana başkaldıran ve yanında olmadığın için sitem eden bir ergen bulacaksın karşında. Reddedecek belki seni, ama hiç bilmeyecek ki sen rüyanda bile ona en ufak bir zararı vermekten dolayı bütün gün şuranda bir yumru taşıyacaksın ve bu satırları yazarken iki damla yaş akıtacaksın. Üzüldüm kızcağıza biraz, belki de en coşkulu doğum günü kutlayacağı yaşlarda ama o bu sefer en küçüğü 18 yaşında olan ve yaşları 55’e uzanan 11 kazulet ile geçirmek durumunda kaldı. Çocuk tabii, farkında değil şimdi. Kendi doğum günlerimi düşündüm, en fena yanı hiçbir şekilde hatırlayamamam olsa da dolu dolu yaşamış olmalıyım ben onları; ya da biri bana bilmediğim, hatırlamadığım bir geçmiş yaratmaya çabalıyor. Sanki hiç çocuk olmadan dünyaya indirilmişim gibi. Asıl Mesih ben olmalıyım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Doğum dedim de, bugün otobüse binmek için evden çıkarken, sanki nihai sonum bu otobüste olacakmış gibi hissettim. Oluyor bazen bana bu. Gidilecek bir yere diğer insanlardan önce ya da sonra gidersem sanki benim onlardan ayrılmış olma sebebim otobüsün kaza yapacak olmasıymış da ölecekmişim gibi hissediyorum. Ben öleceğim, ama onların sırası henüz gelmedi. Beynimi fazlasıyla zorlayan bu hissiyatı birine aktarma isteği duydum içimde; evden çıktık, yola yürüdük otobüsü beklemek için, otobüs geldi, hâlâ geçmedi. Söylemeliydim sanki demeliydim ki “ben öleceğim, lütfen ona göre vedalaşalım”. Diyemedim, çünkü deseydim alacağım “saçmalama, öyle şeyler söyleme/düşünme, o zaman şimdi gitme” yanıtlarını biliyordum ve onlara bir zafer duygusu tattırmaktan fazlasıyla çekindim. Bir yerlerde hissetmişler midir bilmem ama haklarını helal etmelerini diledim ben onlardan içimden. Saat 19.11. Hâlâ ölmedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ölüm korkusu sardı beni son zamanlarda anlaşılamayan bir biçimde çok. Yapamadığım, yapmak istediğim, yapmak zorunda olduğum milyonlarca şey varmış, sanki bunlar olmadan ölemezmişim gibi. Oysa hiç de zorunluluk falan değil, belki saat 20.17 olduğunda bu satırlarla birlikte geçtiğim şehirlerin ışıkları üzerimi örtecek ve ben gözlerimi açacağım sonsuza, ardımda yapmak istediğim milyonlarca şey bırakarak. Tool’u canlı dinlemeden ölmek istemiyorum mesela en başında. Ya da Death Note’un sonunu görmeden… Onu izleyeyim, isterse sonra Kira benim adımı en rezil ölüm şekliyle yazsın deftere. Ama yine de hiçbir şekilde hazır olmayacağım ölüme, hep yapmak isteyeceğim, kendimi yapmak zorunda hissedeceğim bir şeyler olacağından. Hem ölüme hazır olmak diye bir şey var mı ki? Scrubs’tan net hatırlayamadığım bir sahne geldi aklıma; tedaviyi mi ameliyatı mı ne reddeden yaşlı bir kadın vardı ve ona liste hazırlamıştı J.D. sayfalar dolusu, ölmeden önce yapılması gereken. Ve kadınının hepsini yaptım, boşuna uğraşma, hazırım ölüme ben lafları kulaklarımda çınlıyor hâlâ. Yani sayfalar dolusu ölmeden önce yapılması gereken şeyi yapmış olmak, hazırlık mıdır ölüme ki ben iddia ediyorum, sonsuza kadar uzatabilir, ölmemek için sürekli bahane bulabilirim. Ve eğer bir tanrı bir yerlerden kontrol ediyorsa ölümümü yaptığım listeye de kıçıyla gülüyor olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yazının bundan sonraki kısmına ertesi gün devam ediyorum. Hatta saatin şu anda 03.12 olduğunu göz önünde bulundurursak, bir sonraki gün oluyor. Beklediğim gibi 20.17’de ölmedim. Hatta sanırım bana kıçıyla gülen tanrı, burada da bir oyun oynayarak molayı tam bu saate denk getirdi. Otobüsün içinde bile değildim kısacası bu vakitte, ancak fazla dolaylı olacak belki ama sigara içip kendimi öldürüyordum bir şekilde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Saat 03.15. İlginçtir ki hâlâ uykum yok. Ve belki 2 dakika sonra öleceğim. Ama şu an Death Note’u bitirebilmiş olmanın, listemdeki bir şeyin üzerini çizebilmiş olmanın hazzını yaşıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ve o tanrıya kıçıyla gülen de benim aslında.&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Editcan: ne sikim de bir başlık oldu afedersiniz. eheh.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8838835892957989646?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8838835892957989646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/sevgili-yolculuk-guncesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8838835892957989646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8838835892957989646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/sevgili-yolculuk-guncesi.html' title='Sevgili yolculuk güncesi...'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-5828355291668012578</id><published>2009-11-28T15:17:00.003+02:00</published><updated>2010-06-17T19:22:25.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Analitik Artist Sıçmaları'/><title type='text'>donüş ii</title><content type='html'>yarın arefe. perakendecilik ve mağazacılığın altın günü. insanların maaşını, babasından parasını, çaldıklarını, biriktirdiklerini, varoluşlarını; nakit/kredi kartı ile piyasaya salıp yeni kimliklerini, dinlerinin aklığıyla, üzerlerine çalacakları gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜN ONLARIN GÜNÜ!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim payıma, onların boğazladıkları hayvanların sahiplerine verdiklerinden kalan parayı saçmalarına yön vermek düşüyor. sistemin bu kısmında olmak ne kadar iğrençse, dışına çıkamamak o derece boğuk. ama zevk almaya çalışmak şart. her gelene, suratlarındaki "ama ben bu kadar parayı ödeyemem?" bakışlarına rağmen, maksimumu aldırmaya çalışacağım. çünkü ben böyle para kazanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, konu bu değil. saat 2, gece. 6,5 saat sonra uyanmış, traş olmuş, somurtuk bir suratla evden çıkıp kırmızı dolmuşlara bineceğim. hava soğuk olacak. dolmuşsa tıklım tıklım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama uyuyamıyorum? evet konu bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;evde yalnızım, kızlar yok, samet yok, tekim. canım sıkıldı, gitar çalmak istedim. sonra eski dvd'lerden dinleyecek bişeyler bakayım dedim. elim yine tool'a gitti. salival'i taktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;repeat'teyim. uyuyamıyorum, lanet olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;etrafımda insanlar var. binlerce, yüzbinlerce... yeteneği olanlar, yalancılar, cömertler, salaklar, zenginler, zengin gibi olanlar, sesi kısıklar, sivilcesini sıkanlar, buruşuk ciltliler, 2 metre boyu olanlar, gri kazak giyenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an orada olmak isterdim, gözümü kapatıp seslerin içinde salınmak, dışarıdan nasıl göründüğümü düşünmeyecek kadar yitik, o halimin ânı değil, bütünü kurtaracağına iliklerime kadar inanmış, bütün tüylerimle hazır olda ve maynard tam da öfkesini kulaklarıma zerkederken onunla birlikte bağırmak isterdim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"YOU LIED!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kime, kimseye, hiçbir insana değil o anki fikri atmığım. körpece, daha filizken suyun içinde bıraktığım her şeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızgınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ihanete uğradım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ona da, sisteme de, okula da, arkadaşlarıma da, her kimsen, şu an, şu anımı paylaşacak hiçliğin ta kendisi oluşundan dolayı, sana da kızgınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kötü biri değilim. salak olmadım, en azından yaptıklarımın raporunu çıkarsaydım günün sonunda, sayfanın sonuna yazacağım "... gün içindeki salaklıklarla alakalı..." cümlesinin öznesi olurdum, nesnesi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz tutulur. söz tutulmak için verilir. umut tükenmez. taç geri alınmaz. sakatlar da kral olur. gazilere yer verilir. tahtı yükseltilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü kral ölümsüzdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kötü bir şey yapmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama yaşadığım her saniyenin, o saniye içinde yaşamadığım şeylerin dehlizinde çürümesine binlerce kez şahit olmak, acı çekmek, unutmaya çalışılmak, unutulmanın soğukluğuna sıcak su tutarak ölümü hızlandırmayı ummak, insanların bu her saniyeye müdahil olması, suyu kısmaları, ışığı yakmaları, sargı beziyle koşmaları, yeter artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;camı açıp*, histerik kadriye'nin tüm sinir sistemini sikip atacak, sokağa terör salacak, geceyi kıracak, şu günü sakarya'nın en ilginç arefe eve'i haline getirecek bir çığlık atmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"YOU LIED!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi anlattıkça kendimden tiksiniyorum. boş sayfayı karalayarak dolduruyorum. yenisini açıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eylem aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden o zaman? neyi değiştirmeyi umuyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siktiğimin hayatı bu. tek kelime işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ ...&lt;br /&gt;- ahmet'le haydar da kavga etmişler geçen. ayrılmışlar...&lt;br /&gt;+ hayat :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatı sadeleştir, sonra konu başlıklarını al, alt alta yaz, basitle, basitleş, yaşamak için gerekli her eylemi ona bağla/ada/bütünleş, ona hayatım de, sonra kavga et, ayrıl, bit, yit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada suçlu bence ahmet. ama hayat der ki "ben kimseye kazanma ihtimali olduğunu söylememiştim ki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müzik sus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"YOU LIED!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem de hepiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-5828355291668012578?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/5828355291668012578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/donus-ii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5828355291668012578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/5828355291668012578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/donus-ii.html' title='donüş ii'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Bayrampaşa, Altıntepsi, Türkiye</georss:featurename><georss:point>41.03822195159853 28.90451431274414</georss:point><georss:box>41.03417595159853 28.89721881274414 41.04226795159853 28.911809812744142</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8948669145208553246</id><published>2009-11-22T15:47:00.002+02:00</published><updated>2010-06-17T19:08:11.308+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>wtf?</title><content type='html'>bir kalabalığın içine dalıp, kollarımı göğe kaldırıp "what the fuck" diye bağrınmak istiyorum. sonra da insanların suratlarındaki aptal ifadeye bakmak ve kendimi yere atmak...&lt;br /&gt;hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kadar da bariz aslında insanlar, fazla bariz düşünüyoruz, fazla bariz yaşıyoruz. yani şimdi gelip bir kişi de benimle birlikte kendini yere atmayacak. eminim bundan. ya da gelip tokat atan olmayacak.&lt;br /&gt;hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hey ben kuulum biliyor musun, normları reddedebiliyorum, ne kuralıymış mnskym, anormalim ben, takma sen beni" demeyi hakikaten iyi bilen insan güruhu olmamıza rağmen, bir allahın kulu da çıkıp orada benimle bağırmıyor.&lt;br /&gt;hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neticede ben de bağırmayacağım evet. kuruyorum sadece. bağırmayacağım çünkü ben de "aman işte etraftakiler ne der, ama insan böyle davranmaz ki, davranır mı?" tereddütlerini fazlasıyla yaşayan bir embesil formuyum. yine de bunlara karşı bağırıyorum içimdeki kalabalığa: &lt;br /&gt;what the fuck?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır hayır.&lt;br /&gt;ben bütün bu kuralların, görgü kuralları olsun, normlar olsun gerekliliğine inanıyorum kesinlikle. eminim zamanında daha iyi bir toplum oluşturalım, mutlu mesut yaşayalım ayağına oluşturulmuş şeyler bunlar. yine de "iyi de neye göre daha iyi" geyiğini döndürmekten de alamıyorum kendimi. belki de bir diyalektiğin sonucu olarak da düşünebiliriz.&lt;br /&gt;bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama şey gibi değil mi yani, tamam zamanında oluşmuş, iyi güzel eyvallah da, şimdi sanki bunların farkında olmadan esiri olmuşuz. hiç sorduk mu, neye hizmet eder hacı bunlar. hayır gerekliyse gerçekten kalsın, yaşayalım bunu da, mal mal şeyler de var mesela. neticede ya aykırı bir şey yapmaktan korkuyoruz, ya da uyum sağlamaktan. kötü bu. uç mu olmak gerekir ki illa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani ben ne o "what the fuck" diye bağıran insanımsı olmak istiyorum, ne de "mala bak neler yapıyor" diyip kafasını çeviren embesil. ben bu ikisine de tokatı yapıştıran sentez olmak istiyorum. ve sormak istiyorum ikisine de: &lt;br /&gt;"what the fuck?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(durup dururken böyle saçmalayan beynime de bir "what the fuck" gelsin lütfen. bir de niye ingilizce yazıyorsa mal..)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8948669145208553246?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8948669145208553246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/wtf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8948669145208553246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8948669145208553246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/wtf.html' title='wtf?'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-8641483934808075071</id><published>2009-11-19T00:36:00.003+02:00</published><updated>2010-06-17T19:08:14.494+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Domain Degistirmece</title><content type='html'>naber kızlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne dicem, şimdi ben ilk olarak bu siteyi kişisel günlüğüm olarak düşünsem de, iş çığırından çıktı, milyorlar kapılarda bekliyor, her gün login kutusundan binlerce iç çamaşırı (kadınlı erkegli) topluyorum, görseniz var ya üvf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse. artık bunun kişisel'i falan kalmadı gördüğünüz üzere. o sebeple de, adres'teki serj'i kaldırma kararı aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama yerine ne koyacağımı bulamadım. retributioninfaith.blogs.... olsun istemedim, çoğuzun. sonra bi de değişiyor paso, aslolan rif. bulamadım bişey lan işte kafam durdu. bu kaç? üç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;plx, domain önerilerinizi kusmuk olarak iletin, soğanlı soğanlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kisses.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-8641483934808075071?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/8641483934808075071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/domain-degistirmece.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8641483934808075071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/8641483934808075071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/domain-degistirmece.html' title='Domain Degistirmece'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-661526062752218452</id><published>2009-11-16T02:01:00.002+02:00</published><updated>2010-06-17T19:23:06.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Analitik Artist Sıçmaları'/><title type='text'>Dönüş</title><content type='html'>&lt;a href="http://traffic.outbrain.com/network/redir?key=6092c339b9db068b0b1807d3bea5c7bc&amp;amp;type=MPW&amp;amp;in-site=true&amp;amp;req_id=9d731e709d3c3cdf24b47f7ea12c4a50&amp;amp;fp=false&amp;amp;am=get&amp;amp;agent=ag_MP&amp;amp;version=5.0.0.6"&gt;Yol&lt;/a&gt;'u okudum evden çıkmadan az önce. yaklaşık altı ay önce, içinde bulunduğum yoğun otsal-boksal mevzuları ucundan muzip, ne de güzel anlatmışım. amacım tamda oydu. mutlu oldum sabah sabah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zaman ki sinir ve de buhranımın müsebbibi iş, para, "ne olacak serj'in hali" iken, söz konusu dingillerin problem olmaktan çıkması için istanbul'u terkedip, güncel katil adapazarı'na doğru yola çıktım. yanımda yanan bir kafa, bir adet müzikçalar, uzun sakallar, kısa saçlar ve uzakta da olsa, yadsınamaz yoğunluktaki umutla çıktım evden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu aralarda bir sürü olay oldu. iş bul, ev değiştir, kardeşin kafayı yiyip buraya, sakarya'ya gelmesi... hızlıca sarıyorum buraları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan tam 6 ay geçmiş.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"insanın kendi çemberindeki kendine en uzak noktası tam karşısı değil, bir adım sağıdır. bunu bil."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;otobüsteyim. istanbul'a gidiyorum. işe gireli 3 aydan fazla süre geçmiş olmasına rağmen, oryantasyona yeni dahil olacağım. iş, para... değişkenlerin değişmez ve rasyonel olduğu bir uzay-zaman düzleminde şu an canımı sıkan tek noktanın sabahın bu "henüz sabah olmayan" saatinde uykumdan olmam olması gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok canım, değil işte öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sebeple, şu an, şu otobüsün devrilip, içindeki 15 kişiyle beraber yanmasını, silahlı milislerin otobüsü durdurup "alex'le hagi artık kıyaslanmasın!" diye bağırıp herkesin eline birer el bombası verip cetvelle patlatmalarını, şoförün tam 33 saattir uyumamış olup kesikli beyaz çizginin o huzur verici dinginliğine kendini kaptırmasını her şeyden çok istiyor olmazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en son otobüse bindiğimde karnım ağrıyordu. yol hiç bitmedi. terminaldeki ilk adımımda otobüste bırakacağımı sandığım karın ağrım gün boyu benimleydi. sonra yerini, ağrıyan/yanan/dangerously explosive bir kafaya bıraksa da, o günün teması karın ağrısıydı. o yolculuk, hayatım boyunca yaptığım en karın ağrıtıcı yolculuktu. 4 saat sürdü. 1 kez mola verildi. ikram edilen keki yiyemedim. varış kentine girdiğimiz sırada uykuya daldım. "the patient" la uyandım. arkasından "you lied" çaldı. terminalde indim. 15-20 dakika bekledim. peron numarası 123'tü. sonra güldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an, içimde zerre heyecan yok. dümdüz müzik dinliyorum.yolu artık ezberlediğimden ilgi çekici bir şey bulamıyorum takip edicek. yanan otobüs yok, kıvranan insanlar, et parçaları, parçalarım yok. yol düz, insanlar düz, otobüs de aerodinamik nanesi yüzünden ucundan kavisli olsa da, 5 yaşındaki bir çocuğun hayalgücüne dayanarak söylüyorum ki, evet düz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar yoğun çalışıyorum ki, iş stresi kavramını sözlüğe sokmuş olan kişi olması da muhtemel olan adam gibi olacak ama, KENDİME VAKİT AYIRAMIYORUM! günümün yarısı işyerinde geçiyor. iş yerindeyken sürekli "satış! fatura! ortalaması! müşteri! memnuniyeti! meme! karıya bak lan!" nidalarıyla resmedebileceğim bi müdür ve dangalak ve ötesi kişilerle uğraşmak durumundayım. 5 kuruş fazla kazanmak için bazen kendimi dahi kaybettiğim müşteriler/sağlığım da cabası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam kes. o kadar kolay değil, evet. anlatsan, "hadi lan 5 dakika kalmam orda." derim, olacak olan budur. ama şu an, bu otobüste bulunma sebebim neydi pardon?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra gidiyorum, gece. insan pestili etiketimi ancak yatakta çıkartabiliyorum. "naber?" sorusuna cevabım "iyi :/" aklıma, "yok iyiyim, ateşim var sadece, amadüşürmeye çalışıyorlar." demek geliyor hep. sonum benzer inşallahüekber. tümmuhabbet bu. televizyon izleyemiyorum. arada bilgisayara geçip bakınıyorum. ama takip edemiyorum. sank herkes ivmesini tutturmuş, koşuyor. ben de kenardan bakıp "ben de yaşıyorum olm, bana da pas atıni gol atıyorum ki ben" diye kimsenin duymayacağı şeyler söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başım ağrımıyorsa "no quarter" açıyorum o sıra.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"lock the door, kill the light.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;noone's coming home tonight."&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"kabul et, yalnızsın ve bu gece eve gelecek kimse yok. yüzleş, itiraf et, mağlupsun. onlar acımasız, istemediğin merhameti kimse göstermez, çünkü sen de göstermezsin."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu benim yenilgiyi kabul ediş şarkım. özellikle açıyorsam, çaba gösterecek hiçbir şey kalmamış demektir. annem gittiğinden beri ihtiyacım yoktu. bu aralar var.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"yan sıradaki adamın cebinden sigara çalıp yaksam ne olur?"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimle yüzleşip terkettiğimden beri, kimseyle de interaksiyona giremiyorum. ama asıl sinirimi bozan o garip fazlalık hissi sanırım. hep, her zaman, hiçkimsenin "en"i olamamak koydu, kakaegokötüego, ama hiçliğim beyinde kabul edilmesinden çok farklı hayat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben girdiysem, ben çıkarım yine zor bela. ama sanki fazlalıkmışım gibi çukura sürüklendiğimi görmek daha dramatik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"adamı değil be, sigarayı."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"yeni insanlarla tanış, sosyal bağlarını kuvvetlendir, kendini dinle, müzik dinle, kitap oku, müzik yap, yazı yaz, ailenle barış, işe sarıl..."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur başladı. bu yollar kayganlaşacak demek. sabah yğmurunun yakıştığı şehir görmedim, yol da. en iğrenci de, otoyol kenarındaki apartmanda, 3 numarada yaşayan öğrencinin yağmuru izlemesi olsa gerek. soğuk, ıslak... sonra zatürree, geber...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düz adam oluyorum git gide.detay göremiyorum, alıklaştım. alışkın olduğum tepkileri veremiyorum, ya da aynı tepkileri verdiğimi farkedemeyecek kadar yabancılaştım kendime. istiyorum, istediğimşeyi biliyorum. ne kadar masum ve bana ait bir arzu olsa da, insaları rahatsız edecekmişim gibi geliyor. isteyemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorun var, sorunu ortadan kaldırmak istiyorum. ama insanlar değişmiş, ben değiştirmişim, farkında değilim.onlara, ona anlatmak istiyorum. ama kendimle çatışıp, kendimi yenmek istediğim konu, tam da bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam, sebeplerim olsa da , ben hatalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü bütün değilim. günümü ikiye ayırıyorum önce. sonra kalan 12 saatin 6sında uyuyup 6 saatlik serj oluyorum. uyuduğumda, kabuslar hariç daha mutlu olduğum/olacağım gerçeğiyle yüzleşirken, serj serj olmuyor işte. değişiyorum, değişiyorlar. ama siz pes etmişsiniz, uyanın!&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"get up! and i'll make it work!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;daha okul var, daha aile var, daha askerlik var. daha ben sabredemezken, etrafımdakilerin sabretmesini beklemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"we ask no quarter,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;they have no quarter."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;işte, bu sebeple, giderek geriye doğru sayıp, kayıp düşüyorum hissindeyim. süper slow moşında gibi, anlar boyunca geriye yatıyorum, saçlarımın arasından giriyorlar, saçlarım da düşmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an otobüsün 25 nolu, cam kenarı koltukta oturuyorum. önümde kimse oturmuyor, yanımda da. bana en yakın memeli canlı, 23-24 numaralı iki koltuğu yatağı olarak kullanan takım elbiseli abi.&amp;nbsp; o da benim gibi kahvesini içmiş, ama kekini yememiş, uyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umrumda değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlamak istiyorum. hüngür hüngür. şoför bile araba hareket halindeyken koşup gelsin, harbi bi tokat patlatsın istiyorum suratıma. saçımdan tutup kafamı "acil çıkış" yazan yeşil sticker'a yağıtırmasını, bu arada otobüsün yoldan çıkıp aşağı yucarlanmasını, o sırada sinir krizi geçiren bir yolcunun pantolonunun belinde sakladığı iki adet uzi'yle(aaarrggghh!) herkesi kurşunlamasını, amabu sırada 23-24 no'daki abinin hala uyuyor olmasını istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katatonia'nın son albümünü bindiğimden beri baştan sona üçüncü dinleyişim bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece rüya gördüm. yorgundum, biri hariç hiçbirini hatırlamıyorum. salonda yattım, üşendim. ben yatarken babam tv izliyordu. ben uyudum sonra. rüyamda aynı kanepede yatıyordum, uyandım. babam tv izliyordu. sonra yere oturdum. yanımdan bir şey geçti. ne olduğunu biliyordum, ama babamın "fare!?!" diye bağırması garip gelmişti. ben doğal karşılamıştım. sonra kanepenin altına girdi. babam kovalardı haliyle. hala "ee?" ifadesiyle otururken babam pes etti. sonra fare geldi. görseniz kedi gibi bişi. sağ elime saldırdı. dişlerini geçirirken iki parmağımla yakaladım. tam ısıracakken hep "hayır, ısıramazsın." dedim sakince, zar zor tuttuğum çeneyle işim kolaylaştı. ne zaman dişleri etimde hissetsem, "beni ısırmıyorsun" dediğimde rahatladım. sonra, tuttuğum gibi fırlattım. arada hatırlamadığım bikaç bişi var. ki nasıl dışarı çıktığımı hatırlamıyorum. arkadaşlar vardı. tanımam kimlerse. boş bir arsaya gidiyoruz. ayağım çamura batıyor. gülüyorlar. diyorum ki, "aa, neden gülüyorsunuz? ben buradaki dışardan görülmeyen tüm çamur birikintilerinin yerini biliyorum. meselaaa.. bu!" gülüyorlar.anlamaz bir ifadeyle kdevam ediyorum yerden batmış üstümle kalkarak. "bu veyaa, şu. şu da, bak burasını asla farkedemezdiniz." gıdıklanıyorlarmış gibi gülüyorlar.aklımda ne "ulan dalga geçiyorlar?" var ne de "allah belamı versin!" anlamıyorum sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğitim bitti, otobüsteyim yine. ölmedim evet. gömülmüş olabilirim ama, kalem tutabilecek kadar ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğitim eğlenceliydi. kendini ispat için birbirini ezenler, ukalalığı yüzlerine bulaştıranlar, bir eğitimle insan ve hatta yönetici olacağını sanan numunelerle 2 gün geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama eğitim için istanbul'da bulunduğumda, soundtrack'im "night is the new day" di. toplamda kaç kez dinledim bilmiyorum. ama içinde yittim, toz oldum. ilk şarkı "forsaker" dan, son şarkı "departer"a kadarduramadım. özlemişim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenki gelişimde yüzüğümü evde unutmuşum. geldim, bıraktığım yerde buldum.taktım hemen. tamoturdu parmağıma, ben cinderella olmalıyım. kendimle evlenicem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"forsaker, forsaker"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu şarkının tamamı yeter aslında gözlerin kapanması için. ama içinde öyle bir solosu var ki... ilk dinlediğimde "lağn! akerfeldt laağn!" diye açtım gözümü.zaten albümde yer yer opeth tadı bariz (idle blood), ama o solo, jilet gibi, tek hamlede.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"forsaker&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;forsaker&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;forsaker."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu albüme ihtiyacım vardı, ilaç(?) gibi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"do not go away,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;i'm not there&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;yet."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;albümün atmosferi sabit. girince bunalıyorsun, patlamak istiyorsun. "the longest year" dinlerken çektiğim klip hep koşarken ağlayan adam hakkında. suratına karlar çarpsın mümkünse. klibin sonunda yere düşsün. zar zor kalksın, üstündeki çamuru silsin, klip bitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;albüm bunaltıyor dedim. ama göz alışınca da, o bunaltıdan çıkmak istemiyorsun. bu bunaltı, kanatan, acıtan, ühühülük bir bunaltı değil ve de. ki kişisel olarak başka bir şey dinleyemiyorum ben daha çok acıtır diye. "my kantele" çıksa mesela, acil çıkış sticker'ına kafa atarak, ilk viyadükte inerim.bu albümün şarkıları insana kendi tokadı gibi geliyor. "&lt;a href="http://serj-rif.blogspot.com/2009/10/ceng.html"&gt;ceng&lt;/a&gt;" with your ownself.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın yapmak için çıldırdığı bir şeyi yapmaması gerektiğini kendine anlatması çok traji komik. soyut bir şeye hele, sigarayı bırakmaktan daha zor. sol elin gittiği telefonu, sağ elle bıraktırması; dışarıdan görenlere komik geliyordur muhtemelen. ama bana sorarsan, bu fare rüyadaki gibi değil, "mind trick" e karşı daha dirençli, daha insafsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;köprülü mc donald's ı geçtik. bu, inmeye yarım saat var demek. deneyimlerimden yola çıktım evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anıların kokuya, zamana, bir şarkıya, iç çekişlere hapsolmasına, aynı nota vurunca kırılıp özgür kalmalarından&lt;br /&gt;&amp;nbsp;bunu geriye toplayamamaktan, yağmurdan, müzikten, otobüslerden, my kantele'den nefret ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat güzel..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen insanların "insanım ben" dedikleri tüm özelliklerini ellerinden alıp benden farklılaştıran tüm unsurlarını suratlarına gömmek istiyorum. gülüyorsun olmuyor, somurtunca da pek işlerine değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ki bu beni hayvanlaştırmaz mı?&lt;br /&gt;kim takar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dinlenebilmek istiyorum.&lt;br /&gt;rahatça oturup, vücuduma giren her besinin, yerimden kalkmadan sindirilmesini, enerjinin akışını gözlerimle görebilmeyi ve aynı enerjinin cimri bedenimde hapsoluşunu seyretmek istiyorum. belki kafambununla avunup rahatlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha anlatacak bir şeyim kalmadı sanırım. ilk boş vaktimde, önceki boş vakitlerimde yapmış olduğum gibi zamanımı dolduran karın ağrımı sayfaya kusarak rahatlayıp rahatlamadığımı test edeceğim.&lt;br /&gt;hoş, bunların tamamının bir test olduğunu düşünmeye çalışıyorum, aksi taktirde yarı yolda, kıymalarım asfaltı renklendirecek.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"is this a test?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;it has to be.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;otherwise i can't go on.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;gonna wait it out,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;wait out.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;be patient."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-661526062752218452?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/661526062752218452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/donus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/661526062752218452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/661526062752218452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/donus.html' title='Dönüş'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-6960115051535185532</id><published>2009-11-10T01:28:00.008+02:00</published><updated>2010-06-17T19:08:30.821+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Logoya "elinizi" atın, logoda eliniz olsun.</title><content type='html'>Şimdi öncelikle başlık niye böyle bir başlık oldu çünkü bu başlık facebook'ta da yayınlanacak, maillerle de yayılacak. Çok kişiye ulaşması lazım bu yazının. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/SviqIeKehUI/AAAAAAAAACE/e1eyd3-3WPU/s1600-h/7520_145003437756_557307756_3091512_6914797_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402254815543592258" src="http://2.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/SviqIeKehUI/AAAAAAAAACE/e1eyd3-3WPU/s320/7520_145003437756_557307756_3091512_6914797_n.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 262px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olay nedir, olay yine manyak adam serj in fikridir. çokta güzeldir. &lt;br /&gt;şudur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yukarda gördüğünüz fotoğraftaki gibi fotoğrafınızı çekiyorsunuz. Birebir aynı olması gerekmiyor, hayalgücünüz artık size neler yaptırırsa o şekilde... belki amuda kalkıp elinizi 3 yapıp çekersiniz, belki elinizi ters çevirim çekersiniz belki iki parmağınız sol elden bi parmağınız sağ elden çekersiniz, farketmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bu çektiğiniz fotoğrafları bize iletiyorsunuz, bizde bu fotoğrafları toplayıp bir logo yapıyoruz. ve blog'un logosu olarak yayınlıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizinde bu blogta bi eliniz oluyor, bu işe "el" atmış oluyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilik çektiğiniz fotoları göndermeniz için adresimiz : retributioninfaith@hotmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: mail adresi eskiden info@rif.com idi ama gelen kutusunda bazı sorunlar yaşıyorum. O yüzden mail adresini "retributioninfaith@hotmail.com" yaptım eğer önceden info@rif.com a gönderdiğiniz mail varsa şimdi bu adrese göndermenizi rica ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-6960115051535185532?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/6960115051535185532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/logoya-elinizi-atn-logoda-eliniz-olsun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6960115051535185532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/6960115051535185532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/logoya-elinizi-atn-logoda-eliniz-olsun.html' title='Logoya &quot;elinizi&quot; atın, logoda eliniz olsun.'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_pce9l1wYBIc/SviqIeKehUI/AAAAAAAAACE/e1eyd3-3WPU/s72-c/7520_145003437756_557307756_3091512_6914797_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-4394481876299980138</id><published>2009-11-10T00:37:00.001+02:00</published><updated>2010-06-17T19:08:40.121+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aptal Yazıları Serisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Yıllık İzin.</title><content type='html'>merhaba lan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu hafta çok yoğunum. iş var her gün, ölü gibi geliyorum eve. hafta içi istanbul'da olucam, ölü gibi. sonra geri dönüp bütün gün çalışmaya devam edicem. sonra da bayram yoğunluğu falan bir sürü. muttemelen gibilikten terfi edip, ölmeyi dileyeceğim bi döneme giriyorum. ağlayanım da yok. inanılmaz mutluyum anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sebeple, bu kadar mutluyken, siteye girip bikaç bişiy yapim, du şununla oynayım muhabbetlerine pek giremeyeceğim. an itibariyle siteyle ilgili her türlü fikir, şikayet, naber lan mesajlarını polat, ya da diler'e geçerseniz, onlar şüphesiz ki gerekeni yapacak ehliyete sahiptirler, yapacaklardır. (de ki) ben onları sınırsız irfanımla, (onları) inayetimle yıkayarak yarattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim için de şarkı falan dinleyin, üstünüzü sıkı sıkı örtün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arada girer bakarım yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu yazmazsam&amp;nbsp; çakma bi intihar notu gibi olucaktı, yediremedim eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"I HATE YOU ALL, TAAM MA? I JUST WANNA FUCKIN' DIE. uhuhuh"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-4394481876299980138?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/4394481876299980138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/yllk-izin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4394481876299980138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/4394481876299980138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/yllk-izin.html' title='Yıllık İzin.'/><author><name>Serj</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05321779718544507515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_teCdFDogmAU/STw1rj_NNOI/AAAAAAAAADk/XQ0OY4vPBxs/s1600-R/76571822748c67dcbe1bb6.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-280699524360590612</id><published>2009-11-09T15:55:00.009+02:00</published><updated>2010-06-17T19:09:00.481+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kehützvik'/><title type='text'>-Anne ben fenafillah oldum.  - Ee oha!</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;- yazsana.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;- ne yazayım?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;- bilmem. kusmuklu olsun.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;hey! çok önemli bir yalanı ifşa edeceğim şimdi sana. inan. bütün o kandığın aptal yalanlar gibi buna da inan allahın cezası. ama doğru bu. ya da gerçek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;kusmak bir boka yaramıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ya-ra-mı-yor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;edindiğim deneyimlerden söylüyorum bunu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ya-&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ra-&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;mı-&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;yor!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;öyle çok uzun bir kusma geçmişim yok gerçi. ama yeteri kadar fazla şey kustum ve kusuyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;-bir boka yaramıyorsa neden kusuyorsun?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;bir şey olur. istemediğin bir şey, engellemek istediğin ama uğraşmak istemediğin bir şey. ya da tamamen elinden hiçbir şeyin gelmediği bir şey. sonra vicdan konuşur. kötü konuşur, aşağılar, ağzına sıçar. seni bir bok çukurunda boğmaya kalkışır. cennetin dibindeyken, cehennemin yükseklerine çıktığını sanırsın. sonra seni çatur çutur yere savurur, bütün kaburga kemiklerin kırıldı sanırsın. sadece birkaç duygun, hayalin falan kırılmıştır en fazla. sonra seni sürüklemeye başlar, cennette su toplamış bütün yanıkların süründükçe patlamaya başlar. haddi hesabı olmaz çektiğin acının. işte sırf kendini bundan kurtarma içgüdüsüyle kusarsın. vicdana bir başkaldırı gibidir ya da sadece bir dur deme isteği. kustukça kusarsın, kustukça kusarsın, içinde zerre kalmayıncaya kadar kusarsın ama artık beynin oksitlenmiştir, tamamen temizleyemezsin işte. böyle bir durumdur kusmak. sadece vicdana, bak ben zaten acısını çekiyorum diyebilme isteğidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;tam da bu nedenden dolayı, kusmak bir boka yaramaz. içindekileri boşalttıkça yerine yenileri gelir, en başta kusma düşüncesinin getirdikleri dolar oraya. sonra kusma eyleminin getirdikleri ve kustuktan sonra hissettiklerin dolar. geçmeyen bir mide bulantısı, kendini deli gibi kirli hissetme durumu. ama yanında bir porsiyon rahatlamışlık. tadı her zaman damağında kalacak, ama aşırı pahalı olan o rahatlamışlık duygusu. ve çok da kısa bir süre içinde tükenir, tüketir seni.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;işte bir kere daha ulaşabilmek için o tada, bedelinin ağır olacağını bile bile kusuyorum. hâlâ kusuyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;rezil bir durum var içimde. kendimi kronik manik depresif gibi hissediyorum son zamanlarda. aptal aptal eğlenebiliyorum, kendimi deli mutlu neşeli hissedebiliyorum. sonra birden dibe vuruyor bunlar, bombok ve bomboş oluyorum. gözümde anlamını yitiriyor her şey, her şeyden kurtulmak, sıyrılmak istiyorum. mide bulantım geçsin istiyorum! beni esir eden her türlü bağdan kurtulma düşüncesi; sonra bir de benim esir ettiklerim var. esir ettiğim düşünceler ve duygular. bir yerlerden fırlamalarına izin vermediklerim, tekrar yüzleşmeye cesaret edemediklerimi, kafamı mı yoksa onları mı gömsem kuma karar veremediklerim... bir de bu bağlardan kurtulma düşüncesini esir ediyorum. evet.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;bedeni korkuyla cayır cayır yanan bir insanım ben. bunu bana getiren sıçtığımın süper-egosu. &lt;i&gt;(freud senden nefret ediyorum.)&lt;/i&gt; insanların ne düşündükleri, ne hissettikleri, ne yorum yaptıkları, neye yordukları, yorgunlukları ve yorganları ağzıma sıçıyor tam anlamıyla. &lt;i&gt;(evet, yorgan bir komiklik bir şaka olsun diyeydi. manik bu.)&lt;/i&gt; egoma sıçıyor. benim zavallı ezik egom da, rahat bırakmıyor beni, hiyerarşik düzenin en alt basamağında, idin de altındayım çünkü. şimdi düşünüyorum da, kendini bu sistemin içinde ayır bir basamakta konumlandırmak bir farkındalık mevzusu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ama kimim ki lan ben?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;hakikaten başka bir basamakta durup eziliyor muyum bunların altında, yoksa bu basamakların hepsi ben mi ediyorum?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;bunları bilmemek, bulamamak öldürüyor beni. bazen keşke diyorum, bilginin bu kadar yoğun olmadığı, aklın sınırlarının yarıçapı π olan bir çemberden öte gidemediği bir zamanda yaşasaydım. bilmediğim bu kadar çok şey olduğunu düşünmeden, ağrısız sızısız giderdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;- yaşamışsındır belki nan. reenkarnasyona inanıyorsun ya.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;- bu apayrı bir hikaye olum, karıştırma şimdi, bilgi dedik.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;şey gibi geliyor bana; hani böyle her şeyin kendine ait bir gerçekliği var ya, biz onları doğru bilemesek de kimi zaman; sonra bir de her şeyin kuralı, kanunu, yolu, yordamı var. şeymiş gibi sanki, bütün hepsi tek bir kanunda, kuralda birleşecekmiş, her şey onunla açıklanabilecekmiş, bütün bu uğraşlarımız aslında hem boşuna, hem de o tek gerçekliği bulmak içinmiş gibi. tanrının böyle tanımlanıp tanımlanamayacağını bilmiyorum, ama benim bahsettiğim o değil.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;matematiği, fiziği falan çok severim ben, böyle kurallar, kanunlar, bunların sonucunda formüller. öyle ezberleriyle aram yoktur, yıllardır kolaya kaçtığımdan ama, bunların kanıtları, nereden gelir, nereye giderler falan ilgimi çeker benim. işte hepsinin tek bir yerden geldiğine ve tek bir yere gideceğine inanıyorum; belki &lt;b&gt;4-8-15-16-23-42&lt;/b&gt; verecek bunu bize, belki &lt;b&gt;π&lt;/b&gt;, belki &lt;b&gt;е&lt;/b&gt;, belki &lt;b&gt;α&lt;/b&gt; ya da &lt;b&gt;ß&lt;/b&gt;; tek bildiğim bunun varlığına inanıyorum ve onu bulunca bütün bu kusma ihtiyacının geçeceğini sanıyorum. düşünsene, çözeceksin her şeyi ve acısını çekeceğin daha fazla bir şey kalmayacak, bünyeyi reaksiyona sokacak bir olay olmayacak. ölüm demektir bu belki veya fenafillah ya da nirvana dedikleri şey. ama işte hâlâ yaşıyorsam bu, bunu bulma isteğinden. ya da eskiden hiç olmamasına rağmen yavaş yavaş yerleşmeye başlayan ölüm korkusu da bunu bulamayacak kadar kısa mı yaşarım düşüncesinden. bunu bu yaşamımda bulabileceğime inancım yok gibi, ama belki bir sonrakine aktardıklarımla yetecektir. o yüzden sanırım şimdi olabildiğince çok yaşamalıyım. olabildiğince çok kusmalıyım ve olabildiğince çok olmalı acım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;işte bu yüzden bir boka yaramaz kusmak. çünkü biz sadece tek bir parçayı görüyoruz, tek bir yaşamı ve tek bir insanı. ama ben yine de kusuyorum. hâlâ kusuyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;-inandın mı?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;yalan söyledim ki.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-280699524360590612?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/280699524360590612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/anne-ben-fenafillah-oldum-ee-oha.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/280699524360590612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/280699524360590612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/anne-ben-fenafillah-oldum-ee-oha.html' title='-Anne ben fenafillah oldum.  - Ee oha!'/><author><name>(diler yağız)</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08388116879749165922</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_7Vq-D7N-rCE/S6Tf-ng4FQI/AAAAAAAAALg/YMELpYjEtkc/S220/DSC00314.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-3402151251524829988</id><published>2009-11-09T05:09:00.002+02:00</published><updated>2010-06-17T19:09:03.961+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Gelen Bir Şey Olsun'/><title type='text'>Arpa boyu Otoyol</title><content type='html'>"And I'll smile and I'll learn to pretend and I'll never be open again and I'll have no more dreams to defend and I'll never be open again" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden şu şarkı sözleriyle giriş yaptım bilmiyorum, belki giriş yapamadığımdandır. Şu sıralar beynimde yankılanmaktalar… Dream Theater ı sevmesem bile. Bahanem ise “kevin moore’a saygım var abi ondan yani” ama külliyen yalan. Sevdim ulan işte şarkıyı ama dream theater ı hala sevmiyorum, Kevin Moore için valla abi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ben. Hoşbuldum. Neyse ki rutin Polat girişlerinden bir şey kaybetmemişim sanırım. Kuracak çok cümlem var bugün, ama yazmayı yeni öğrenmiş bir ilkokul çocuğu gibi hissediyorum. Nedendir bilmem? Boş geçen zamanlarımı telafi edebilecek kadar yetenekli değilim, neyse ki güneşe hala kızgınım belki bu yazmama yardımcı olan. Tanımlamaya çalışıyorum kesintileri ama olmuyor. Baksanıza bu yazıyı da “günlük” ten bir sayfaya çevirdim “Tanımlamaya çalışıyorum kesintileri ama olmuyor.” Ne demek?  “bakkala gittim ama ekmek almaya takatim yok” gibi bir şey oldu bu. Çekilmez değil, belki sonuna kadar gitmezsiniz bile ama yine de içimdeki bu karalama isteğini yok edene kadar “kusmam” lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusmam lazım, kusturmam lazım… koşmam ve midemin biraz daha bulanmasını sağlamam lazım. Bir soru yöneltiliyor o sırada “ne yapıyorsun” şeklinde. Her şey yarım kalıyor. Yolumu kesiyor ama farkındalığımı arttırıyor.&lt;br /&gt;Bilmiyorum yine, binlerce soru var aklımda cevaplayamıyorum. Çok klasikleştim şu sıralar. Kamikaze, tepe taklak ya da 180 derece adı her neyse işte.. Bir dinlenme süreci gibi, fakat biraz agresif. Konuşmalar yarar sağlıyor bana, birazcık kötümserleşiyorum ve dökülüyorum. Ne kadar basit bir yapıymış. Biraz önce “tepe taklak” dedim de aklıma geldi, bunu geçenlerde öğrendim. Çok çok uzun bir zaman önce mahkumları ayaklarından asarak saatlerce bazen günlerce o şekilde bırakırlarmış. Hapisanelerden doğan bir terimdir “tepe taklak oldum” deyimi. Bir kişi aslında “tepe taklak oldum” derken neler anlatmaya çalıştığının farkında değildir, zaten bu yüzden tepetaklak olmuştur. Bu arada tepetaklak mı yoksa tepe taklak mı diye yazılıyor acaba? Alakalandırmadan bir daldan bir dala atlayabiliyor, örneğin ben tepe taklak oldum ama bu bilinen anlamında değil maalesef… Kanım çekiliyor gibi hissediyorum, birazcık olsa içinde bir şeyler bulundurmaya çalışan Darth Vader gibiyim. Onunla ilgili yazmıyorum aslında, ama onunla ilgili yazmayışımı etkiliyor maalesef. Lütfen, gerçekten onunla ilgili değil. Bu cümleler kanıt değil. Bir kasıt ya da itham içermeden… Kanım çekiliyor dedim ya hani 6,5 litre kanı binlerle çarpıp üzerine bir o kadar çiş ekleyin, işte öyle bir yakıcılık hissediyorum. Nedenini bilmiyorum, belki bu soyut bir yazı belki olmayanları yazıyorum, belki hikayeleştirmeye çalışıyorum belki de hikayeleştirmek istediğim başka bir yazının önsözünü okuyorsunuz? Ama anlamlandırmaya çalışmayın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda yürümeye çalışırsam birazcık daha ilerleyebilirim diye düşünerek kendimi saflığa bırakıyorum, bak şimdi aklında bir yiyecek tut, şimdi onu 4 böl ve dağıtmaya başla. Sistem seni şimdide bir distirbütör yapıyor, İşte gelmek istediğim nokta aslında bu, kendimizi “yaşayamadığımız” Peki öyleyse kimi yaşıyoruz? Bu kanıya nerden vardım ben? Şöyle; birisi gelip sana “şunu yap ve bunu izle” diyor, ve böyle büyüyorsun bu büyüme ile  şekilleniyorsun, aslında başkasının dayattığı bir şekille yaşıyorsun. Evet sesini duyar gibiyim bunu zaten “kukla” yazısında söylemiştim, ama hala aklımı tırmalamakta. Asıl sorun ise aklımda olan tek şey bu değil. Daha fazlası da var. Şimdi ne olacak? sorusu, evet ne olacak? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu çözemiyorum. Bir yerde durdum, teker durdu, motor durdu, benzin bitti ya da her ne sikimse ama durdu işte. Bu duruş sırasında biraz dinlendim ve aklımda yankılanan tek şey “Şimdi ne olacak?” Ne olacak çözemiyorum, anneme babama arkadaşlarıma dostlarıma bunu soramıyorum, nereye gideceğimi bilmiyorum nereye varacağımı da bilmiyorum. Sadece bu soru. Binlerce yıl aç kalmış bir tahta kurdununun milyonlarca ton ağırlıkta bir tahtayı kemirmeye başlaması gibi beynimi kemiriyor bu soru kafamı? İlk başta basit ve sadeydi, “neden kendi hayatını yaşamıyorsun” ya da “bu hayatı kendine yakıştırıyor musun” ya da en kısa ve net haliyle (uzatmalardan varılacak sonuç) “sen aslında annenin babanın ve çevrenin kuklasısın” ilk insanın kopyasısın. Bu kadar. Ya şimdi? Şimdi daha farklı sorular var ve bu sorular daha iğrenç, mide bulandırıcı, “Şimdi ne olacak?” Lütfen ama lütfen birisi çıkıp bana şimdi ne olacağı hakkında bir şey söylesin artık. Sesimi duyan var mı ? ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce seçenek var önünüzde en popülerlerine bir bakalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi ne olacak? &lt;br /&gt;- Valla bilmiyorum abi bende sen gibi mallaştım&lt;br /&gt;(Diğer bir seçeneği size sunmak için sahneye davet ediyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi ne olacak?&lt;br /&gt;- Kaldığın yerden devam edeceksin…&lt;br /&gt;(İşte bu kabullenmiş olan bir kuklanın sarfettiği cümlelerden biridir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir seçenek &lt;br /&gt;- Şimdi ne sikim olacak?&lt;br /&gt;- Alayını kapatacaksın, biraz zaman ayır belki sorunu bulursun, bulamazsan Allah senin belanı versin, bulursan  ne muradın varsa ayşeye,fatmaya,elife melife versin. Yine sana vermesin, irdeleme lan it! Biz düşünmüyor muyuz sanıyorsun.&lt;br /&gt;(Bu bünye biraz sinirli bir bünyedir. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce insan var binlerce seçenek var ama en popüler 3 cevap yukarda. Sorarsanız bir sikime yaramıyorlar. Evet küfürlü konuşuyorum, sanane?&lt;br /&gt;Kazanımlar sunabilirim, ya da kaybedişler ama bir şeye varamıyacağım. Hep son soru gelecek karşına “şimdi ne olacak” bunun cevabını bilen yok okuyan çözen yok, resmedecek bir ressam yok ya da çok sevecek bir aşığı yok. Belki beste yapılabilir ama sadece MJK tarafından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu neden irdeledim? Neden sordum? Ben son noktaya mı vardım? Saç-ma-la-ma! Saçmalama! Ne son noktası? Asıl kötü olan şey “SON SORU”nun bir “son” olmaması, daha binlerce şey getirip yine sordurması. Beklide cevap budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi ne olacak?&lt;br /&gt;- Bu soru sana binlerce şey getirip başka şeyler yaşatacak ondan sonra yine bu soruyu soracaksın, belki son olur belki olmaz hiç denemedim, bilemiyeceğim.&lt;br /&gt;- Haa doğru lan, haklısın sanırım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adama sormazlar mı ya “ondan sonra ne olacak” diye ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi izninizle siktir olup uyumaya gidiyorum. Umarım kafanıza tecavüz eder bu sorular, uyuyamazsınızda biriniz bir cevap bulur öyle gelir. Dağılın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1468572973118231315-3402151251524829988?l=serj-rif.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serj-rif.blogspot.com/feeds/3402151251524829988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/arpa-boyu-otoyol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3402151251524829988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1468572973118231315/posts/default/3402151251524829988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serj-rif.blogspot.com/2009/11/arpa-boyu-otoyol.html' title='Arpa boyu Otoyol'/><author><name>Polat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06617885958290003293</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1468572973118231315.post-2296461790984246803</id><published>2009-11-08T14:03:00.007+02:00</published><updated>2010-06-17T19:09:07.175+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Radyomuz var, dicey lazım.</title><content type='html'>Sercan'ımsı bir girişle merhaba naber diyorum buradan size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir şey yaptım. Bi' bok yedim. Ama beğenirsiniz belki.&lt;br /&gt;Şimdi sayfanın en sonuna gidin. Gidin bi'. Ne var? thRee Is Fuck. evet. Onun üzerinde gördüğünüz reklamlı zımbırtı ise bizim müstakbel radyomuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm, dedim bir radyomuz olsa, periyodik olarak toplansak, kaynaşsak, nasıl olur? Güzel diğ mi?&lt;br /&gt;Tabii bunun için sorumlu, sorunlu elemanlar lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklam yapmak lazım nan. İnsanlar gelsinler dinlesinler. Sonra büyüyelim, evrenselleşelim, küreselleşelim. Çogzel oyğşh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flatcast güzel bi' şiy. Kullanmak falan da basit, ama öncesinde birkaç bi' şiy yüklemek lazım. Onu da yapıverin bi' zahmet. Böyle "heyyoooo ben dicey olcaaaam" diye çırpınanlar varsa beni bulsunlar. Size bir kullanım kılavuzu hazırladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de çat çut orda da var, böyle yayın yapılırken bir yandan da sosyalleşmek mümkün olsun diye düşünmüşler. Yayın esnasında mikrofonu olanlara konuşma imkanı da tanınmış. vundeba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, bulun beni. Güzel günlere hep beraber gark olalım. Şimdi yayına bir geçince dinleyicilere yardım falan da ederiz kurmak etmek için. Diceylere de direktifleri vereceğim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl, güzel fikir diğ mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Başarıyla kuruldu
