20.5.13

5. günesin altin cagi

          -  rüya zaten, aynı nefese tekrar denk gelmek için yeniden uyanmak değil miydi?

***

bitiğin düşen son kül tutamı hep dağıldı, hep dağıldı.

"umduğunu aradığın saklambaçın ebesi kayıp. oğlum, aynaya baksana biraz, sabah kalktığında eksikliklerini kontrol etsen ya teker teker.  oğluşum, bak, nice defadır, belki de yüzbinkez, çokça ışık yılı ötede titreşen cılız ışık buketinden umduğun medet, alnında yara açmış; kolunu kıran saatler, tek tek eskiye dönüyor. umma, tüm umduklarını kendin siliyorsun ne olduklarını hatırlayamadan. sessiz ol oğlum. dingince feda ettiklerin, sandığın gibi elinin tersiyle araladığın kapıların ötesinde gizli. tek tek açılmasını bekledikçe, öfken dirayetini ezecek ilkin, sonra sözlerin asfalta yapışmış sakız gibi sünecek. anlattıkça kendinle çelişeceksin. her cümlen, her söylediğin aslının çeperini kalınlaştıracak. nefes alamayan kuşlar ölür oğlum. havanın kucağında uçmalarını bekleme. umma sen. sen umunca bokunu çıkartıyorsun.

"kimsenin elinin ardında yemyeşil otlar bitmiyor, kendim gördüm. en karasını da yuttum toprağın, en hırpanî sevgisini de tattım. anasının meyvesi; daldan uzaklaştıkça dikleşiyor yapraklar, filizler. en diri tohumlar, en uzağa düşüyor. sadece ilerleyen, belki koşan notaların porte sonunda boşluğa düşmesi gibi, fısıldaşıyorlar her biri. her birinin paraşüt dermanı aradıkları, yırtıyor havayı çentik çentik. satırlar gübre doluyor. sen sus oğlum. uzağa düştükçe daha da uzaklaş. acı, her daim üzerini eşeledikçe yeşerir. yepyeni ormanların olur kapkara kabuğun üzerinde, içlerinde hayvanlar, içlerinde tebeşir beyazı hayaletler. hayaletlerden korkma oğlum. bana bakamıyorsan, kendini de görme. sök gözlerini, çukurlarına hayvanlar tünesin. en derin çukurun, kalbinin içine sızan hava kadar temiz ancak. is kokusu, asla gitmiyor.

"beyaz, her şeyin özünü kapatan kefen değil midir? topraktan neyi sakınabilrsin oğlum? ağzını kapattığında yok olup gidebilir misin umduğunca? umduğuna söz geçirebilir misin, cevap ver oğlum? sence kim salmış ayaklarını antrasitin ta dibine kadar? kimin kime sözü geçmiş, gidebilmek imkanlar dahilindeyken? oğlum, gidebiliyorsan, ayaklarının amacı var demektir. sarıl, sarın ona. kafanın içinde insan dövüştürdükçe sen, kaçışan anıların olacak. bunu bil. kimseye sus diyemezsin, bilirsin. susan, ölür. giden, ölür. ne mezarlar var, her bir yitmişin yirmi bin fersah arsasında. çocukların top kovaladığı, babalarının uçurtma kovaladığı, annelerinin gelecek kovaladığı bu arsalarda, kaçı koşarken mezar taşlarına takılmıştır, düşündün mü hiç? düşünme evladım. kanın aktıkça, üzerinden her geçişinde "bismillah" dediğin mezarların olacak. terk ettiğin, parça parça unuttuğun, sesini yitirdiğin, gözlerini yitirdiğin, dokunuşunu yitirdiğin kaç ceset taşıyacaksın kim bilir."

***
-  bak aslında, ben hiç kaymamıştım boşluktan aşağıya. hani rüzgar severken tenimi, hiç düşmeyecekmiş gibiydim. ki en çok da bu hiç düşümeyecekmiş gibi'likten, zemindeki kemikleri bile farketmedim. her yer kuru dal parçası. biraz da izmarit.

pazartesi - ben bugün kendimi gördüm, kendimi çizdim. etrafımdakileri silerken, hep dışımdan aldım kavisi, kalın fırçalarla bembeyaz bir karaltı çizdim. onlar yittikçe, içimde kalakaldım. günler bir de bundan zayıf geçiyor. saatler hep takıla düşe ilerliyor. kan kalkınca topraktan, gazi madalyası takacaklar her birine.
salı - ben bugün kimseyi sevmedim. en başta hiçlerin yokluğuyla içimi ılıttım. pamuklarla doldurulmuş, hep taştan doğurulmuş insanlar tanıdım. döndükçe dövüldü zaman, dövüldükçe dünlerdeki her kırıntı etrafa saçıldı. aslında her saat başı nerede olduğunu hatırlamalı insan. en sonuncusundan bu yana çok nefes öldü.
çarşamba - ben bugün tanrıyı tarttım. iki elimle yokladım. en çok da sinirimi okşamışım bu toparlak yanaklarla. bu kirli gözlerle sanat avlamışım. varlığımdan ağır değildi hiç de. ikimiz bir taşı kaldırsak, onun üzerine yıkılırdı şüphesiz. altında kalırdı her ağırlığın, her hasta onun, her fakir onun, her sakat onun, her ceset onun.
perşembe - ben bugün dünyayı dolaştırdım. izin verdiğim her fikrin sokak sokak grileri boyamasını izledim. çocuk gibi, şemsiyeden kılıç kuşandım, leğenden miğfer yaptım, her grinin bir gölgesi vardır ya, gölgelerin gücü adına taş kovaladım. koştum, koştuk. dünyalarca yol koştuktan sonra, yemyeşil dünyanın keyfine vardım. 
cuma - ben bugün uyudum. düştüm. 
cumartesi - ben bugün nefesleri hatırladım. hırıltıları duydum tekrar. parça parça yitip giden her nefesin tıslarını yakalamaya çalıştım. nefesler tutulmuyor. ancak izin verirsen, sen içindeki havayı saldığında partiküllerini tanımaya başlıyorsun. havada nefeslerin kokusu varç
pazar - ben bugün sadece uyumak istedim. saatlerce, günlerce, her dakikasını kontrol edebildiğim efsaneler yaşamak niyetiyle girdim yatağa, sakin hırıltılarla uyudum. duyabildiğim tüm burun çekişleri ciğerlerime hapsetmeye çalıştım. başka niyetim yoktu. duyabilmek istedim. verilen nefesleri içime çekmek, geçmişin her türlü lanet gölgesini ehlileştirerek, kendimi dinginleştirmeyi umdum.

umma, isteme, dileme, çalışma, düşünme, bekleme, sus.

"şimdi uyu oğlum. ben konuştukça kaybettiğin dakikaları sana veren olmayacak, bilirsin. her zaman korunmaz çocuk, her zaman taytaylayamazsın deli gibi koşması gerekirken. ne ömrüm yetti ne de seninki yetecek. doğduk, yeşerdik, öldük, griye dönüyoruz. her limanın bir köpeği var. bekle sakince. perdeler kalktığı zaman, hiçe uyandığında, uyuduğun son düşü hatırlamayacaksın bile. üzerine basacaklar, sana takılıp düşecek çocuklar, babalar, anneler. dallarında yeni model kuşlar uçacak. sigaranı söndür usulca. uyu. uyu oğlum. uyanık kaldığında bir bok değişmiyor. insanlar hareketsiz kalmaz sen bakmayınca. zaman donmaz."

paketi buruşturup atarken vedalaşsaydım her biriyle, çok da boş geçmemiş olacaktı zamanım. bembeyaza boyamıyor muyuz her şeyin özünü? kül hep dağılır. külü toplar, çöpe dökersin. tekrar sarmazsın defalarca içebilmek için. içine akan zehir, işini halletmiştir, yitip ciğerinden parçalarla defnedilir. 

o lanet olası kül, hep dağılır. asla yakalayamazsın nefesi. başka bir şekilde kokusunu duyarsın, uçan uçaktır, yüzen gemidir, kıvrılan yollardır her es geçen nefes. dağılır, gidersin.

iyi geceler. yarın pazartesi, tırnaklarımı keseceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı