Müziksel Genç Dimağlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müziksel Genç Dimağlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.1.09

Poalt’a, Poalt için Tekzip

Tavsiye Lan Bu Sefer adlı Hasar yazısını okuyan arkadaşlarım çıldırdı, kafayı yedi.

kimi yetersiz buldu, kimi galeyana geldi, kimi davos’ta peres’e ayar verdi(yürü be başbakanım! for the horde!)(bu arada rte wow oynasaydı kesin night elf rogue açardı, açıklaması zor)

neyse, dedim “ulan serj, yap o listeyi, yap. jacob’un listesi gibi olsun, yürü lan!”

yapıyorum, işte tarihe şahit oluyorsunuz, sakin olun.

ilk önce önce sakin, ardından hareketliye doğru giden bir ivme yapacak olsam da vazgeçtim. tüm arşivi wmp’ye attım; şansıma güveniyorum.

bu arada, güneş’in radyosunda yayın yapma gibi bi hayalim var, (böyle söyliyim götü kalksın, oo lelli) eğer kısmet olursa, bu listeyle çıkıcam bebeyim.

ilk şarkımız “Judas Priest”ten geliyor, bir marty mcfly((:) cover’ı. “johnny b. goode”. rob halford’un apayrı bir perdeden, apayrı bir solukla söylediği; klasiğin en yutulabilir formu. devam devam…

ikinci şarkımız artık memorandum ve burning- a wish hallerinden feci ıraklamış lacrimas profundere’den geliyor: “solicitude, silence”. bu şarkıyı bir grup şahsa da hediye edip, selam yollamak istiyorum evet. alakası olmayan, zorlamasak asla dinlemeyeceği bir grubu ısrarlarımız üzerine çalmaya çalışan, çalan, büyük görev insanı mesut; grubumun uzun saçlı tek elemanı tospaa ve lacrimas’ı sevdiğini bildiğim gökan’a armağan etmek istiyorum. sevin.

bu eser kalbimizde yeri ayrı olan, israil’in gülü, musa’nın çocuklarından geliyor. orphaned landthe beloved’s cry”. hem bu kadar basit, hem de bu kadar içten ve eksiksiz şarkılar daha bir yerinde oluyor bazen. tercih tabi. seviyoruz seni orphaned land, kobi :*

listemizin 4. şarkısı en birinci gruplarımdan the tea party’den geliyor. aklımda hep bu şarkıyla ilgili bir sürü proje var. bu şarkının fonunu oluşturduğu bir film örneğin, final sahnesi. çöl, sıcak, boğucu. her şey bitmiş. bir baba hasta, kurtarılmaya çalışılıyor. film bununla alakalı zaten. uzakta hastane görülüyor. yetişemiyor. oğlun farkettiği anda “the halcyon days” giriyor. gözlerim doldu evet.

sıradaki şarkımız alice cooper’dan. “school’s out”. açıkçası guitar hero iii – legends of rock’a kadar dinlememiştim hiç, kötü olmuş. bu arada bir dip bilgi. bu albümle, pink floyd’un the wall albümünün prodüktörü aynı(isim veremeyeceğim). ve bu şarkıda ve another brick in the wall’da kullanılan çocuk korosu aynı, ve fikir prodüktörden. “schooool’s out fooor summer! schoool’s out for-ever!” negzel nan.

bu listede metallica’ya yer vermeliydim. en iyi albümüne gittim. oranın en iyi şarkısını aldım. metallica’nın ilk dinlediğim albümüdür “… and justice for all”. henüz 14-15 yaşındayım. onur abimden çekmiştim kaseti. ilk o şarkı ağzıma sıçmıştı. diğerleri çok hızlıydı, ya da çok sertti. işte bu istenen fırsatı sunuyordu. körfez savaşı’na bir öfke nöbeti, “one

bu şarkıyı bir çoğunuz bilmiyorsunuz. erdem ve benim şizofren eşiğimdir bu şarkı. arşivde rastgele bulduk, sevdik. sorduk bilen yok, grubu bilen yok, albümü bilen yok. google’ın ihaneti tam bu şarkıya denk gelir, google’da yok. “i was dead inside”, ferhat göçer’in yastayım adlı eseri bu “Deepressive Oriental Doom With Grunts From Hell” janrındaki eserden çalıntıdır. sene 2004, albüm memories. :*

tool. nereye koyacağımı şaşırdım açıkçası. açılış için “the grudge”’ı düşünmüştüm. geçen ek$i’ye gökan için yazmıştım; dinleyince nedense aklıma gökan geliyor diye. tam bir açılış şarkısı bu. ama maalesef giremiyor listeye:( çünkü “third eye” var, 14 dakikalık arınma ritüeli, göz, kan. bu şarkı polat’a gelsin. gözünden kan aksın, görünce mutlu olamasın. “… so good to see you once again…”

kalmah’a doğru düzgün hiç ısınamadım. kötü grup değil, kesinlikle. ama vokal, çok itici. erdem’i çok üzdüğümü sanmıyorum sevmeyerek, ama dinlemek isterdim. o ne lan? neyse. belki de ilk kez sevdiğim için en sevdiğim kalmah şarkısı “dance of the water”. dinleyin lan.

kanımca en güzel lake of tears albümü forever autumn’u burun farkıyla geçen “headstones”’tur. o albümde headstones ve dreamdemons en sevdiğim iki şarkı fakat, nedense tam buraya bir “sweetwater” koymak istedim, tam oraya evet. bu şarkıda anımsayamadığım bir umudum gizli sevgili gönül dostları. ulan o adamı o tatlı su kaynağına götürse her şey daha iyi olucakmış gibi. solosu da güzel lan.

in the woods… çok menem bir grupmuş. bugün eda, “yordu grup beni feci” dedi. sinirlerim bozulsa da haklı kız. yorgun müziği bu. 299,796 km/s dışında hepsi öyle şarkıların. birde bardo, enstruman sevişmesi o. neyse bu eda’ya gelsin, “closing in

tamam piyasa oldu, tamam zaten müzikal bi çizgileri yoktu, tamam amy lee’nin kaymağını deli yediler(ne yiyosunuz lan hırbolar)… bir sürüsü var daha. ama, ufakken tapıyordum lan ben onlara, ergendim o zaman, pipim ve sivilcelerim vardı. geçmişe saygı. evanescence’den geliyor, “bring me to life”, güzel güzel. erdem’e gelsin bu da, evanescence’i çok sever, ööle bööle değil. şöyle:

o(0)ooo (nah bu)

listede ikinci defa olmasını istediğim bir grup. göt grup, acayip grup. kendisine hem bu kadar küfredilip böyle işlere imza atmış grup. metallica, “master of puppets” ama s&m versiyonu. ulan orda olmak vardı lan!

bu şarkıyla ilgili acayip ilginç bi anım var. bana ilginç. vh1’ı açmıştım, vh1 rocks var. bunlar çıktı. daha önce hiç dinlememiştim. sevdim, çok sevdim. ertesi gün radyoyu açtım, ilk çalan şarkı yine o. alice in chains, would? aşkım bitanem opeth de coverladı, 10 numara oldu. öyle de özel bi şarkı. mikael :*

ahah opeth yok di mi, 7 kelime: the face of melinda akabinde, reverie/harlequin forest. noldu boşaldınız di mi?

o zaman bi de muse’dan gelsin: “knights of cydonia” bu şarkıyı ghiii’te çalmak gibisi yoktur. bi de raining blood’u, bi de one’ı, bi de the metal’ı, bi de…

bu şarkı ipek’e gelsin. dredg, scissor lock. çogzel nan.

güneş’e de bi tane “slain memories” çaldım mı, oldu bu iş. noumena’dan…

***

aa ben kaldım lan?

tool’dan gelsin. “jimmy”. nasıl da canım çekti.

neyse canlar, polat liste böyle yapılır. respect bro!

ben de yavaştan yol alayım: “i’m heading back, hoooooooooooooooooooooooooooome!”

***

kim bu listeyi yapıp bir kez dinlerse, vajinal-klitoral-mental orgazmların doruğuna ulaşır.

ben öyle oluyorum babs.

28.1.09

Tavsiye lan bu sefer

Şimdi ben size bir kaç şarkı armağan etmek istiyorum. Yani dinlemek zorunda değilsiniz tabi ama dinleyin anasını satıyım bir şey kaybetmezsiniz. En nihayetinde müzik..

Öncelikle şöyle bir giriş yapmak istiyorum (ki psikolojik halinizi bilmediğimden dolayı) Opeth - Burden (Watershed 2008 albümü) Serj manyağı yüzünden kendileri aklıma gelmiştir bu saatlerde. Koyduğu player yüzünden. Bu arada saat 12:35 birazdan öğle yemeği yiyeceğim için kendimi iyi hissetmem lazım ama iştahım yok. Her neyse. Sonuna kadar bunu iliklerinizde hissetmenizi istiyorum. O sonlara doğru atılan solonun klavyenizde bunun gibi bir yazıyı yazmanız için size bir enerji vereceğine emin olun. Salak insanları düşünmeyin. Bu arada Serj eşmanyaktanda bir talebim olacak. O da en yakın zamanda "burden" ın türkçe sözlerinin yayınlanmasıdır. Saygılar.

Arkasından açmanız gereken şarkı bir nefes alma niteliğinde olmalı. İşte bu noktada içeri bir progressive topu atmalısınız. Gol olur korkmayın. Oceansize - Music for a nurse(Everything Into Position albümü) iyi bir seçim emin olun. Bu şarkıyı birde uyumadan önce dinlenemizi tavsiye ederim. Yatağa uzanın kulaklığı takın ve "rastgele modu"ndan çıkın. 45864648 defa "Repeat" a bastıktan sonra uykuya dalmaya çalışın. Deneyimlerinizi burda paylaşmanızı istiyorum. Mümkünse tabi..

Bunun arkasından gaz bir parçayla devam etmeniz şiddetle sabit kılınır. Lütfen hemen mp3 arşivinize girin ve ordaki parçalar içinde size gaz gelebilecek parçayı seçin. Size tavsiyem Moonspel - Night Eternal (Night Eternal 2008 albümünden)... Hatta mümkünse klibini izlemelisiniz. Ha unutmadan Serjkhan Tercüme bürolarına saygılarımı ileterekten bu şarkının da türkçe sözlerini rica edeceğim. Bu acizane istek eşmanyak kardeşimi fazla yormamak umuduyla.

Biraz önceki gaz parçanın size verdiği o adını bilmediğim hormonun yüksek derecede bağımlılık yapmaması için direk bir dönüş yapıyoruz ve Opeth - To bid you farwell (Morningrise 1996 albümünden) diyorum. Sakın ama sakın kendinizi fazla kaptırmayın. Bu şarkı bambaşkadır çünkü. Anlattıklarını "müzik evrenseldir abi sözlerini duymama gerek yok" diyerekten anlayamazsınız. 1996 yılında ilk isveçte daha sonra tüm avrupa ülkelerinde ardından da Türkiye dahil olmak üzere çoğu ülkede yasaklanmıştır. Nedeni intihara meyil vermesi. Toplu alanlarda, radyoda ve televizyonda yayınlanması yasaktır. Bu konuda gayet ciddiyim efenim. Bu yüzden bu sefer serj'den bunu tercüme etmesini istemiyeceğim. Gidin kendiniz bulun bi yerlerden. Ama unutmayın ki bu garip bir şarkı.

Şimdi biraz keşif sonucu çıkan mücevherleri izleyeceksiniz. Riverside - Reality Dream 2 (Out of myself 2003 albümünden) Ben bu şarkı hakkında fazla bir şey yazmak istemiyorum yüksek müsadenizle.. Dinleyiniz lütfen. Arkasından aynı grubun aynı albümünden The Curtain Falls açınız. Bitişi In Two Minds ile yaparsanız büyük bir haz alacağınızdan eminim. Dediğim gibi pek fazla bir şey yazmak istemiyorum bunlar hakkında. Zaten yazamam.

Bunları hissetmeye çalışan bünyeyi bu sefer Everything In Its Right Place (Radiohead) ile yalnız bırakmak istiyorum. Tavsiyem falan değil. Bunu resmen aklıma geldi diye yazdım. Son önemlidir. Sonu siz seçin. Saygılar, iyi dinlemeler...

19.1.09

Ah O Şarkı...

merhaba, naber lan?

sebepsiz bir yüzleşme içerisindeyim bu aralar blogumla. sevgi/saygı uzuvlarına değilmesi gerekiyor şu evrede. sürekli, "yeni şeyler yapmam lazım, küstürdüm herkesi mehühü" kayıntıları aklıma düşüyor, nitekim sinirlerim bozuluyor. o sebepten dönüp dolaşıyorum. player ekledim, benim sevdiklerimi dinlemek zorundasınız. napim lan? elimden gelen bu.

niye küstünüz lan? yazıları mı beğenmediniz? beğenmediyseniz en başta neden gelmediniz? dayanılmaz bir herif miyim? sıkıyor muyum sizi? bu konuya bikaç gün içerisinde dönücem. canım sıkıldı, alakasız... ondan bi entrance eyledim, hani kulağınızı çekicem gibisinden. korkun benden.

***

dilerseniz bu güzel pazağrtesi ismini uygun gördüğümüz haftanın en birinci günü, ne kadar değerlideğişilmezfaydalıvitaminbarındıran müzik adını verdiğimiz şey hakkında ileri-geri konuşalım, yıkalım bu düzeni. ne dersiğiz?

müzik hafızası. iflah adlı ne olduğunu bilmediğim organımızı ya çok seven ya da nefret eden bişey bu, karar vermedim henüz. belki çok sevdiğinden ve de iflahtan aldığı tepkilerin pozitifliğinden "sevişelim bebeyim" dedi bu, ya da o kadar nefret ediyor ki; "sikerim ben bu iflahı" dedi, bilmiyorum. ikincisi daha muthemel.

neden karar veremedim?

iflah ne demek? felaha kavuşmak, felahlamak demek. japonların "l" harfini peltek bir "r" olarak söylediği gibi bu da fe"r"ahlamak olmuş, ilginç.

ha o ki, alakası yok. "senin kurtuluş yollarınla alıp veremediğim var" demek birine, çok gornografik. acayip bir nefret biçemi. ama saçma. "antikorlarını siktiminin" gibi. sevmedim.

neyse dağıtıyorum yine, müzik hafızası nedir? amnezikler için üstünden geçelim:

bir şarkının, albümün, sanatçının vs, müzikle alakadar bir olgunun; bir olayı anımsatması, atmosferi değiştirmesi olayıdır. örneğin uçluğu bir sürü değişkenin yoğunluğuna ve asıl örneğin derinliğine bağlıdır. (tam tanım kasan ezik sözlük yazarı gibi oldu lan dedirten tanım)

örnek: 4 yıl önceydi, o zamanlar bi kız arkadaşım vardı. ev arkadaşımın "buckethead diye manyak bi adam var, alın bu da albümü 'colma'" demesiyle, gece bu albümün loop'a alınmasıyla başlıyor. gece dişler fırçalanıyor(düzenli fırçalardım o zaman, peh), toolet yapılıyor, yatağa giriliyordu hanım arkadaşla. gece buckethead çalıyor.

bir gece, 10 gece, bir ay, bir sürü ay böyle gidiyor(ne abartırmışım lan?).

ayrıldıktan sonra geçen uzun süre, kovakafanın artık bayması, değişen zevkler vs artık 'colma'nın dinlenmemesi anlamına geliyor bir yerde. dinlenmiyor.

aradan geçen süre zarfında bikaç kez rastgeliniyor, "aa o şarkı lan" şaşırtısı giderek değişik formlara bürünüyor haliyle. zaman aralıklarına göre değişiyor.

geçen özlemişim kova adamı, indirdim. farkında olmadan iki gün dinlemişim. ama çok farklı bebeğim. hakkımda ileri geri konuşulmaması için belirteyim. "o günleri çok özledin diy mi kız" demeyin bana, sadece zamanı özlemekle alakalı bu. oyuncak valizimi buldum diyelim mesela, 10 senedir görmemişim; aynı. ya amelie'nin bulduğu hatıra kutusunu verdiği amcayı hatırlayın; gibi.

acaba bu hafıza beynimizin tam olarak neresini uyarıyor ve de hırpalıyor(felah ne alaka)?

araştırmacı kişiliğimin pek yemediği bi konu olmakla beraber, pek de umurumda değil açıkçası. sizin de olmasın. misal, ... vazgeçtim, yok misal falan. kurcalamayın, eğer kurcalarsanız, aklınızdan olursunuz; dinden çıkarsınız. yaa yaa.

tek gerçeklik sıklık bu noktada. yoğunluk.

1 kere dinlediğiniz bir şarkı, ne kadar mükkemmel, ne kadar ohaa! bir olay esnasında dinlenirse dinlensin; bu kapsama girmez. giremez daha doğrusu. sistem reddeder. sadece fon müziği olur, dinleyip "aah" dersiniz kesin, ama zaman için bir getirisi götürüsü olmaz. yani gözünü kapattığında hala aynı yerde olduğundan eminsindir, insana şaşırma şansı bile vermez.

ama o şans gerçekten çok güzel bişey. harika.

biraz mazoşizm de varsa işin içinde, tam şaraplık işte. bira, rakı, absinthe, kurtarmaz, kurtaramaz. şarap bebeyim, iğrenç, mide bulandırıcı bi şarap.

olayın derinliği, sıklıktan biraz daha arka planda kalıyor. sebebini bulamadım hala, ama bulabileceğimden eminim.

sevdiceğim retribution spec'li şimdilerin level 80 paladin'i Breieler the Explorer'ımı yeni yetiştirdiğim zamanlarda, 30-58 aralığı acayip sıkıcıydı. item bulamazsın, alt karakter kasanlarla instance'a girmek için isteğin kalmaz. swamp of sorrows, ungoro crater, ashenvale gibi en iğrenç quest zone'lar burada.

o aralar the tea party ve dredg kasmıştım kaba tabirle. şimdi ne zaman "not that simple" başlasa, içim kapanıyor, midem bulanıyor.

ama level kasmak ulan? çok mu derin?

pıss.

mother earth dinlemeye göreyim within temptation'dan. eyvah eyvah!

ipek'le ilk evimiz. annem terminalden alacağım kekpoğaçabiberdolması kombinezonundan bir yelpaze seçmiş paketlemiş. onu almaya gidicem.

hep bu sebeple evden tek başıma çıkacağımda walkman'den ipek'in "deep forest" kasedinin üzerine çekilmiş seçmece eserleri dinlerdim.

mother earth, ice queen within temptation'dan; him'den bir sürü. don't fear the reaper'ın pasaj bölümündeki o klavye arpeji, yağmur, çatı, sesi aç sonuna kadar uğur, bira.

nedense o minibüsle giderken yaşadıklarım değil de genel olarak o dönem geliyor.

zaman yaklaştıkça bugüne, bakıyorum da eskisi gibi değil. hafızamı kaybediyorum. belki şimdi dinlenenlerin hafızada yer alması için daha çok süre gerekiyordur, bilmiyorum. ama doyurucu değil.

tool hiçbir zaman o gruplardan olmamıştır. bu da sanırım sürekli, her devrede hiç değişmeden dinlediğimden olsa gerek, hakeza opeth.

ha opeth'in sadece "orchid" albümü öyledir. birek roz imortır var çünkü.

kış, sömestr bitmiş. o zamanki sevdicek, sabah gelecek. uyuyamamışım. kalktım, çok zor ısındığım orchid'e ısınamadığım zamanlar. açtım orchid'i, o alttan çalarken diablo ii: the lord of destruction oynuyorum. gün doğuyor, sevdicek geliyor falan.

ama bütün gece o albümle geçiyor. sürekli dinleyip başka bir şarkı sandığım "the twilight is my rope" ve "black rose immortal" iflahımla uğraşıyorlar şimdi. bütün albümde en sevdiğim ikinci opeth albümü oluyor. ne güzel.

***

neden okumuyorsunuz lan beni artık? eda? poalt? bi sayko vardı? rodumkıralıçam? seryat?

küstünüz mü bana?

:(

18.7.08

muhtemel onbir -bizimevdeulamavar-

evet sevgili arkadaşlar, değerli okuyucular,

öhöm, düşünüyoruz, eğleniyoruz, arada zevk aldığımız işler bunlar. işkence zamanlarımız da olmuyor değil. yayınımıza yurdumunzun küçük bir beldesinden katılan g.h. nefret ettiği ödevleri yaparken, dinlemekten nedense vazgeçmediği bir eseri 1200. kez dinlemekte. normalde sessiz, sakin bir o kadar atik olan deneğimiz x, bu türle konuya odaklanıyor, deşarj/reşarj oluyor, kendini buluyor. devam etsin.

peki neden müzik dinleyerek sinir hücrelerimiz rahatlatıp, beynimizi boşaltıyoruz? işin asıl ilginç tarafı, beslenebilir beyin, egonun zayıf bölgelerini müzik ile nasıl doldurup; içki mezesi yapıyor, ağlatabiliyor, hatıra zinciri yapıp anlık zihinsel yolculuklara çıkarıyor? irdeliyelim.

efenim, saygıdeğer humanoidler olarak, seslere son derece hakim olmakla beraber, kişisel tecrübe ve bilgilerimizden yola çıkarak, söz konusu sesleri yoğurabilme; duygu verebilme, annemizden tek gözyaşı ve sınırsız çemkirme alt yapısı kurarak mama, balon parası alabilmekteyiz. 3 yaşından itibaren, bilinçli olarak kullanabildiğimiz sesimiz; iddia ediyorum ki en önemli tepkilerimizin odağında yer almakta.

alt dalı olan müzik ise, genel olarak söz sanatları ile birleşip asıl vurucu niteliğine bürünmekte. kompozisyonun, müzik ve lirik ile tek vücut hale gelmesi ile bütünleşip esas doğruyu ortaya koyması; her bireye apayrı şeyler hissettirerek masif etkilere oldukça çeşitli yollardan ulaşabiliyor. her farklı bireyin eserle ilgili düşünceleri, kişinin genel zevklerine, genel-geçer hırboluklarına, tecrübelerine, yaşantıların şarkı ile olan bağlantısına vs. gibi iç-dış etkilerle değişebiliyor; hissettiklerinin şiddeti artıp azalabiliyor.

son zamanlarda, genel olarak tavsiyeler doğrultusunda dinlemeye başladığım birkaç grubun, diğerleri arasındaki yeri sadece tümdengelim gibi görünse de, zamansal ve genel geçer hırboluklarımın birer sonucu olduğunu görmem; aslında bu yazının iskeletini oluşturdu. birkaç zaman önce, dağınık-klasik, ne olsa dinlerimcilikten bi adım ötede, oldukça geniş, ama bulanık bir müzik tarzına sahiptim nitekim. ki o zamanlar müziğin sadece vakit geçirmek maksatlı ya da can sıkıntısı giderici niteliğinde olduğunu, sadece bu amaçla dinlenebileceğini düşünürdüm.

zaman geçtikçe, boş zaman arttıkça, ya bir şeyler daha manadar gelmeye başladı ya da bünyeler artık müziğe, artizme, adrenaline, duyguya, vs. müziğin verebileceği özgün şeylere doymamaya doğru yol aldı.

yolda yürürken, kulağındaki kulaklıkla dangalak dangalak(!) hareketler yapan, yer yer gözlerini kapatıp klip fantazisinde olduğunu düşündüğünüz gören biri görürseniz; benimdir, ya da takdir edeceğim biridir - öpüyorum kendisini buradan :* -

"ahaha, salaa bak lan" dediğinizi duyar gibiyim. evet, normal bişi değil, anormal de değil lakin. susayanın su içmesi, midesi bulananın kusması ve dahi ihtiyacı olanın sokakta yapması sadece. yok tabi, sokakta sıçmıyorum. istisnalar olmuyor değil.

neyse, müziğin, sevilen bir şeyin doya doya yaşanabilmesi gerektiği kastettiğim. çünkü müzik, gerektiğinde öfke ile "suratına sıçayım" dediğinizin sanal boşalmasıdır, sevdiğinizin yanınıza gelmesidir, sisteme küfürlerinizi riyakarca değil -tam suratına- çalabildiğiniz yerdir, aşktır, sevgidir, öfkedir, dalgadır, danstır. bana dangalak diyeni göbek atarken görürsen eğer, ağzına sıçma hakkına sonuna kadar sahibim, kırarım boynunu iblis.

bakın şimdi, tool dinleyelim beraber, açın playlistleri. açtınızsa, buyrun forty-six and 2. evet evet, açın. 02:31'e kadar gelelim beraber, en kasıntılarınızın bile surat ifadesini az biraz olası farkla görebiliyorum. progres'ten karnınızın sancıdığının, suratınızın kasıldığının, içinizde tarif edemediğiniz bir şeyin kıpırdadığının farkında olun. deneyin? bu şarkıyı (kendini verip de) surat ifadesi değişmeden dinleyen kimseyi görmedim henüz.

deneyin, opeth açın oradan, face of melinda'ya geçin. şarkı bitene kadar boşalmadan dinleyebilin bakalım. ihtimal yok. ya da opeth iğrenç bir gruptur size göre, saygım var.

demem o ki, devrin buluğ çağını çoktan ertelemiş olmasıyla beraber, düşünceler, duygular, anılar, kimlikler vs. değişiyor; progres devamlı yükselmiyor lakin. "rosetta stoned" da olduğu gibi iniyor, çıkıyor; yer yer öfke patlıyor, yer yer çöküşler aman vermiyor.

"holy fucking shit"

kişisel olarak, heyecan verici olduğu için, ivmenin tam merkezinde yer aldığı için, tatmin ettiği ve her gelecek phase'in nihayetinde göt olmak sonsuz hoşuma gittiği için progressive; öfke ve acının mükemmel birleşimi, gazın dik alası, enstrümental hayvanlık sebebiyle doom-death; progressive'in en yaratıcı alt dalı olan, atmosferin asla sıkmayacağı, duygu barındıran, zeki beyinlerin ürünü avantgarde dinliyorum.

ben buyum. siz de neden öyle iseniz g.h gibi ödev yaparken dahi "onu" dinliyorsunuz. kafa meselesi, kalp meselesi, para meselesi, kız meselesi, ders meselesi, mesele meselesi, hepsi arkadaştan önce müzikten yardım istenen şeyler.

inanın, farkında olmasanız da; erkek arkadaşınızdan ayrıldığınız ilk anda kafanızdaki playlist "melankoli basili.m3u" adlı listeyi, "repeat all", "shuffle on" şekilde çalmaya başlıyor. ki artık ilk klibiniz "böhü.mpg" oynuyor, oynuyor.

müzikle kalın.

11.7.08

Frenzy - Frequently Unavailible

Sevdiceklerim...

Bir kısmınızın bildiği gibi, bir kaç arkadaşımla ben geyikle karışık bir grup kurmuştuk fi tarihinde.

Evet hala grup olarak elle tutulur bir şey hazırlayamadık, Erdem ve ben aklımızdaki bir kaç melodi ve akoru şu şekilde düzenleyip sunma kararı almıştık, buraya nasipmiş.

İsmi birazcık duplicate olduğu için, sildim. Belki tavsiye de yapabilirsiniz isim için, size kalmış, tabi.


Frenzy

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı

Buraya Kadar İnebilenlerin Kahvaltısı